unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Mesajı Aldığınız İçin Teşekkür Ediyorum Sayın İnce

Yazının başlığını okuyanlar aldanmasın, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce ile şahsi bir tanışıklığım veya bire bir şekilde irtibata geçmişliğim yok ama bundan tam tamına 1 yıl önce ABC’de CHP için kaleme aldığım bir mesajı harfi harfine alıp, seçim meydanlarında muazzam şekilde başarı ile icra ederek 16 yıl sonra ilk defa AKP iktidarının elinden oyuncağını alan Sayın İnce’ye teşekkürü bir borç biliyorum.

1 yıl önce, Haziran 2017’de Birleşik Krallık’ta yaşanan erken seçim hakkında bir yazı kaleme almıştım.

Bilindiği üzere bu seçimler, şu anda iktidarda azınlık hükümeti olarak varlığını sürdüren Muhafazakar Parti’nin İngiliz parlamentosunda çoğunluğunu kaybetmesine yol açmış, aynı zamanda muhalefetteki İşçi Partisi’nin gücünü arttırmasına neden olmuştu.

İşçi Partisi’nin başarısındaki en büyük etmenlerden birisi de partinin lideri olan Jeremy Corbyn’in, İngiltere’de  ve tüm dünyada yükselen  popülizm dalgasını sol siyasete ve kendi ajandasına uyumlu bir şekilde bütünleştirmesiydi. Yazının sonunda ise, Corbyn’in bu başarısının CHP’ye örnek olması gerektiğini şu sözlerle savunmuştum;

“…Peki buradan Türkiye’deki sol muhalefete ve en önemlisi CHP’ye çıkabilecek bir mesaj var mı? Aslında fazlasıyla var; zira bahsettiğimiz Anti-Amerikancılık, Anti-Avrupa Birliği veya Anti-NATO’culuk özellikle Türk seçmen kitlesinde şu ana kadar hiç olmadığı ölçüde yüksek bir seviyede seyrediyor ama maalesef ki böylesi bir madeni işlemek sadece AKP iktidarının önüne bırakılmış.

jeremy-corbyn-foto.jpg

Ne ilginçtir ki, bu ülkede yıllarca Suud-ABD ittifakını eleştiren ve Suud’u ABD emperyalizminin hizmetkarı olarak gören bir sol anlayış söz konusu iken; bugün Suud’u benzer sebeplerle eleştiren ve bu eleştiriyi tekeline alan 'Reisçi’ bir organizma ile karşı karşıyayız.

AKP iktidarı ve özellikle lideri Erdoğan, kapitalizmin girdiği kriz ile yükselen popülizmin Türk iç dinamikleri ile birleşmesi neticesinde inanılmaz hızlı bir şekilde Anti-Amerikancı ve Anti-Batıcı bir yöne savrulduğunun farkına vardı ve bugünlerde seçmen desteğini konsolide etmek için oyunu bu yönde oynuyor.

Peki ya CHP ne yapıyor ya da ne yaptı bu süreçte? Neo-liberal veya küresel aktörlere eleştiri getirebildi mi? Anti-Amerikancılığı seçmen kitlesini konsolide edebilmek için kendi siyasi ajandasıyla uyumlu hale getirmeye çabaladı mı? Elbette hayır; onun yerine 'en çok sosyal demokrat biziz’ mesajını yıllarca verip durdular.

Netice; %25’i geçemeyen bir seçmen desteği. Ama buradaki esas sorun bu siyasi olguları bir araya getirebilecek yani artan popülist nüveleri sol bir ajandada eritebilecek en önemli araçlardan birisi olan Kemalizm’in CHP tarafından tamamen dışlanmasıdır.

Eğer CHP seçmen tabanını rahmetli Ecevit’in 70’lerin sonu dönemindeki %40’lık seviyeye çıkarmak istiyorsa, artan popülizmi sol ile uyumlu hale getirmek ve neo-liberal/küresel değerleri bir kenara itmek zorundadır. Bunun içinde elindeki en önemli siyasi araç Kemalizm’dir. Kemalizm’i her fırsatta 'tu kaka’ etmek yerine artan popülizmi sol siyasetin içerisinde eritmek için kullanmak CHP’nin önünde önemli bir fırsat olarak duruyor.'

Tabi bu süre zarfında yani 1 yıllık sürede bu fırsatı değerlendirme noktasında CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve ekibinin herhangi bir hamle yaptığını görmek mümkün değil. Hatta bu tarihi seçimler öncesinde, Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve onu etkisi altında tutan yönetici kliği ortak aday olarak Çankaya Noteri Abdullah Gül’ü seçtirtmek için yoğun bir çaba harcamıştı. Neyse ki bu vahim hata hayata geçmedi ve CHP tabanının da isteği doğrultusunda Muharrem İnce Cumhurbaşkanı adayı olarak Türk siyasi arenasına adımını attı.

muharrem-ince-foto-001.jpg

Aday olduğu tarihten bugüne kadar Muharrem İnce belki de 16 yıllık AKP iktidarı boyunca en etkili muhalefeti icra eden politikacı olarak karşımıza çıkıyor. Kamuoyu nezdinde İnce’nin artan bu popülaritesinin en önemli sebebini de yukarıda kaleme aldığım mesajı ve fırsatı oldukça başarılı bir biçimde değerlendirmesidir.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda popülizm artan bir biçimde kendini her alanda hissettirmekteydi. Bunun farkında olan Erdoğan ise, söylemlerinde Anti-Batıcı veya Anti-Amerikancı dozajı her geçen gün arttırmak suretiyle hem seçmen kitlelerinin konsolidasyonunu sağlamlaştırıyor hem de popülizm pastasından en büyük payı AKP iktidarına veriyordu. İşte bu oyun Muharrem İnce sayesinde an itibariyle bozulmuş durumda.

erdogan-foto2.jpg

İnce, miting meydanlarında İncirlik üssünün kapatılması isteğinden tutun da, FETÖ elebaşı Gülen’i himaye eden ABD’ye yönelik ağır eleştirilere, Erdoğan’ın en önemli destekçilerinden birisi olan Alman lider Angela Merkel’e 'had bildirmesinden’ tutun da, AKP’nin dış güçler edebiyatının sahteliğini göstermesine kadar son derece ilginç açıklamalar yaptı.

İnce’nin bu popülist çıkışları ise AKP’nin tüm dengesini adeta yerle bir etti. İnce aday olana kadar; olumsuz her olayı 'dış güçlere’ bağlayan, Anti-Amerikancılık oynayarak her meydanda Batılı güçlere çemkirmeyi görev addeden AKP iktidarının yerini, seçim beyannamesinde ABD ile ilişkileri daha iyiye getirmek hedefini koyan bir AKP aldı.

Erdoğan’ı 'Batıya ve yedi düvele kafa tutan lider’ hayali ile resmedip meydanlarda Erdoğan’ın o tip söylemlerini satın alan seçmen kitlesi benzer bir performansı tekrar Erdoğan’dan görememesi üzerine eski heyecanını da yitirmeye başlamış gibi.

Hatta öylesi bir trajikomik tablo söz konusu ki; yandaş medyanın yazarları daha birkaç ay öncesine kadar her manşette ABD’ye veya Batı’ya ağır eleştiriler içeren başlıklar atarken, bugün Daily Sabah adlı yandaş gazetede Fahrettin Altun adlı yandaş SETA’cı yazarın 'Muharrem İnce’s Anti Westernism’i (Muharrem İnce’nin Anti-Batıcılığı) başlıklı yazısında İnce’yi Anti-Batıcı olmakla suçladığına şahit oluyoruz.

muharrem-ince-foto4.jpg

Ama daha da önemlisi, AKP iktidarına muhalif olan toplumun diğer %50’si nezdinde Reisçi kitlenin kaybetmeye başladığı o heyecanın arttığını görmemek mümkün değil. Bu noktada İnce popülizmi sadece dış politikada değil iç politikada da başarı ile kendi ajandasına yedirebiliyor.

İnce, partisinin Genel Başkanı veya 16 yıl boyunca muhalefette olan liderlerin AKP iktidarı karşısındaki edilgen pozisyonunu 1 ay içerisinde etken bir hale dönüştürmüş durumda.

Örneğin Fethullahçı Nagehan isimli gazeteci görünümlü tetikçi, CHP liderine 'Sivas Katliamına 'katliam’ diyemeyen Temel Karamollaoğlu’nun partisi ile ittifak yapmayı nasıl değerlendiriyorsunuz’ sorusunu sorduğunda, CHP lideri utana sıkıla, 'böyle bir şey olabilir mi ya’ minvalinde cevaplar verecek ve AKP iktidarının kendisini düşürdüğü 'suçlu’ konumunu kabullenecekti.

Peki İnce ne yaptı? 'Bu soruyu Cumhurbaşkanı’na sorabilir misin, önce ona sor sonra ben cevaplayayım’ deyip AKP yandaşı gazetecileri etkisizleştirerek tartışmayı tamamen sonlandırdı.

İnce’nin bu reaksiyonları ise özellikle seçmen kitlesinde 'hak ettiğini alan ve pasif olmayan bir lider’ profilini daha da güçlendiriyor.

Meydanlarda nüktedan bakış açısı ile iktidarı yerden yere vurması, bisiklet binmesinden tutun da harmandalı oynamasına kadar topluma verdiği mesajlar da, Haziran 2015 seçimlerinde HDP lideri Demirtaş’ın başarısının oldukça iyi analiz edildiğinin göstergesi.

Saz çalıp türkü söyleyerek içimizden biri imajını vermeye çalışan ve her fırsatta esprili bir biçimde Erdoğan’ı eleştiren Demirtaş’ın HDP’yi %13 gibi bir oy oranına çekip Batı’dan aldığı oyları arttırması, İnce’nin de benzer bir strateji ile halk nezdinde popülaritesini arttırmasına yol açıyor.

Yıllardır Erdoğan’ın tekelinde olan 'halkın adamı’ payesi her geçen gün İnce’nin gömleği üzerine yapışıyorken, tam tersine Erdoğan ve çevresinin üzerindeki gömlek 'Saray’ın elitleri’ markasını taşımaya aday hale geliyor.

erdogan-foto6.jpg

Peki bu tablodan bir dip dalga neticesi çıkar mı? O kadar da iyimser değilim, zira Erdoğan’ın kişisel popülaritesinin hali hazırda gücünü kaybedeceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla Erdoğan’a 'her ne olursa olsun’ oyunu gözü kapalı verecek bir %40 üzeri seçmen kitlesinin varlığı her daim sürecek. Hatta MHP-BBP ile kurulan ittifaklar, Hüda-Par’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı desteklemesi gibi etmenlerle Erdoğan’ın oyunun %45-50 bandı üzerinde seyretmesi oldukça muhtemel. Fakat burada esas olan husus Erdoğan’ın ihtiyacı olan %50+1. Bunun nasıl gerçekleşmeyeceğini defalarca yazdım.

Burada odaklanılması gereken husus kesinlikle AKP’den oy devşirmek vs. gibi çözümler değil. Tam tersine sandığa gitmeyen muhalif seçmenleri hesapladığımızda %50’nin üzerinde olan muhalif kitlenin konsolidasyonunu sağlamak tek amaç olmalı. İşte Muharrem İnce’de bu konsolidasyonu sağlama noktasında AKP’nin elinde adeta bir oyuncak haline gelen 'popülizm’ dalgasını kendi lehine çeviriyor.

Bu noktada nihai başarıya ulaşıp ulaşamayacağını elbette bilemeyiz, ama 16 yıl boyunca oyunu doğru okuyup başarı ile icra eden tek lider olarak ona bu başarısının hakkını vermenin gerektiğini düşünüyorum.

 

 

 



Çok Okunanlar

Can Ataklı'dan çok konuşulacak Baykal iddiası

Hulusi Akar'dan skandal hata

10 bin bekçi neden alındı? Cevabına inanamayacaksınız

Merdan Yanardağ: Metiner'le olmuyor, Mehmet Uçum gibi isimlere ihtiyaçları var

Mehmet Görmez'in adını vermekten kaçındığı tarikat lideri kim?

İlgili Haberler

ABC Kritik

ABC Kritik | Ali Şimşek | PKD: Uzaydaki Dışlanmışlara Övgü

ABC Kritik

Aziz Nesin'de vatan haini aramak

ABC Kritik

“Kiç” bir Yeni çağ Lideri: Adnan Hoca

ABC Kritik

Şahsiyetimizdeki o acı kambur...

ABC Kritik

Balyoz'un FETÖ'cü hakimini serbest bırakanlar ve AK-Fethullahçılar: Hesap vereceksiniz!

ABC Kritik

Sıra size de gelecek, Adnan Oktar suç örgütünün destekçileri!

ABC Kritik

Ütopya

ABC Kritik

Başkaya: ''CHP'nin Genel Başkanını değil, paradigmayı değiştirmeye ihtiyaç var!''

ABC Kritik

Erdoğan'ın süregelen zaferinin anlamı

ABC Kritik

Rakamların analizi ve yeni doğan bir seçmen tabanı: Ak-kurtlar

ABC Kritik

Sen gazeteci değil, Fethullahçı bir Çiko'sun!

ABC Kritik

Felsefeden yoksun bir eğitim sistemi, sadece robotlar yetiştirir