Çok Okunanlar

'Şarkıcı'dan Fatih Portakal'a tehdit: Seni elime bir verseler...

Yoksulluğun fotoğrafını paylaşan öğretmen görevden alındı!

İstanbullu Gelin'de mastürbasyon olay oldu

CHP'de Ankara için yeni bir isim gündeme geldi

21 yıl aldatıldı: 3 çocuğun da senden değil

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Bilim, Bilim, Yine Bilim ve Aydınlanma!

Prof. Dr. Coşkun Özdemir yazdı...

“Bütün sorunlarımızın ,kaygılarımızın, yoksunluklarımızın ,kavgalarımız,  bölünme ve kutuplaşmalarımızın,bir türlü iyi bir iktidara kavuşamayışımızın,geri kalmışlığımız ve aldatılıp sömürülüşümüzün başlıca nedeni bilimden bilimsellikten, aydınlanmadan uzak oluşumuzdur” derken bir abartma yapmış olmuyorum.

Bu sıraladıklarımın kanıtları çok açıktır ve gözümüzün önünde yer alıyor. Dünyaya hükmeden güçlü bir imparatorluktan belli başlı hiçbir bilim ve sanat mirası alamadık. Osmanlı bazı kişisel bilim ve sanat uğraş ve başarılarını da yok etmiştir.Takiyüddinin kurduğu rasathane padişahın emri ile  topa tutularak yıkılmıştır. 
Osmanlı,Hazerfanı sürgüne göndererek boğdurdu. Katip Çelebi öğrenci bulmakta zorluk çekti. Ali Kuşçu da öyle. Mimar Sinanla övünüyor teselli buluyoruz. Oysa 10-14 asırlar arasında büyük islam bilginleri yetişti. Onlar eski Yunan eserleri okuyor, felsefe yapıyorlardı. Dindardılar ama soru soruyor, şüphe ediyor, eleştiriyor, cevap arıyorlardı. Avrupa onları görmezden gelmedi. İbni Sina (Avicenna) İBNİ HALDUN, İBNİ RÜŞT,FARABİ,EL KİNDİ,BİRUNİ,EL CAHIZ, Avrupa rönesansı ve reformlarına ilham verdiler. Osmanlı onlarla ilgilenmedi.

İçtihat kapısı kapanmıştır diye sorgulamayı araştırmayı yasaklayan İmamı Gazaliyi felsefecilere tercih etti. Ayni akıl dışı ihmali tüm islam alemi için ileri sürebiliriz. Bugün birbiri ile çatışan 10-15 çeşit islam var.

Kimler yaratıyor bunları? Bizler bir Allah, bir kitap (KURAN) bir peygamber olduğunu biliyoruz. Müslümanların ölümünden (öldürüşülünden) sorumlu olan %90 öteki müslümanlar. Neden bizim iddiacı, din adına akıl ve mantık dışı şeyler söyleyen İslamcılar Felsefeci İslam Bilginlerinden söz etmez, onlardan ilham almazlar. Bilimden ve aydınlanmadan yoksun oluşumuz kuşkusuz Osmanlının yıkılmasına yol açan başlıca nedendir. Sanki uzaydan gelmiş bir mucize adam birinci CİHAN HARBİ ardından işgale uğramış memleketimizde istiklal savaşına, bağımsızlık savaşına önderlik etmiş  ve onu zafere ulaştırmıştır. Hemen onun ardından geri kalmışlığımıza ,özgürlüğümüzü yitirişimize en doğru teşhisi koymuş, nelerden ve niçin yoksun olduğumuzu keşfetmiş ve yurdumuzu akılla bilimle aydınlanma ile donatabilmek için ona inanan halk ile ve yurtseverlerle işbirliği içinde eğitim seferberliği ile birbirini izleyen devrimlerle, ikinci kurtuluş savaşı ile maddi ve kültürel kalkınmayı gerçekleştirmiştir.

Mustafa Kemal, aydınlanma, bilim ve eğitim önceliğinin ülkesinin en büyük ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyordu. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir saptaması onun önde gelen mirasıdır. O eşsiz karizması ile 15 yıl içinde ülkeyi ona inanan yurtseverlerle birlikte uygarlığa, çağdaşlığa, bilimselliğe taşımayı başarmıştır. Bu gerçek bir mucizeydi. Bunu görmemek, bunu inkar etmek, bunu kapanması gereken bir parantez gibi algılamak cehalettir, delalettir ve bu insanlar ülkemizin büyük talihsizliğidir. Ancak ondan sonra Atatürk’e inançla, sadakatle bağlı inönüyü hariç tutarsak cumhuriyeti,laikliği,bilimi  oy kaygılarının üstünde tutan  iktidar olmamış, Akıl ve bilim hiçbir zaman iktidara gelmemiştir.

Üstelik 40’lı yıllardan başlayarak cumhuriyet devrimleri yıpratılmış, demokrasinin başlıca dayanağı olan laiklik düşmanlarına en azından göz yumulmuş, Türkiye çağdaşlıktan ve bilimden adım adım uzaklaştırılmış ve 2000’li yıllarda iktidar, islamcılığını, cumhuriyet ve laiklik karşıtlığını saklamayan bir iktidara teslim edilmiştir. Onlarca yıl Türkiye halkı bilimden ve aydınlanmadan uzak tutulduğu için(bu bir ihanettir) cumhuriyetin ve laikliğin değerini bilememiş ve Atatürk’ün mirasına sahip çıkmamış, milyonlar, dindar varsayımı ile, muhafazakar partilere destek vermiştir. İnançlara öncelik veren, cumhuriyet devrimlerini cihat inancı ile  yok etmek, bu parantezi kapatmak isteyen yeni bir Türkiye kurmak isteyen dinbazlar ittifakı iktidardan (eğer destek diyemezsek) açık bir müsamaha görmektedirler.

Bu nedenle bugün azınlıkta kalan aydınlanmacılar, Kemalistler, çetin  bir savaş vermek zorundadırlar. Onlar ülkedeki vahşi kadın cinayetlerinin ,rekor düzeyde trafik kazalarının, özgürlüklerin kısıtlanmasının, basın üzerindeki baskıların, çözüme ulaşamayan kürt sorununun, ülkenin sayısız cemaat ve tarikat ile donatılmış olmasının, inanılmaz bir FETÖ dehşeti yaşayışımızın, eğitimde demokraside, insan haklarında en gerilerde olmamızın, ülkenin vahim bir kutuplaşma içinde bulunmasının başlıca nedeninin bilimden , uzak oluşumuz olduğunu topluma ve iktidara ve yandaşlarına,anlatmaya çalışıyorlar.

Yine çok esef edilecek bir gerçek onların, cumhuriyet sayesinde ve onun aydınlığında yetişmiş diploma sahibi aydın adaylarından destek bulamayışlarıdır. Bu muhafazakar,ikinci cumhuriyetçi , neo-liberal kimlikli ve  yükselen dalgaya göre tavır alan dönek okumuşlar ülkenin nereye sürüklendiğini görmezden geliyor ya da çıkar ilişkileri içinde bulunuyorlar. Evet yineleyelim. Cumhuriyet ve devrimleri ile çok umut verici bir yol almış çarpıcı bir gelişme göstermiş bu güzel memleket başlıca bilimden ve aydınlanmadan uzak olduğu, uzak bırakıldığı için bocalayıp duruyor.

Eğitim iyice aksıyor. Emperyalizmin bu oluşumda önemli rol oynadığı, bundan yararlandığı ve cumhuriyet karşıtlarına, köy enstirülerini kapatanlara destek verdiği tartışma götürmez. En azından laikliğin savunucusu sandığımız (iktidarlara güvenilemezdi) ve vesayetini bu sınırlar içinde  tutmasına razı olduğumuz ordu Feto ve AKP işbirliği ile darmadağın ediliyor ve çok vahim bir vesayet onun yerini alıyor. İran’ın bile programına aldığı biyolojinin vazgeçilemez konusu, bir devrim sayılması gereken  evrimi, Darwin’i müfredattan silip  yerine cihat öğretimini koyuyor.

Cihata bir takım tasavvufi, felsefi anlamlar yüklemek beyhude ve samimi olmayan gayretlerdir. Oysa islamcı geçinen bu yöneticiler yazık ki, evrimin ilk adımlarının ortaçağların felsefeci islam bilginleri tarafından atıldığını ya bilmiyor ya görmezden geliyorlar. Harun Reşit’in kurduğu Beytül Hikmeyi biliyorlar mı acaba?

Onun oğlu Memun zamanında EL CAHIZ olarak anılan PİNTİLER ve HAYVANLAR gibi günümüze ulaşan kitapların yazarını tanıyor ve anıyorlar mı? O ilk defa evrimsel gelişim doğal seçilim ve çevrenin etkisinden bahsetmiş bir bilgindir. Onun gibi 8-13 asırlar arasında İbni Sina İbni Haldun,İbni Rüşt ,EL Kindi,Farabi El Cahız Avrupa rönesansına ilham vermişlerdir. Bütün kaynaklarca teyit edilen bu gerçeğe karşın islam dünyasının bu bilginlerden yararlanmaması çok hazindir.

Bugün yurdumuzda kadınlara özgür yaşam hakkı, giyim kuşam hakkı tanımayan kadını sadece cinsel obje olarak gören ve ve kadına sesli gülmeyi çok görürken, hiç hak etmedikleri özgürlükleri kullanan dinbazların türlü çeşitli utanç verici marifetlerine tanık oluyoruz.Milli irade temsilcilerinden birileri bir milli kahramanı ve annesini edepsizce  küfürle anarak  heykellerine  saldırıyor. Peki soralım yalnız onlar mı suçlu? Kadın cinayetlerinin failleri anadan doğma katiller değiller. Nedir bu  memlekette yaratılan değer yargıları?

Nerede hangi toprakta hangi toplumda yetişti bu insanlar,bu sorgulanmayacak mı? 
Ya bu saldırganlar, bize verilen görevin, kindarlığın gereğini yerine getiriyoruz derlerse, ne cevap vereceksiniz? Bölünmüş kutuplaştırılmış neredeyse birbirine düşman edilmiş  bir toplumda çok beklenmedik şeyler mi bunlar? Neden töre cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Her gün daha çok bıçaklı kadın cinayetleri işleniyor. Doğudaki kız çocukları babalarından ağır baskı görüyorlar (hayır diyor Urfalı Mustafa biz de aynı baskıyı görüyor ve babamızdan görmediğimiz sevgiyi çocuklarımıza gösteremiyoruz) kadınların %70’i erkeğinden şiddet görüyor. Bunların açıklaması aydınlanmadan ve bilimsellikten çağdaşlıktan uzak oluşumuz değil mi? Ama biz milli iradeyi temsil ediyoruz,millet bizim arkamızda ,milletin isteklerini yerine getiriyoruz diye övünenler bu vahim gerçekleri görmüyor, umursamıyorlar.

Nerede, hangi ortamda yetişiyor bu FETÖ çılgınlığına soyunan generaller, profesörler, öğretmenler, dinciler  hele yıllardır yargıyı temsil eden binlerce hakim.Göz zinasına inanan hakimlerimiz oldu. Bu hakimlerin verdiği kararları düşünmek dehşet verici değil mi? 
Her türlü müziği günah sayan, örtünmeyen kadınları fahişe ilan eden ilahiyatçı profesör, karısını çocuğunu 28 bıçak darbesi ile öldüren koca. Bu ülkeyi yönetenler, yineliyorum bu zemin bu toprak araştırılmayacak soruşturulmayacak mı?

Türkiye cumhuriyetinin en üst kademelerinde yer alan yöneticiler ,yurdunu sevmesini bilen, bununla saç ağartmış, çile çekmiş, hapis yatmış beyinlerden % de kaç oy aldıklarını merak etmezler mi? Böyle bir anket yaptırmayı düşünmezler mi? Yurdunu sevmek öyle sözle olacak şey değil. 
Bütün soruları sorup cevaplarını anlayarak öğrenerek sevebilirsiniz yurdunuzu.Biyolojik yaşayan bir insan yurdunu sevemez. Halkımızın büyük çoğunluğu böyle bir eğitimden geçmemiş birey olmamıştır. Bu yüzden bir bölümü. Laikliği aklı bilimi çağdaşlığı savunanlara (Atatürk sevgisi ve bağlılığı budur) yer yer düşman kesiliyor.

Çünkü onların din ve dogmalar sınırları dışına çıkmasına fırsat verilmemiştir. Halkımızla ve yöneticilerimizle birlikte hayatta en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu öğrenemedik, öğretemedik. Bu güzelim memleket 70 yıldan beri bu saf temiz ama cahil bırakılmış milyonlar eğer akla bilime aydınlamaya ,çağdaşlığa laik eğitime önem ve öncelik veren iktidarlar tarafından  yönetilseydi bu ortaçağ karanlığına sürüklenmeyecek, benim çoğunluğu kürt çocukluk arkadaşlarımın(T.C vatandaşı) çocukları ya da torunları dağlara çıkıp terörist ünvanını almayacak, onların adları çok sayıdaki şehitlerimizin   yanında  “etkisiz kılındı (öldürüldü)  diye anılmayacaktı.  
Orhan Bursalı’nın takdire değer bir uğraş ve özveri ile  yardımcıları ile yayınladığı çok şey öğreten mükemmel bir bilim dergisi 80 milyonluk ülkede, yüz bin değil ancak 7-8 bin satıyor. (Herkese Bilim Teknoloji).O dergiden İran’ın bilim üretiminde ve yayınlarda bizi solladığını ve evrim öğretimi yaptığını öğreniyoruz ve bu sonuçtan utanmıyoruz. Bakın bu dergide her hafta yazan, gerçek bir bilge kişi, büyük bir düşünür ne diyor? 

Osmanlı sultanları medrese dışında okul açmayarak, sanatı ve felsefeyi yasaklayarak,matbaayı Avrupa’dan 300 yıl sonra kurarak üniversiteyi  600 yıl bilim akademisini hiç açmayarak,sanat akademisini de ancak 19 yüz yıl sonunda açarak, Osmanlı kültür ve imparatorluğunu zincire vurdular.(Doğan Kuban)   Osmanlı hayranlığı ile yeni bir Türkiye kurmak planları yapanların kulakları çınlasın. Okusunlar lütfen bu bilge kişileri. Bütün yetkileri şahsında birleştirmiş her yaşamsal kararı tek başına verebilen başkan ERDOĞAN bu gerçeklerimize  danışmanları ile birlikte eğilip gözden geçirir mi acaba? 

Bakın bizim ilahiyatçılarımızın bize anlattıklarına lütfen. Peygamberimizin bilim neredeyse oraya koşun öğütü yerine deve sidiğinin şifa sağladığını söyleyen erkek ve kız çocukların idrarlarının çok farklı olduğunu bildiren hadisini öğreniyoruz.
Yine bakın, kültürde,güzel  sanatlarda,müzikte,sporda atletizmde,ileri gidenler hep bilimde  öncü olanlardır. Spor dallarında yetenekli siyahlar sahaya ileri ülkelerin temsilcileri olarak çıkıyorlar. Biz de onları devşirme olarak sahipleniyoruz.Yoksa uluslararası alanlarda rekabet gücümüz yok.
Ey yöneticiler, ey güçlü, kudretli efendiler,profesörler,milyonerler,iş adamları, sosyologlar, sağduyulu din adamları. Bu çizdiğim tabloya itirazınız var mı?

Bilimden aydınlanmadan laiklikten uzak kalmış bir toplumda demokrasi OLAMAZ.Nitekim olmuyor. Atatürk’e saldıranlarla 15 temmuz darbesini hazırlayan FETÖ’cülerin farkı var mı? Ne kadar da çoklar. Peki yine soruyorum çünkü çok önemli, nerede hangi toprakta, hangi zeminde yetişiyor bu insanlar? 
Oy kaygılarını geriye atıp bunu hiç sorgulamayacak mısınız? Asıl önemli soru bu değil mi? Yurtseverlik halk severlik bunu gerekli kılmıyor mu? Münferit vaka filan değil elbette  bunlar?  Ne yapmalıyız, söyler misiniz?  

Not: Son aylarda eşimin ve benim sağlık sorunlarımız oldu.Doğaldır ki iyi bir ortam, iyi hekimleri aradık. Tıp Fakültesinde değil özel hastane ve muayenehanelerdeydik. Hepsi parlak öğrencilerimdi. Onlar bu başarılı doktorlar Üniversitede olmalıydılar ama değil Üniversite Tıp Fakültesi onları tutamamıştı özelde idiler. İşte size Türkiye’den sahneler.  

İlgili Haberler

ABC Kritik

ABC Kritik | Cemal Çağlı | Kuşatılan Gençlik Gelişmeyen Benlik

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Cevap ver Fethullahçı Erkan Tan!

ABC Kritik

ABC Kritik | İbrahim Utku Nar | Kadrolu işçiler, asgari ücret artışından muaf tutulacak

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Yurdumuzda  inançlar nasıl bir rol oynuyor?

ABC Kritik

ABC Kritik | Fikret Başkaya | Yurttaşı nasıl bilirsiniz?

ABC Kritik

Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Yurdumdan İnanç Manzaraları: Kimler Ne demişti?

ABC Kritik

ABC Kritik | Coşkun Özdemir | Milli Egemenlik ve Milli İrade

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Futbol dünyamız

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Öğretmenler Günü kutlu ve umutlu olsun

ABC Kritik

'Yaptırım' mı?,  'Kitle İmha S­ilahı' mı? 

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Bir PKK-FETÖ-AKP işbirliği: Andımızın kaldırılması

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Bilim, Bilim, Yine Bilim ve Aydınlanma!