darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

Ünlü ekonomist Prof. Refet Gürkaynak'tan korkutan teşhis

'Senin bile inanamayacağın operasyonlar duyarsan şaşırma'

Yarım asırlık tekstil şirketinden konkordato başvurusu

Can Ataklı, Brunson'un serbest kalacağı tarihi açıkladı

Devletten onlarca ihale alan şirket konkordato başvurusu yaptı

ABC Kritik | Prof. Dr. Nejla Kurul | Güzellik Direnişte: Flormar İşçilerinin İyilik Hikâyesi

Prof. Dr. Nejla Kurul yazdı...

Kadın kapıdan hızla girdi. Anahtarı çantasına koydu, çantayı her zaman koyduğu dolabın içine bıraktı.Ayaklarına terliklerini geçirdi. Bütün hareketleri otomatikleşmişti. Akşam yemeği, arkadaşlarıyla birlikte yenilecekti, hazırlıklar dünden tamamlanmış ve yapılacak birkaç iş kalmıştı. Banyoya geçti, aynadaki halini gördü.

Kadın aynaya bakınca

Yorucu bir gün geçirmişti ve solgundu. Zaman daralmıştı ve bir makyaja ihtiyacı vardı. Hızla sürdüğü kremin üzerine fondöteni dağıttı. Aynada kendisine şöyle bir daha baktı, daha canlı gibiydi, ardından yüzünü allık ve pudra ile biraz daha renklendirdi. Sıra gözlerdeydi. Ustaca çektiği kalem ve rimelle uzattığı ve dolgunlaştırdığı kirpikler yüzünü canlandırmıştı, aynadaki görüntüsüne yeniden baktı ve hafifçe gülümsedi, görüntüden hoşnuttu.

Makyaj malzemelerini toparlarken çoğunun Flormar marka ürünler olduğunu fark etti, feysbukta rastlamıştı, Flormar işçileri eylemdeydi, çoğunlukla kadın işçilerdi. “Güzellik direnişteydi.” Vicdanı sızladı, bir an “bencil hesabın buzlu suları”n kurtuldu, Flormar ürünlerine yeniden baktı. Karar vermişti, işçiler işlerine dönene kadar Flormar ürünlerini kullanmayacak, yani boykot edecekti.

Flormar’daki kadın işçiler ürettiği ürünleri doğru dürüst kullanamayan milyarlarca kadından sadece biri. Ürettiği otomobili kullanamayan, çalıştığı gökdelenlerin lüks dairelerinde yaşama olasılığı hiç olmayan, meyve ve sebzelerini topladığı büyük tarım arazilerinin bir parçasında bile kendisi için tarım yapamayacak işçiler… Flormar işçileri de böyleydi. Makyajsız ve ojesiz kadınlar. Alpay’ın eşsiz yorumuyla zaman zaman dinlediğimiz “Fabrika Kızı” şarkısında olduğu gibi, “… fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi, sararken de hayal kurar bütün insanlar gibi…”

Gebze’de Direnişin Öğrettikleri

Ankara Kadın Platformu olarak Gebze’ye, direnen Flormar işçilerini ziyaret etmek ve dayanışma dileklerimizi iletmek için gittik. Onlarla duygu ve düşüncelerimizi paylaştık. Semra ve Filiz’le bir süre konuşma olanağı bulduk. Her iki kadın, kadınları güzelleştiren ürünleri üretiyorlardı. Semra ‘likit’ bölümünde çalışmıştı, kanımızca rimellerin üretiminin bir safhası bu kısımda gerçekleşiyordu. Filiz ‘ruj’ bölümünde çalışmaktaydı.

Her ikisi de sadece birkaç yıldır Flormar fabrikasında çalışıyorlardı, ikisi de asgari ücretle (1.603 TL) çalışıyordu. Her işçi gibi evden çok erken saatlerde çıkıp fabrikaya geliyorlar, mesai varsa kalıyor ve akşam saatlerinde evlerine dönüyorlardı. Günün en canlı saatlerini işyerinde geçiriyor, paydos saati geldiğinde yorgun argın evlerine gidip çocukları ile ilgileniyorlardı.

Semra’nın üç, Filiz’in ise iki çocuğu vardı. Semra, boynundaki koyu kahverengi saçlarını arkadan toplamıştı, oturma eylemine uygun çok sade giysiler giymişti, üzerindeki sarı renkli ince hırka dikkati çekiyordu. Bakışları berraktı, kahverengi gözleri güven veriyor, yüzü onurlu bir duruşun masumiyetini taşıyordu. Çalışma koşullarının bıktırıcılığından söz ediyor, işyerindeki kokunun eve baş ağrısı olarak nasıl taşındığını anlatıyordu.

Filiz saçlarını siyah bir kumaşla sıkıca bağlamış, üzerine ise mor ve pembe renklerinin birbirine ahenkle sarıldığı bir başörtüsü takmıştı. Yaptığı işin “iyi”liğinden emin kararlı bakışları vardı. Her cümlesinde, “sendikalı olan arkadaşlarının işten atılmasına sessiz kalamazdık, yaptığımız doğruydu, şimdi biz de atıldık ve işimizi geri istiyoruz” diyordu.

Her ikisi de o güne dek dillerine pek de düşmemiş bir yasa maddesinden söz ediyorlardı. Anayasal bir hak olan, her işçinin bir değil, iki sendikaya dahi üye olabileceği koşullarda, sendikaya üye oldukları için işten atılan arkadaşlarını destekleme dışında bir şey yapmadıklarını söylüyorlar, ama işten çıkarılma nedenlerinin İş Yasası’nın 25/2 maddesine dayandırıldığını söyleyerek isyan ediyorlardı.

Flormar fabrikasından yaklaşık 120 işçi çıkarılmıştı. Açıkça hem yasayı keyfi uygulama, hem de yasasızlığın getirdiği bir kötülükle karşı karşıya idiler. İşveren, bu maddeye göre işten attığı işçilerin “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri”ni yaptıklarını iddia ediyordu. İşverenin, işten atması yetmiyor gibi bu maddeye göre işçilere kıdem ve ihbar tazminatını da ödemesi gerekmiyordu.

Yapılan şuydu: Hem haksız yere işçileri işten atma, hem de geçmiş çalışmışlıklarının karşılığı olan kıdem ve ihbar tazminatını ödememe. 1970’lerin işçi filmlerine benziyordu yaşanan, hatta daha kötüsüne. Güçlü olan hep haklı olabilir miydi? Görünen o ki yasa doğrudan işverenin çıkarlarını gözeterek oluşturulmuş, bu çok açık ve net. Yasa maddesi hiç de adil değil, keyfi kararlara çok açık, bu nedenle meşru değil.

Flormar fabrikalarında kadın işçilerin sayısı oldukça fazla. İşten atılan ve fabrikanın önünde “bu haksızlığa son verilmesini talep edenler ve işlerini geri isteyenler de çoğunlukla kadın. Semra ve Filiz’e eşlerinin ve çocuklarının kendilerine yapılan haksızlık karşısında direnmelerini nasıl karşıladıklarını soruyorum. Öyle ya, ‘kadın yeri evidir’ diyen ve kadına ev dışındaki mekânları yasaklayan ataerkil bir düzen var.

Bu düzen giderek koyulaşıyor. Her iki kadının da cevabı, bu düzenin de artık sorgulandığını kanıtlar nitelikte. Her ikisinin de eşleri, onların çalışmak zorunda olduğunun farkında, “Flormar’da bir haksızlığın olduğunu, sessiz kalınamayacağını, haklarını aramaları gerektiğini” ve bu nedenle onları desteklediklerini ifade ediyorlar.

Çocuklar annelerini özleseler de, zaten işe giden annelerinin “şimdilerde işe gider gibi direnmeye gittiklerini” çoktan kabul etmişler. Semra, Filiz ve diğer kadınlar için başkaldırı boyun eğişi, isyan tevekkülü bir yana itmiş, eleştiri kabullenişle yer değiştirmiş görünüyor. Sonuçta pratikte yapılan “İyi” bir şey, onlar kazanırsa tüm işçiler kazanacak, cesaret kazanacak, umut kazanacak, ortak İyi’miz kazanacak!

Semra ve Filiz’e daha önce gösteri yapan, slogan atarak acısını ve öfkesini öteki insanlarla paylaşmaya çalışan, broşür dağıtarak Türkiye veya kent kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışan insanlarla karşılaştıklarında ne yaptıklarını sorduk. O zamanlar, bu tavrı sergileyen insanların arasından sessizce ve göz göze gelmemeye çalışarak geçtiklerini, onların acısını ve öfkesini merak etmediklerini söylediler, kanımızca Semra ve Filiz’e göre onlar kendilerinden farklı hatta tuhaf insanlardı.

Şimdi ise her şey çok farklıydı. Gözleri açılmış, ufukları genişlemiş ve duyarlıkları artmıştı. 77 gün süren direnişten çok şey öğrenmişlerdi. Bilgi ve hakikat arayışının bir parçası olmuşlardı ve kurumsallaşmış yalan ve cehaletin karanlığını deşiyorlardı. Kötü ve İyi’nin karşılaşmasında ölçüt ve değerleri netleşmişti. Direnişle büyük kaygıların gölgesinden sıyrılıyor, büyük umutlarla buluşuyorlardı.

Ziyaretler dayanışma adacıklarıdır

Bizim gibi toplumsal ve siyasal örgütlerin dayanışma ziyaretleri onları çok güçlendiriyordu. İçlerini bir karamsarlık kapladığında, bedenlerinde umutsuzluk tohumlarını hissettiklerinde, umut yerini hiçliğe bıraktığında, dayanışma için gelen ziyaretçiler onların canlanmasına yol açıyordu. Ziyaretler, yoksulluk ve yoksunluk okyanusunun derinliklerinden uç veren dayanışma adacıklarıydı.

Çünkü haklıydılar, diğer insanlar bunu görüyordu. Gösteri dünyasında onlara da yer olduğunun farkında idiler. Artık zafer işaretinin ne anlama geldiğini öğrenmişler, sokağa taşan her öfkenin sahici bir zemini olduğunu anlamışlardı. Zira “aç olmayan ağlamazdı, canı yanmayan bağırmazdı”.

Öyle bir Türkiye inşa edelim ki Semra, Filiz ve direnen diğer kadınları, emekçileri zalim güçlülerden korumak için polisler orada olsun. Ne yazık ki OHAL’in kaldırılmasının ardından böyle bir Türkiye’nin oluşmakta olduğunu Ankara Kadın Platformu’ndaki hiçbir kadın hissetmedi. Yanımıza yaklaşıp kimliğimizi soran sivil polisler, ziyaretçilerden kuşkulanıyordu.

Aramızda “HDP’lilerin olup olmadığını” sorarken ayrımcı anlayışlarını derinden hissettik. Direnen işçiler için yasal bir parti olan HDP’liler bir tehdit değildi(!), asıl tehdit işverendi ve ne yazık ki kendileriydi. Kaldı ki binlerce polisin sorgusuz sualsiz görevlerine son verildiği bir dönem yaşadık, direnen kadınlar onların da sınıf kardeşleriydi. Ama polisler, her hareketi kayıt altına almak gibi rutin ve anlamsız bir iş yaparak ziyaretçilere korku vermeye çalışıyorlardı. Öte yandan Semra ve Filiz, polisin öylece beklediğini, eylemi engellemediğini söylüyorlar.

Eve dönüş ve bitmeyen sorular

Dönüş yolunda genç bir arkadaşım, Flormar’ın en çok ojesini sevdiğini ama artık almayacağını söyledi. Birden zihnim beni çocukluğuma götürdü. Annem Almanya’da göçmen bir işçiydi ve o zamanlar bir oje fabrikasında çalışıyordu, tıpkı Semra ve Filiz gibi. Almanya’dan bana ve kız kardeşime birkaç renk oje de göndermişti. Daha sonra Almanya’ya gidecek olan babam, titreyen elleriyle parmaklarımıza oje sürerdi.

Yaz tatilinde fabrikanın çöplüğünde kardeşimle birlikte ilginç şeyler aradığımızı anımsıyorum. O zamanlar fabrikaların duvarları bu denli yüksek değildi. Oje kokusunu severim, bana mavi önlük giyen işçi annemi ve onun hüzünlü ela gözlerini anımsatır. Oje ile hatırlayacağım kişiler arasına Semra ve Filiz de girdi, onların dirençli ve masum bakışları artık belleğimde.

Toplamda on saatlik bir yolculuğun ardından Ankara’ya evlerimize döndük. Üzerimizde hala direnen kadınların sesleri, sözleri, görüntüleri, kısaca izleri var. Pratiğin aklı büyük, teorinin ise heyecanı! Dün, gazete sayfalarından zihnimize öylesine geçen bir bilgi ile karşılaşmadık, iyi bir şey yaptık ve yaşadık; duygu dünyamız daha zengin artık. Umut ve cesaret bize de bulaştı. Kendimize neden daha kalabalık gidemedik diye soruyoruz.

Ardından bir daha ne zaman gidelim sorusu geliyor, sonra Flormar işçilerinin sesinin yankısını nasıl büyütelim diye soruyoruz kendimize. Görüyoruz ki işçiler işlerine geri dönerlerse, Türkiye’de bir İyi başarılmış olacak, Kötü’nün karşısına bir İyi çıkmış olacak.

Kötülük sıradanlaştı, sıra Kötü’yü kovmak ve İyi olanı sıradanlaştırmakta

Kıssadan hisse, böyle giderse ekonomik kriz ve bu krizden etkilenecek işçiler daha çok direnecekler. Kendisini İyi olanın yanında, otoriter bir yönetimin karşısında, demokrasi cephesinde konumlandıran herkes, toplumsal olanın siyasallaşmasına, siyasal olanın da toplumsallaşmasına katkı vermek zorunda.

Artık 7 Haziran, 1 Kasım, 16 Nisan ve 24 Haziran günlerinden bir gün sonra öğrendik ki salt seçimler yoluyla, işçilerin haksız biçimde işten çıkarılması engellenemeyecek, daha demokratik, sosyal ve laik bir cumhuriyet, yani bir başka Türkiye inşa edilemeyecek.

Artık bizler, etkin yurttaşlar, etkin tüketiciler ve etkin üreticiler olarak İyilik senaryoları yazmak ve oynamak zorundayız. Üreten direnmeli, tüketenler haksızlık giderilene dek ürünleri boykot etmeli, iyi yurttaş adil olmayan yasaları değiştirmek için çabalamalı. Yeniden toplumsal alanlarda, sokaklarda, işyerlerinde, evde direnmek ve direnişin içindeki insanlarla dayanışmak zorundayız.

İlgili Haberler

ABC Kritik

ABC Kritik | Ali Şimşek | Gelene değil, gidene bakmak

ABC Kritik

ABC Kritik | Fikret Başkaya | Neoliberal köktencilik

ABC Kritik

ABC Kritik | Nejla Kurul | ‘Aynı Gemi'de Oblomovka'nın Mezar Taşını Dikmek!

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Vasatlığın ve cehaletin gemisinde değilim

ABC Kritik

Fikret Başkaya | 'Ezilen halkların aydını': Samir Amin

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof.Dr Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

Nejla Kurul | Kötülük çoğalıyor, İyi'yi büyütmenin zamanı

ABC Kritik

ABC Kritik | İbrahim Utku Nar | CHP için başka bir yol mümkün mü?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Nejla Kurul | Güzellik Direnişte: Flormar İşçilerinin İyilik Hikâyesi

ABC Kritik

Fikret Başkaya | Ne ile cebelleştiğini bilmek!

ABC Kritik

Mustafa İlker Gürkan | CHP ve politikaları üzerine tezler

ABC Kritik

Hürriyet Yaşar | CHP'de önderlik sorunu olmak ve yapmak ayrımı -1