Çok Okunanlar

'Hanımefendi danışmanı'ndan Atatürk düşmanına: 'Yanındayız kardeşim'

Sincan'da Gökçek krizi

CHP milletvekili hayatını kaybetti

AKP anketinde İstanbul için öne çıkan 3 isim

'İstanbul'un AKP adayı artık belli'

ABC Kritik | Nejla Kurul | Karma eğitimi savunmak gerek

Türkiye’de “olamaz” dediğimiz pek çok şey, iktidar eliyle gündeme getiriliyor, “olmalı” dediğimiz pek çok durum da iktidarın elinin tersiyle itiliyor. Bugünlerde siyasal iktidar Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde değişiklik yaparak karma eğitime karşı bir adım daha attı. Yapılan değişiklikle nüfus ve öğrencinin az olduğu yerleşim yerlerinde genel lise, meslek lisesi ve teknik lisedeki programları tek lisede toplayan çok programlı liselerde kız ve erkek ayrı eğitim yapılmasının önü açılmış oldu. Yönetmelikte liselerin açılmasına ilişkin esasların düzenlendiği bölümden “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır” maddesi yapılan bir değişiklikle kaldırıldı. Bütün eğitim kurumlarının harem-selamlık olarak kurgulanmasını talep edenler kimler? Ataerkil hiyerarşik düzeninin daha etkin biçimde muhafaza edilmesini talep eden tarikatlar. O zaman tarikatların istekleri doğrultusunda imam hatip liselerinin dışında Anadolu liselerinin de kız ve erkek lisesi olarak ayrılmasının kapısı aralanmış oluyor.

Toplumsal Sınıf, Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Etnik Kimlik Kesişimleri

Siyasal iktidar ne yapmak istiyor? Yanıt çok açık! Toplumsal cinsiyete dayalı bir çitleme. Farklı gerekçelerle, özellikle cinsiyeti “doğallaştırarak” kadınları bir çitin içine, erkekleri de başka bir çitin içine koyarak karşılaşmalarını engellemek, ayrı çitlerde evcillik ideolojisi habitusunu güçlendirmek ve cinsiyetler arasında hiyerarşiler yaratmak, asıl olarak kadınları değersizleştirmek, yeniden üretim alanına sıkıştırmak ve yoksullaştırmak. Bu kurguda farklı cinsel yönelimler ve cinsel kimlikler zaten yoklar. Bu betimlemenin tümü değerlendirildiğinde, toplumsal cinsiyete dayalı çitleme, Federici’nin ifadesiyle[1] “sınıf ilişkilerinin bir özgülleşmesi” olarak ortaya çıkıyor.

Kapitalist sistem hep toplumsal çitlemelerle, yani doğa ve insan toplulukları arasına duvar örme, sınır koyma yoluyla, kendini 500 yıldır devam ettiriyor, yani sistem iktidar ilişkileri yoluyla, insanları birbirlerine ve hatta kendilerine yabancılaştıran farklılıkları, eşitsizlikleri, hiyerarşileri ve ayrımları, dönemin özgül koşullarına göre yeniden düzenliyor. Yani ücretli emek sömürüsü, artı değer sömürüsü yanında, toplumu, emeği kendi içinde ayırımlara tabi tutuyor.

Maaş ve ücret farklılaştırmaları yoluyla emek katmanlarının içine hiyerarşiler yerleştiriyor, her coğrafyada ırk ve renk ayrımlarıyla sınırlar örüyor, Türk, Kürt ve Suriye’li olmayı bir hiyerarşiye tabi tutuyor ve eşitsiz durumu sabitliyor, din ve mezhep ayrışmasını hiyerarşik olarak örgütlüyor. Son dönem kutuplaştırmaları ve ayrıştırmalarının, ittifaklarıyla birlikte siyasal iktidarı nasıl güçlendirdiğini, yan yana gelmeye korkan muhalefeti de nasıl zayıflattığını hep birlikte gözlemledik.

Karma eğitimi kaldırmayı, kadın ve erkek arasına çit koymayı isteyenler, İslami düşünceyi, kadını korumayı öne sürseler de işsizlik oranlarının çok yükseldiği günümüz istihdamsız büyüme koşullarında, kapitalizme ve ataerkil düzene de hizmet etmiş oluyorlar.

Tek Cinsiyetli Eğitime Yönelmenin Nedenleri

 “Karma eğitimden neden vazgeçilmek istendiği ve bunun ne anlama geldiği sorusunun izini sürelim. Yanıtın birkaç boyutu var kanımca. Birincisi tüm öğretmenlerin bildiği, dindar bir nesil yetiştirme hedefi var. Dini yorumların büyük bir kısmında ataerkil bir değer sistemi, dolayısıyla eril bir cinsiyet rejiminin söz konusu olduğunu biliyoruz. Bu değerlerin muhafaza edilmesi ve yaygınlaşması için, kadınların aleyhine bile olsa, “evcillik ideolojisi” yeniden üretilmek isteniyor, bu tek cinsiyetli eğitimle daha kolay olacaktır. Bu durumda okullarda cinsiyetçi bir “habitus”un yaygınlaşması ve yerleşmesi söz konusu olacaktır. 

İkincisi, son yıllarda okul içinde ve dışında çocuklara, kadınlara yönelik gittikçe artan bir taciz, istismar ve şiddet var. Siyasal iktidar “zayıf olanı koruma ve kollama” adına,  zaman zaman dinsel yorumlara dayanmadan da şiddet karşısında çözümün tek cinsiyetli eğitimde olduğunu ifade ediyor olmalı. Ama şiddetin nedeni cinsiyetlerin yan yana eğitim görmesi değildir; şiddeti önlemek tek cinsiyetli eğitimle çözülemeyecek kadar karmaşık ve katmanlı bir olgudur. Hatta tek cinsiyetli eğitim, erkek şiddetinin artışına yol açabilir. Tek cinsiyetli okullar, erkekliğin kışkırtılması ve kadının evcillik ideolojisi içinde güç yitimine uğratılmasıyla, evde, sokakta ve kentte şiddeti besleyebilir. Öte yandan kız çocuklarının ve kadının zayıf ve kurban konumuna indirgenmesi şiddeti artırır. Erkek cinayetleri ve istismarları, çoğunlukla okulda değil, evde ve sokakta oluyor. Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler şiddetin yaşandığı mekânlara, zamanlara ve nedenlerine dair bir araştırmalar yapmalıdır.

Üçüncüsü, Türkiye’de son yıllarda istihdamsız bir büyüme stratejisi izleniyor. Bilindiği üzere, egemenler dışında adeta işsiz bir kişinin bile olmadığı ev yok denilebilir, yani işsizlik had safhada. Neo-liberalizmin bu evresinde “haydi kadınlar kamusal alandan çekilin, doğru eve, özel alanlara gidin” denilerek kadınların boşaltacağı yerlere “evin geçimini sağlaması beklenen erkeklerin” geçmesi planlanıyor.

Birkaç gün önce açıklanan Yeni Ekonomi Programı (YEP), kamu çalışanları için getirmek istediği esnek istihdam ile ilk önce kadınları sonra da kıdemli kamu çalışanlarını özel alana doğru itmeyi hedefliyor kanımca. Bu süreç, hem şimdi hem de birkaç kuşak sonrası için bir yandan kadınların yoksullaştırılmasına ve diğer yandan değersizleştirilmesine yol açar. Erkeklerin ücretli işlerin olduğu üretime, kadınların emeğini ve yeniden üretim işlevini, “üç çocuk yapın, yetmez beş çocuk yapın” çağrılarıyla işgücünün yeniden üretimine tabi kılan keskin bir cinsiyete dayalı bir işbölümü planlanıyor.  Tek cinsiyetli eğitimde kadınların ücretli işten dışlanmaları ve yeni işçiler üreten makinelere dönüşmesi söz konusu olabilir. Tek cinsiyetli eğitim, kadınların evde, özel alanda yaşamayı kabullenebilecekleri bir habitusun oluşturulmasına hizmet edecektir. Ne var ki süreçten hayatın yarısını oluşturan tüm kadınlar zarar görürler. Öte yandan erkeklerin bu süreci desteklemesi durumunda sınıf dayanışması azalır. O nedenle karma eğitimin güçlü bir biçimde savunulması gerekir.

Son olarak yaklaşan seçimlerde AKP’nin tabanına muhafazakâr habituslar yaratma konusunda mesaj verme amacı var. Nasıl iktisadi krizden çıkmak için küresel ve yerel sermaye gruplarına tavizler veriliyorsa, McKinsey adlı ABD’li yönetim şirketi Türkiye’nin kararlarına ortak ediliyorsa, muhafazakâr hanenin reisi olan erkeklere, bilgiye erişimde güçlükleri olan, çeşitli tarikat ve cemaatlerin etkisi altında olan AKP tabanına, cinsiyetçi kalıp yargılar ve değerler üzerinden mesajlar veriliyor. Dolayısıyla farklı farklı eksenlerden karma eğitimi reddeden, tek cinsiyetli eğitimi gerekçelendirmeye çalışan çalışmalar yürütülüyor. Milli eğitim şuralarından birinde karma eğitime karşı görüşler öne sürülüyor. İktidara yakın sendikalardan birinin çıkardığı dergide, önce kadın ve erkeğin “doğası”nın ve onların başarılarını etkileyen etkenlerin ayrı olması nedeniyle tek cinsiyetli eğitimin gereği konusunu akademik olarak da meşrulaştırmaya çalışan yazılara yer veriliyor.

Ataerkil muhafazakâr habitus gündelik hayatın her yerinde kendini rahatça ifade ediyor, şimdi de bu habitus okullarda derinleştirilmek isteniyor. Ayrı taksiler, ayrı vagonlar, ayrı otobüsler gibi düzenlemelerle, kentsel mekân ve zaman kadınlar ve erkeklere göre ayrıştırılıyor. Oysa yapılması gereken, kentin herhangi bir zamanında çeşitli nedenlerle evden çıkan çocukların ve kadınların, kentin her yerine ve her zaman güven içinde gidebilmelerini sağlayacak kamusal önlemler almaktır. Mekânların cinsiyete göre çitlenmesi değil, çitlerin indirilmesi, mekânların çoğullaşması, saygı ve sevgiyle bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi gereklidir.

Kızlar ve oğlanların ayrı okullarda eğitim görmesi, hem çocukların kişiliklerinin ve benliğinin gelişimi açısından sağlıklı değildir; hem de mevcut yaşamları anne ve babadan oluştuğu ve gelecekteki yaşamları karma/çoğul olacağı için yaşama hazırlanamamaları nedeniyle doğru değildir. Çünkü çocuk ve gencin ileri yaşamı diğer cinsiyetten izole değildir, istese de ne şimdi ne de gelecek için böyle bir hayat yoktur. Hayat çeşitlidir, çoğuldur. Sokaklar karmadır, gittikleri bankalar, hastaneler, toplu taşım araçları, müzeler, üniversiteler, girecekleri evlilik ve/veya birlikte yaşamın çeşitli formları karmadır. Tüm hayatı cinsiyete göre ayrıştırmak imkânsızdır, bu çok da anlamsız ve mantıksızdır. Kadınlar ve erkekler birlikte eşit bir yaşam kurmayı okul yıllarındaki sosyalleşmeyle ve katılımla öğrenirler.

Karma eğitim yoluyla çocukların okullaşmasında önemli bir yol kat edilmiştir. Karma eğitim kız çocuklarının okullaşmasının önünde bir engel değildir. Kız çocuklarının eğitimi ve kendilerini geliştirmelerinin karşısındaki en büyük engel karma eğitim değil, birincisi yoksulluk ve sefalet, diğeri ise ataerkil cinsiyet rejimidir. 

Teklik İnşa Edilir, Ne Var ki Hayat Çoğuldur, Çoğulluk Savunulmalıdır

Kapitalizmin bizlere, insana ve doğaya kötü davrandığını görüyor ve eleştiriyorsak yerine insana ve doğaya iyi davranacak yeni bir hayat kurmayı düşlemekle başlamak gerekir kanımca. Yani “kapitalizm kader değildir”. Eğer kapitalist sistem hep toplumsal çitlemelerle (doğa ve insan toplulukları arasına duvarlar örme, sınırlar koyma) ilerliyor, yani sistem iktidar ilişkileri yoluyla, insanları birbirlerine ve hatta kendilerine yabancılaştıran farklılıkları, eşitsizlikleri, hiyerarşileri ve ayrımları dönemin koşullarına göre yeniden düzenliyorsa, bunun tersini yapmak gerekir.

Yani egemenler kutuplaştırmaya, ayırmaya, çitlemeye, aramızda duvarlar örmeye çalıştıkça, bizler birbirimizde daha çok yaklaşmalıyız, toplumsal çitleri indirmeli ve konuşabilmeli ve birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Etrafımızda gördüğümüz her ayrıştırıcı pratiği ifşa etmeliyiz, toplumu bu konularda duyarlı hale getirebilmeliyiz ki bu pratikler, 3. Havalimanı işçisi olma, toplumsal cinsiyet, inanç ve inanmama durumu, etnisite, LGBTİ’den kaynaklanan her değersizleştirmeye, her hiyerarşiye ve her eşitsizliğe, her kötü muameleye karşı çıkma ile kurulabilir. İnsan olma, bedenlerimizi, adalet açısından yeniden kurmamızı gerektirir, böylesi insanlığa ve doğaya karşı sorumluluk duygusu güçlü bu bedenler, iktidarın öngöremediği işleri yapan bedenlerdir.

Siyasal iktidar, sınıfsal, cinsel, etnik, dinsel ve mezhepsel toplumsal çitlemeleri bir iktidar stratejisi olarak kullandı. Şimdi, cinsiyetle birlikte bir başka ayrıştırmanın çalışmaları yürütülüyor. Bunun karşısında başta kadınlar olmak üzere tüm toplumsal güçlerin yan yana gelmelerine, buluşmalarına, karşılaşmalarına ve konuşmalarına ihtiyaç var. Çünkü hayat çeşitlilik ister, hayat buluşmaları ve hayat karşılaştırmaları ister.

Uygun bulmadığımız ekonomik, politik, sosyal ve özellikle eğitimle ilgili politika ve uygulamaları eleştirmek, eleştirileri kamuoyunu ikna edecek nitelikte sunabilmek, yani anlatmak gerek. Karşı söylem kurma önemli, ama ondan da önemlisi, eylemek. Eylemek de, inisiyatifi karşı tarafa bırakan talepleri iletmeye indirgenmemelidir. Eylemek, düşlediğimiz yaşamı kurmak için, şimdiki hayatımızın içinde filizlenecek işler yapmak demektir. Bugünkü varoluşumuzla tanımlayabildiğimiz daha özgür ve daha eşitlikçi bir toplumun embriyonları, belirtileri, ilişkileri ve öznellikleri kapitalizmin altında çiçeklenir.

Okullarda, insana ve doğaya iyi davranmayı sağlayacak biçimde mesleki özerkliği korumak ve güçlendirmek, kapitalizmin kabuğunu çatlatacak eğitimsel etkinlikler yapmak demektir. Okullarda kapitalist toplumsal ilişkiler (rekabetçi, bencil, hiyerarşik) kadınları, erkekleri ve cinsel kimlikleri bölen ataerkil ilişkiler, insan toplulukları arasında sınırlar çitler koyan ırkçı ve milliyetçi iktidar ilişkileri yerine dayanışmacı, özgürleştirici, insanları güçlendirici, eşitleyici yeni ilişkiler kurmalıyız.

Ebeveynler, tek cinsiyetli eğitim karşısında sessiz kaldıklarında, kız ya da oğlan çocuklarının okulun dışında, ama kentin başka bir yerinde istismar ve şiddete uğrama olasılığını ortadan kaldıramayacaklardır. Ebeveynler, öğretmenler ve öğrenciler, k a r m a   e ğ i t i m i  s a v u n m a l ı  ve okullardan oğlan çocuklarını ötekine saygı duyma, cinsiyet farkı gözetmeksizin birlikte öğrenme konusunda yetiştirmelerini ve kız çocuklarını güçlendirmelerini istemelidir.

Hayatın sorunlarıyla başa çıkmada karma eğitimin kız çocuklarını güçlendirici bir niteliği vardır. Ancak eğitim karma yapılıyor olsa bile, okullarda cinsiyetçi kalıp yargılar, ders kitapları, öğretmen tutum ve tavırları, otoriter yönetim anlayışı vb ile toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yeniden üretilebilmektedir. Bunun olmaması için eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği konusu her dersin içeriğinde yer almalı, toplumsal cinsiyet konusunda bilinci yükseltecek özgün dersler olmalı, hem öğretmenlerin ve öğrencilerin hem de velilerin bilinçlendirilmeleri gerekir.

Çünkü okulda yaşamak; diğer öğretmenlerle, öğrencilerle ve velilerle karşılaşmak, konuşabilmek, elbirliği içinde çalışmaktır; ölmek ya da sivil ölülere dönüşmek ise insanlardan uzaklaşmak, kendi duvarları, çitleri içinde kalmak, içkinliğe kapanmaktır. Ne var ki bu içkinlikte huzur yoktur. Bu da katlanılmaz bir durumdur. Eğitimde yerleştirilmeye çalışılan “kültür kader değildir”. Bizleri sivil ölülere dönüştüren yasa reddedilebilir, çiğnenebilir, tek yanlı işlemi sorgulanarak yeniden tanımlanmaya zorlanabilir. Öğretmenlerin, özellikle deneyimli uzunca zamandır kendilerini kuşatan cendereyi hissedecek kadar özgürlük deneyimleri vardır. Bunlar onları mevcut kuşatmadan da çıkarabilecek yaşantılardır.

Mülksüzleşme ve yoksulluğun öğretmenleri de içine aldığı bu günlerde, öğrenciler ve ebeveynler için ayakta kalma yordamları (örneğin kooperatifler) geliştirerek, sermayenin ve yeni rejimin beklentilerine karşıt özneleşme pratiklerini hayata geçirmeliyiz.  Aslında bu söylenenlere dair pratikler okullarda kısmen hayata geçirilmektedir, ne var ki bunlar hakim ilişkiler değildir. Okullarda bir karşı hegemonya kurmak, öğretmenlerin yeniden entelektüel konumlarına dönmeleri, velilerin eleştirel yurttaşlık sorumluluklarını anımsamaları ve öğrencilerin “çokbilmiş” olmaya hazırlanmaları ile mümkündür.  

 

 

 

 

 

[1]  Silvia Federici (2017) Caliban ve Cadı. Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim. Üçüncü Basım. İngilizceden Çeviren: Öznur Karakaş. İstanbul: Otonom Cadı Kazanı Yayınları, s.21,22.

 

İlgili Haberler

ABC Kritik

'Yaptırım' mı?,  'Kitle İmha S­ilahı' mı? 

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Bir PKK-FETÖ-AKP işbirliği: Andımızın kaldırılması

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Bilim, Bilim, Yine Bilim ve Aydınlanma!

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Çatladıkapı ülkesinin çadır mahkemeleri

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

ABC Kritik | Berk Yüksel | Echo ve Narcissus

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Sol Muhalefetin Acıziyeti

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Krizle geldiler ama krizle gitmeyecekler

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Televizyondaki açık oturum konuşmaları

ABC Kritik

ABC Kritik | Nejla Kurul | Karma eğitimi savunmak gerek

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof Dr. Coşkun Özdemir | Türkiye ne halde?

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Müstemleke geldiniz müstemleke gidiyorsunuz: McKinsey'in Türkiye serüveni