Ağıt, Şiir ve Kadın*

Ağıt, Şiir ve Kadın*

Yaşar Kemal’in 2011 Nisan’ında imzalayarak gönderdiği Ağıtlar adlı değerli yapıtını yakın zamanda yeniden okumuştum. Ağıtlar’a ilk önsözü 1942’de Kadirli’de yazmış ve kitap, Kemal Sadık Göğceli adıyla 1943’de yayınlanmış. Son önsözü ise Haziran 1992’de Basınköy’de yazmış. Ağıtları okuduğumda, sonradan türküye de dönüşen “Bebek Ağıtının” sözleri dilimin en acılı yerine pelesenk olmuş ve günlerce kalbimin burgaçlanmasına neden olmuştu.

Göçer Türkmenlerden bir kadının, bir göç esnasında devenin üstündeki yavrusunun bir dala takılıp kalmasını, kaynatasından ar (hicap) edip söyleyememesi ve bebeğinin ölümü sonucunda yaktığı bir ağıttı bu;
“Deveyi deveye çattım/ Örkünü üstüne attım/ Alamadım bebek seni/ Gay’nbabamdan hicab ettim… Harmancığın gayaları/ Nen çalıyor mayaları/ Berk mi değdi ağ bebeğim/ Garaguşun sayaları… Garaguş döner havada/ Yavrusun goymaz yuvada/ Ora gedek ağ bebeğim/ Bir gönnüm Çukurova’da… Göğde bulut gar havas/ Işgın yayılır devesi/ Silini silini ağlar/ Bebeğin tülü mayası… Bebek beni del’eyliyo/ Garşı daldan el’eyliyo/ Bebeğin uyhusu gelmiş/ Gel de beni bele diyo… Harmancık’da tütün tüter/ Çıngırdaklı goşum öter/ Derdeyleme ağ bebeğim/ Benim derdim bana yeter… Garagoyun garagoyun/ Ciğerinen olmaz oyun/ Meler m’ola benim gimi/ Guzusunu aldıran goyun…

Yavrusun yitirmek, bir annenin başına gelebilecek en kötü şeydir kuşkusuz. İşte yüreği paramparça göçer bir anne tarafından yakılmış olan bu ağıt; üstünden uzun zamanlar geçse de hala yürekleri parçalamayı sürdürüyor. Kadınların ölüm/acı karşısında doruk yapan sezgisel akılları (siz isterseniz buna “yakımlar” üstünden şiir yapma becerisi deyin) burada bir kez daha acı üstünden, çok değerli bir yapıt ortaya koyuyordu…

Şairlere sıklıkla sorulan sorular vardır, sözgelimi; kadın şairlerin sayısı neden azdır yahut kadından şair olur mu vs. ?

Elbette toplumsal konumlanışa uygun olarak değişen yanıtları vardır bu soruların. Fakat Mahmut Temizyürek’in “Ağıt, Şiir, Kadın” adlı yeni kitabını okuyunca duyumsuyorsunuz ki, kadınlar ilk söz söylediğinden bu yana şairdirler.

Ölümler karşısında derin duygularını ifade edenler onlardır, yani ki ağıtlar şiirin ilk söyleniş biçimi olarak; kadını şiirin ilk ve biricik yapıcısı kılıyor aslında… “Dil hazinelerine yakından bakarken, şöyle ya da böyle tortulaşıp kalmış simgesel dilin kabuklarını açmaya çalıştığımızda şiirde kadının yüzünü görmeye başlıyoruz. Ama öncesinde, özellikle şiirin en canhıraş oluş kaynağı saydığımız ağıtta kadının yüzü apaçık görülüyor. Ağıtın toplumsal, bireysel, özsel ve başka varlık nedenini anlamadan şiirin varlık nedenini anlamakta zorlanıyoruz.”

Yaşar Kemal, Ağıtlara yazdığı ön sözde defalarca yineliyor şu sözü: “Kırk bin yıl su altında cilalanmış çakıl taşları gibi, kırk bin yıl ağıt suyunun altında bir ağıt dili…” “Bundan şunu anlayabiliriz; ağıttaki dil bin yıllar boyu varlığını sürdürdüğü gibi, başka şiirsel biçimlere de kaynak olmayı sürdürerek gelişiyor. Böylece beslediği ve zenginleştirdiği türkülerden, destanlardan, hikâyelerden ağıtın kendisi de besleniyor, yarattığı ile güçleniyor, gücüyle yeni şiirsel zenginlikler yaratıyor.”

Ağıt yakmak, kuşkusuz yalnızca Anadolu’ya özgü değil. Acının var olduğu her yerde, bin yıllardır ağıtlar da var. Yunan Mitolojisindeki büyük yakımlar, bize ulaşan Türki kültürlerdeki Manas, Alper Tunga Destanları, Mahmut’un da altını çizdiği gibi birer ağıttırlar aslında ve kuşkusuz bu ağıtları yakanlar kadınlardır. Acıyı ilk duyumsayan onlardır, çünkü onlar; annedir, eştir, kız kardeştir, sevgilidir!

120 sayfalık kitabın her sözcüğü çok değerli geldi bana, dönerek okuduğum bölümleri oldu. Bu kısacık yazıda, bu çok emek ürünü güzel yapıtın yalnızca “ağıtlar” bölümünden hareketle cümleler kurdum, ilerleyen zaman içinde diğer iki bölümünden de değerli sözler aktarmayı isterim elbette. Fakat şimdilik sevgili Mahmut Temizyürek’in şu tespitiyle bitirmek istiyorum. “Yeni, alışılmadık bir yorumda bulunduk, bu belki yadırganacaktır.

Yadırgansa da sormalıyız; neden “ağıt” türü kadın cinsine kayıtlıdır? Kadın cinsiyeti nasıl bir toplumsal konumdur ki, insansal yaşam ile ölüm onun kucağından gelip geçmektedir? Ve neden şiirin bu en eski türü bugün de kadınların dilinde yaşantısını sürdürmektedir? Bundan da önce sorulması gereken soru: Neden şiir bugün kadın cinsine kayıtlı olmadığı gibi, “kadınlar şiir yazamaz” yargısı on binlerce yıla damga vurmuş? Bu yargı adeta eril genlere işlemiş, evrimin bir kör noktası, bir kader çizgisi gibi kabul görmüş…”

*İtalik yazılan yerler, Mahmut Temizyürek’in “Edebi Şeyler” Yayınevi’nden Nisan 2019’da çıkan “Ağıt, Şiir, Kadın” adlı kitabındandır.

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR