darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

AKP'nin Anayasa taslağını hazırlayan isimden Berberoğlu itirafı

SPK'den Demirören'e 264 milyonluk kur muafiyeti

Merdan Yanardağ: Aynı gemide değiliz!

HDP heyeti: Tunceli'deki yangına müdahale edilmiyor, vali manipüle ediyor

'Türkiye IMF'den borç almaya ikna edilmek istendi'

Aziz Nesin'de vatan haini aramak

Hürriyet Yaşar yazdı...

Aziz Nesin’in ünlü “Türklerin yüzde altmışı aptaldır” sözünü yıllar önce kendi gözlerimle bir gazetenin haftasonu röportajında okuduğumu anımsıyorum. O röportajdan belleğimde kalan başka bir ayrıntı da, Nesin’in bu sözü, toplumunu aşağılama olarak değil, düşünme becerisiyle bağlantılı olan beslenme biçimiyle ilişkili olarak söylediğiydi. O yüzden de aşağılama suçlamasıyla o günlerde çok karşılaşmamış, yani “bu bize aptal diyor” diye kimse ayağa kalkmamıştı. Çünkü düşünme becerisinin beslenmeyle ilgisi apaçık bir bilimsel gerçeklikti.

Cengiz Özakıncı’nın Aziz Nesin’i ihanetle suçladığı yazısında (1) verdiği alıntıya göre de Nesin o röportajda şöyle diyor: “ (…) zeki olmanın koşulları vardır. Bu halk iyi besleniyor mu? Yalan! Protein alıyor mu? Yalan!”

Özakıncı’nın yazısında, Hürriyet gazetesindeki bu röportaj için belirttiği 27.09.1992 tarihi, pazar gününe geliyor. Özakıncı “yüzde altmış” sözünü bu alıntıda vermiyor ama eğer o sözün geçtiği röportaj bu ise, doğru anımsıyorum demektir.

Çeşitli yerlerde aktarıldığına ve Mehmet Ali Güller’in de yazdığına göre (2) Aziz Nesin’in, bu sözü Müjdat Gezen’le İlhan Selçuk’un da katıldığı bir panelde bir soru üzerine söylediği bilgisi de var. (Panelin hangi yıl yapıldığı, şimdi tartışmalı durumda) Paneldeki söyleniş biçimini anlatan da, panelin konuşmacılarından Müjdat Gezen, yani olaya doğrudan tanık olan bir kişi olduğuna göre, Aziz Nesin bu sözü yalnızca bir kez değil, o gazete röportajını da sayarsak, en az iki kez söylemiş. Fakat Müjdat Gezen’in anlattığında sözün, beslenme biçimiyle, proteinle ilişkisi yok. (En azından Güller’in aktardığı, böyle) Fakat söylenme yeri gazete röportajı değil panel olduğu için ve hele de gazetelerde ertesi gün haberleşmediyse, o günlerde tepki görmemiş olması da olağan. Böyle olmasının bir başka nedeni de Aziz Nesin’in bir sanatçı, üstelik de gülmece sanatçısı olması, büyük olasılık. Gazetedeki röportajda söyleyişinin beslenmeyle ilişkili olması ise, tepki görmeyişini daha da kolaylaştırıyor.

Ben bu yazıda, tam 2 Temmuz 2018 günü, yani Madımak toplu katliamının 25. yıldönümünde, “Bir onursal doktora unvanı uğruna yurdunu ve halkını, o unvanı verecek devleti daha önce kötülemişken kendi toplumuyla karşılaştırarak bu kez yüceltip kendi toplumunu kötüleme, aşağılama,” kısaca, “Alman devleti ve toplumu lehine ajanlık” suçlamasıyla karşılaşan Aziz Nesin’in neden “böyle bir alçaklığı yapabilecek biri olmadığını” Nesin’in kendi yazdıklarından değil, bu suçlamayı öne süren Cengiz Özakıncı’nın ‘kanıt’larından göstermeye çalışacağım. Böylece hem yazımı Aziz Nesin-severlikle ya da Aziz Nesin’e inanmışlıkla sakatlanmış tek yanlı bir bakış açısından korumuş olacağımı hem de okuru, Nesin’i Nesin’in söyledikleriyle savunmuş olmaya gerek bile duymamış olmakla rahatlatacağımı düşünüyorum. Çünkü bunun için Özakıncı’nın yazısındaki ‘kanıt’larını değerlendirme biçimini irdelememiz yeterli. 

Cengiz Özakıncı daha yazısının başında Nesin’in “Kendisini Sovyet Rusya çizgisinde bir sosyalist” olarak tanımladığını söylüyor. Keşke Nesin’in  kendi kendisi için bu tanımı nerede yaptığını da verseymiş. Onca Aziz Nesin kitabı ve yazısı okudum, onun anti-sovyetizmle bir yakınlığının olmadığı izlenimini edindim ama Sovyet Rusya çizgisini benimsediği izlenimini de hiç edinmedim. Aziz Nesin bana hep, bağımsız düşünceli bir sosyalist birey ve aydın olarak göründü.

Şimdi Nesin’in Türklere yönelik eleştirilerinde Almanya’yı Türklere karşı yüceltme, Türkleri de Almanlara karşı aşağılama olup olmadığına bakalım:

Cengiz Özakıncı, okuduklarından son anlamı çıkarmaya çalışırken, okuduklarındaki çok boyutluluğu gözden kaçırıyor. Elindeki malzemeyi basitleştirip indirgerken çıkardığı yanlış sonucu gerçek sanıyor. Örneğin Aziz Nesin Milliyet’te yayımlanan yazı dizisinde Alman toplumunu, ‘yermek’ diyebileceğimiz bir şiddetle eleştiriyor, bu doğru. Cengiz Özakıncı bunun ‘Alman karşıtlığı, Almanlardan nefret etme’ gibi bir şey olduğunu sanıyor.

Oysa Aziz Nesin bir halkın tümüne karşı olmanın yanlışlığını bilecek denli kültürlü biriydi. Nesin’in orada yaptığı, kendi mizahçı söylemine uygun eleştiridir. Aynı biçimde, Türklere yönelik eleştirileri de karşıtlık değil, uyarıcı eleştirel çözümlemelerdir. Bunu, Özakıncı’nın ‘Almanya yararına kendi toplumunu kötülemek’ olarak verdiği örneklerden yola çıkarak göstermeye çalışacağım.

NESİN, ENDÜSTRİLEŞMİŞ ÜLKENİN KENTİYLE KARŞILAŞAN TÜRK KÖYLÜSÜNÜ ANLATIYOR

Her toplumun kuşkusuz ki bir ortak kültürü vardır. Ancak hiçbir toplumda bu ortak kültür, her kesimde aynı düzeyde değildir. Hâlâ binlerce yıllık aletlerle tarım yapan, köyünden, hadi olsun olsun da kasabasından başka yer görmemiş bir köylünün kültür düzeyi ile, insanlığın gelişimini hem düşünsel hem toplumbilimsel hem siyasal hem teknolojik anlamda öğrenmiş ve sindirmiş bir kişinin kültür düzeyi hiç aynı olur mu?

Aziz Nesin’in şu sözleri, Özakıncı’nın “Türkleri kötülüyor, Almanları yüceltiyor” diye verdiği ‘kanıt’ sayfalarının değerlendirme dışı bıraktığı satırlarından:

“Kırsal bölgeden gelen, İstanbul’u, Ankara’yı ve İzmir’i bile yaşamamış insan için, kendi kendine açılan kapıyı görmek büyük bir şoktur. (…) Elini uzatınca musluktan kendiliğinden akan sular gördüler. Sıcak su gördüler, havalandırma gördüler. (…) Bu etkiler ezer.”

Özakıncı’nın anlamlandırma yöntemine uyarsak, “Aziz Nesin burada, Türkler sıcak suyu ilk kez Almanya’da gördüler, diyor,” diyebiliriz. Özakıncı’nın yaptığı, tıpkı buna benziyor. Oysa Aziz Nesin orada sözün canlı akışı içinde, anlatımını eksik iletebiliyor. Her canlı konuşmada olur bu tür eksiklikler. Özakıncı’nın kendi konuşsa, onda da olur. Okur, söyleşiyi okurken bunları kafasından tamamlar, düzeltir. Oysa Nesin’in burada, binaların su tesisatındaki sıcak sudan, duştan akan, mutfaktaki musluktan akan sıcak sudan söz ettiği apaçık belli. Fakat Özakıncı’nın “Almanlar hesabına Türkleri kötülüyor, Almanları yüceltiyor” diye gösterdiği alıntıların tümü, işte böyle sakat bir yaklaşımla anlamlandırılmış.

Aydınlık’ta Soner Polat, okuduklarını değerlendirme yetisinden yoksun bir biçimde Cengiz Özakıncı’nın yazısının üzerine matah bir şeymiş gibi atlamasaydı (3), Özakıncı’nın Aziz Nesin’e karşı bu dayanaksız, çirkin ve zavallı saldırısından haberim olmayacaktı. Polat’tan okur okumaz Özakıncı’nın yazdıklarına da ulaştım. Gördüğüm tam bir ‘okuduğunu anlayamama’ya da ‘nefret’ durumuydu. 

MADIMAK'IN YILDÖNÜMÜNDE AZİZ NESİN'E SALDIRMAK!

Nesin’in söylediklerinden Özakıncı’nın savlarının çıkarılamayacağı ortadaydı. Fakat tam 2 Temmuz’da, Madımak’ın 25. yıldönümünde, Madımak saldırısının odağında bulunan ve bu saldırıdan kıl payı kurtulan ama ondan kısa bir süre sonra yüreğinin yorgunluğuna yenilen Aziz Nesin’e soldan gelen bu saldırının amacı ne olabilirdi?

  1. Cengiz Özakıncı’nın, tıpkı Attila İlhan’ın ‘İsmet İnönü nefreti’yle Atatürk devrimlerine karşı körleşip karşı çıkması gibi, ‘Aziz Nesin nefreti’yle Nesin’e karşı körleştiğinin ayrımında olmayarak, herkesi atlatan özgün bir iş çıkarma isteği.
  2. Tasarlanmış bir Aziz Nesin karşıtlığı yaratmak ve bunun arkasında göremediğimiz başka amaçlar.
  3. Her ikisi de.

Bu büyük yanlışı Özakıncı gibi emperyalizm karşıtı aydın savaşımının içinde olan bir araştırmacının, yukarıdaki nedenlerden hangisinin etkisi altında yapabildiğini bilemiyoruz.

Fakat yazısındaki “İlk yazıları 1944’te sağcı dergilerde yayımlanan Aziz Nesin,” nitelemesinden, "AzizNesinSevmezliğini" saptayabiliyoruz.

Aşağıdaki alıntı Özakıncı’nın yazısından:

“Aziz Nesin'in Alman halkını suçladığı ‘Alamanya Alamanya’ yazı dizisinden yaklaşık sekiz ay sonra, Batı Almanya'nın Ankara'daki Alman Kültür Merkezi, Aziz Nesin'i ‘Türk Yazarları Gözüyle Federal Almanlar’ konulu bir toplantıya çağırdı.

Toplantının konusu Aziz Nesin'in sekiz ay önce Milliyet'te yayımladığı yazı dizisiyle örtüşüyordu. Alman devleti, özelde Almanlar ile Almanyadaki Türkler ve genelde dünyadaki bütün Almanlar ile bütün Türkler arasında, en azından bir soğukluk dahası düşmanlık duygularının dile getirildiği ‘Alamanya Alamanya’ dizisinin yazarı Aziz Nesin'i ‘Türk Yazarları Gözüyle Federal Almanlar’ konulu bir toplantıya konuşmacı olarak çağırırken, onu bu çizgiden uzaklaştırmayı düşünmüş olabilirdi.”

Bu alıntıda sözünü ettiği eleştirilerden iki konuda yanlış sonuçlar çıkarıyor Cengiz Özakıncı. Aziz Nesin’den aktardığı Alman toplumu eleştirilerinden Alman düşmanlığını, istesek de çıkaramıyoruz. Bunu, Özakıncı’nın yazısında kanıt olarak sunduğu röportaj parçalarından bile görebiliyoruz. Bu eleştirilerden –suçlama bile olsalar– düşmanlık çıkarmak, ancak eleştiriyi düşmanlık sayınca olabilecek bir şeydir. Özakıncı’yı bu yanlışa düşüren nefret dışındaki yanıltıcısı, Nesin’in gülmece sanatçısı olduğunu göz önüne almayı unutması olabilir. Nesin’in söyleminin irkilticiliği onun mizahçılığından kaynaklanıyor ve birçok mizahçının söylemi böyle sıradışı ve irkilticidir. CHP Genel Başkanı Kılılıçdaroğlu’nun bir toplantıda kendisi konuştuktan sonra çok ivedi işi olduğu gerekçesiyle başkalarını dinlemeden oradan ayrılmasını mizahçı Levent Kırca’nın eleştirmesindeki söylemini anımsayalım; günlerce konuşulmuştu. Bu bağlamda yine Levent Kırca’nın Fatih Altaylı’yı Habertürk kanalında deli ettiği o ‘Teke Tek’ görüşmesi anımsanabilir, izlenmemişse internetten bulunup izlenebilir. Müjdat Gezen’le konuşmakla, mizahçı olmayan biriyle, örneğin bir bilim insanıyla konuşmak arasında söylem bakımından çok büyük ayrımlar olacağı daha baştan bilinmeli ve göze alınmalı, onlardan işitilen ya da okunanlar buna göre değerlendirilebilmelidir.

Özakıncı’nın üçüncü bir eksiği, roman, öykü, deneme, şiir türlerinde okumalarındaki yetersizliği olabilir. Çünkü gülmece sanatçısı söylemindeki esprileri, espri için yapıldığı belli olan abartıları, silkelemek için yapıldığı belli olan genellemeleri, espri ve abartı paylarını düşerek okuyamıyor. Böyle olunca da, Aziz Nesin’in Almanya’ya yönelik eleştirilerinden düşmanlık çıkarabiliyor.

KENDİ GÖRDÜĞÜ OLASILIĞA 'KANIT' DEMEK

Özakıncı’nın Aziz Nesin’in yukarıdaki alıntıdan çıkardığı başka bir yanlış, salt olasılıktan kesin sonuçlara gitmesi. Yukarıdaki alıntıdan: “Alman devleti (…) onu bu çizgiden uzaklaştırmayı düşünmüş olabilirdi.” Buradaki ‘olabilirdi’, Özakıncı’nın kendisinin aklına gelen bir ‘olasılık’tır. Bu olasılıkta Aziz Nesin’in iradesi bile henüz söz konusu olmayıp, Almanların niyetidir olasılık olan. Peki, Almanların niyetinde bulunabilecek ‘olasılık’tan başka veri var mı Aziz Nesin’in satın alındığına ilişkin? Bu yazı dizisinin kitaplaşmayışını veri olarak kullanıyor; ona da bakalım:

Yine çok çok ‘olasılık’ barındırabilecek bir durumu, öne sürdüğü kesin sonucun (ihanetin) göstergesi olarak kullanıyor ve kendi kendisiyle çelişiyor. Çünkü yazı dizisinin Milliyet’te yayımlandığı günler Aralık 1980’dir. Aziz Nesin’in –Özakıncı’ya göre– kendini ve yurdunu Almanlara ‘sattıktan’ sonra katıldığı toplantı, Özakıncı’nın yazısında verdiği Cumhuriyet gazetesi kesiğine göre 25 Mayıs 1982’de yapılmıştır. Yani Bu tarihte Aziz Nesin’in artık Alman ajanı olması gerekiyor. Oysa bundan beş yıl sonra 3 Temmuz 1987’de Aziz Nesin “Almanya’da bir toplantı sonrası Türkiye Postası gazetesine verdiği bir söyleşide, on yıldır zaman zaman üzerinde çalıştığı ve Türkiye’ye gider gitmez yeniden çalışıp artık basıma hazır hale getireceği, adının da ‘Alamanya Alamanya, Bizden Aptal Bulaman ya’ olacak bir kitabından söz ediyor. Bu kitabın hangi kitap olduğunu Özakıncı söylüyor: “Aziz Nesin'in 1987'de Alamanya Alamanya Bizden Aptal Bulamanya adıyla kitaplaştıracağından söz ettiği yazıları, besbelli ki 1980-1981'de Milliyet gazetesinde yayımladığı Alamanya Alamanya başlıklı yazı dizisiydi.”

Peki hani Aziz Nesin 1980’lerin başlarında Almanlarca hain olarak satın alınmıştı? Öyleyse 1987’de hâlâ bu kitabın basımından niçin söz etsin? ‘Hain’in parasını mı kesmiş Almanlar; bunun üzerine bizim hain de vaz mı geçmiş Alman düşmanı dosyayı rafa kaldırmaktan?

Burada Özakıncı’nın bilmediği ya da atladığı, Aziz Nesin’in güncelerinde hep, kitaplaştırmayı düşünüp düşünüp hâlâ birçok dosyayı son biçimini verip de kitaplaştıramamış oluşuna üzüldüğü, yani yanının yöresinin böyle dosyalarla dolu olduğudur.

DİK DURUNCA VERİLMEYEN DOKTORA YİNE DE 'İHANETİN KANITI'

Cengiz Özakıncı’nın bu çıkışında anlaşılamayan bir yanı daha var, o da kendisi Aziz Nesin’in “bir onursal doktora uğruna ülkesini ve halkını sattığını” öne sürdüğü halde, o doktoranın ona verilmekten cayılmış olunmasıyla hiç ilgilenmeyişi. Yani bir insanı ‘bir şey uğruna halkına ihanet’le suçlayacaksınız ama o kişiye o şeyin verilmemiş olmasıyla ve niçin verilmediğiyle hiç ilgilenmeyecek, bunu hiç değerlendirmeye almayacaksınız? Bu nasıl araştırmacılık, bu nasıl eleştirmeciliktir, anlaşılır gibi değil! Nesin’in ‘Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru’ adlı kitabını okumadım, elimde de yok. Özakıncı’ya ben sorayım: Taylan Kara’nın söylediği gibi (4) (5), Aziz Nesin’e bu doktoranın verilmesinden cayılmasının nedeni, sosyalist Doğu Almanya’nın yersiz yurtsuz kalan son devlet başkanı Erich Honecker’in ölene dek yaşamını sürdürsün diye Nesin Vakfı’nda yaşamasını yazışmalarla istemiş olması mıdır? Böyle ise ve başka nedenler varsa ve onlar da Aziz Nesin’in yüzünü kızartmak şöyle dursun, bir insanın onur madalyası olarak taşıyacağı nedenlerse, bu nedenlere nasıl olur da değinmezsiniz?

CENGİZ ÖZAKINCI'YA HAK ETTİĞİ ÖBÜR SORULAR

İçimiz kalkarak şunu da soralım: Zamanını halkın zamanı, parasını halkın parası gibi harcayan, daha doğrusu böyle gördüğü için parasını harcayamayarak adı cimriye çıkan, zamanını harcayamadığı için uykusuzluktan başı düşerek çalışan (bunu güncelerinden biliyoruz), kendini halkına hep borçlu sayan ve borçlu öleceğini söyleyen, hatırı sayılır kişisel servetini yasal mirasçılarına bırakmayıp halkına adayarak miras hukukunda kendi kişisel devrimini yapan ama böyle yapmış olmakla mirasçılarının sevgisini, saygısını yitirmeyen Aziz Nesin’e Özakıncı kendisinin Nomos ve Aydın adlı kitabında, yine yazısında Taylan Kara’nın söylediği gibi (6) “Gururu Ölmüş Türk, kısaca G.Ö.T.” demiş midir? Dediyse, bu iğrenç sövgüyü kendine nasıl yakıştırmıştır? Yakıştırırken ve yakıştırdıktan sonra, “Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma!” diye özetlenen dürüstlük ilkesi aklına hiç gelmiş midir?

Bir de şunu söylesin: Güneydoğumuzda, çok büyük olasılıkla PKK’nın halk tabanı bulması için, subaylarımızın ırkçı faşist olanlarının arasından bulunup kışkırtılan ‘insanlıktan çıkmış’ların cezaevindeki Kürtlere bok yedirme’ korkunçluğunu, Taylan Kara’nın yazısında numarasını da verdiği 351. sayfada savundu mu savunmadı mı? (6) Savunduysa, bu iğrenç savunuyu yinelemesinin yolunu açmayı kesinlikle istemem. Beni teselli edecek olan, geçmişte savunduysa bile bugün yanlış bulup özeleştiri vermesi olacaktır.

'ŞU ELLERİN TAŞI HİÇ BANA DEĞMEZ'

Aydın ve okumuş bir kişi Aziz Nesin gibi birini ajanlıkla suçlarken, onun tüm yaşamını kaplayan aydınlanma ve sosyalizm savaşımında defalarca öldürülmek istendiğini bilmemeye; 12 Eylül faşizminin herkesi evlere ya da hapishaneye tıktığı en baskılı günlerde ‘Aydınlar Dilekçesi’ direnişiyle ülkesinin onurunun bayraktarlığını yaptığını; en son Madımak topluöldürümünde de yakılmak istendiğini, 35 aydın ve sanatçının yakıldığı bu acı olaydan sonra yüreğinin onu çok da yaşatmadığını… Unutmaya hakkı yoktur. Sevmiyorsa ya da onu çekemeyeceği kişisel nedenleri varsa, onun sevilip sayılışı karşısında hiç olmazsa çamur atmadan yaşamayı içine sindirebilmelidir.

Cengiz Özakıncı’nın bu sakat yazısına yaslanarak Soner Polat’ın yaptığı ise, ortaya dökülen malzemenin bolluğunun etkisine kapılıp malzemenin yazıdaki savlara yaramadığını gözden kaçırmaktan başka bir şey değil. En hafif değerlendirmeyle, böyle.

Benim çok karşı olduğum, ‘Şeytan Ayetleri’nin günlük Aydınlık gazetesinde yayımlanması’ ve bundan Aziz Nesin’in şeriatçılarca kışkırtıcılıkla suçlanması, gerilimin Madımak saldırısına değin uzanması felaketleri ortadayken –ki oğlu Ahmet Nesin’in, Salman Rüştü’nün Şeytan Ayetleri kitabının gazetede tefrika edilmesinde öncülüğün Aziz Nesin’de olmadığı, Nesin’in istediğinin kitap olarak yayımlanması olduğu yönünde açıklamaları var (7), bunlar da internetten bulunabilir– Doğu Perinçek’in, Nesin’in “yüzde altmış aptal” söylemini, Özakıncı’nın ‘ihanet’ suçlamasını atlayarak irdelemesi, Aziz Nesin’i mezarında ters döndürecek bir vefasızlık ve yalnız bırakılma örneği oldu.

Şimdiye değin, kendisinden bir yerlerde rastladıkça okuduklarımla saygın olduğunu düşündüğüm Cengiz Özakıncı için, bu Aziz Nesin çıkışıyla ilgili en az kuşkulu, en az suçlayıcı içerikte şunu söyleyebilirim:

''Cengiz Özakıncı, Aziz Nesin’den okuduklarından hiçbir şey anlamamış. Bundan sonra kendisinden okuyacaklarım olursa, savlarını ciddiye almak konusunda çok daha dikkatli olacağım; çünkü okuduğunu ya anlamıyor ya da anlamamazlıktan geliyor.''

 

  1. https://www.academia.edu/37028591/Aziz_Nesin_Petra_Kappert_ve_Buruk_Bir_Onursal_Doktora_Belgeseli.pdf
  2. https://www.abcgazetesi.com/yazarlar/aziz-nesin-halk-dalkavugu-degildi-halkciydi/haber-94529
  3. https://www.aydinlik.com.tr/turkler-mi-nesin-mi-daha-zeki-soner-polat-kose-yazilari-temmuz-2018
  4. https://www.taylankara.com/yazilar/cengi%CC%87z-%C3%B6zakinci-neyi%CC%87-kanitlamaktadir-azi%CC%87z-nesi%CC%87n-alman-ajani-midir
  5. https://www.taylankara.com/yazilar/cengi%CC%87z-%C3%B6zakinci-nin-azi%CC%87z-nesi%CC%87n-konusunda-yazmadiklari
  6. https://www.taylankara.com/yazilar/cengi%CC%87z-%C3%B6zakinci-nin-nomos-ve-aydin-ki%CC%87tabi-%C3%BCzeri%CC%87ne-notlar
  7. https://odatv.com/madimak-olayi-salman-rusdi-ve-aziz-nesin-0207111200.html

 

İlgili Haberler

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Vasatlığın ve cehaletin gemisinde değilim

ABC Kritik

Fikret Başkaya | 'Ezilen halkların aydını': Samir Amin

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof.Dr Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

Nejla Kurul | Kötülük çoğalıyor, İyi'yi büyütmenin zamanı

ABC Kritik

ABC Kritik | İbrahim Utku Nar | CHP için başka bir yol mümkün mü?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Nejla Kurul | Güzellik Direnişte: Flormar İşçilerinin İyilik Hikâyesi

ABC Kritik

Fikret Başkaya | Ne ile cebelleştiğini bilmek!

ABC Kritik

Mustafa İlker Gürkan | CHP ve politikaları üzerine tezler

ABC Kritik

Hürriyet Yaşar | CHP'de önderlik sorunu olmak ve yapmak ayrımı -1

ABC Kritik

Prof. Dr. Nejla Kurul | Her ağaç tek başına ve ayakta mı ölür?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | CEHALET

ABC Kritik

ABC Kritik | Ali Şimşek | PKD: Uzaydaki Dışlanmışlara Övgü