Ah şu kavramlar

Kavramların, içeriklerinden koparılarak kullanılması çok mu yaygınlaştı, yoksa ben mi bunca rahatsız oluyorum, bilemedim? Ama biliyorum ki bu can sıkıcı durumdan bu köşeyi okuyan herkes rahatsız, yine de sormak istedim işte. Bugün, yanlış yahut anlamının tam karşıtı olarak kullanılan yüzlerce kavramı sizlerin sezgisine bırakarak, bir kaçı üstünden, bir çift söz söyleme ihtiyacı duydum.

Çünkü kavramlardan (sözcüklerden) metafor oluşturuyor şair, sonrasında imgeler ve şiir çıkageliyor. Kavramları doğru kullanıp, anlamayan bir toplum, şiiri nasıl içselleştirebilir? Şiiri olmayan bir toplum incelikten, estetikten uzak düşmez mi? İncelikten, estetikten uzak düşmüş bir toplumun, içinden geçtiği an’lar ve geleceği nic’olur!

Söz gelimi son zamanlarda hem gazete haberleri, hem köşe yazıları, hem de televizyon programlarında sıklıkla kullanılan bir sözcük var; “taciz”. Arapça bir sözcük ve anlamı: “Tedirgin etme, canını sıkma, sıkıntı verme, rahatsız etme” olarak geçiyor Dil Derneği Türkçe Sözlüğünde.

Günlerdir bir haberle içlerimiz bulanmakta; “Ümraniye’de bir Kuran Kursu’nda yirmi civarında erkek çocuk “tacize” uğradı” haber böyle. Taciz denilince olay hafifliyor doğal olarak. “Canını sıkmışlar çocukların, geçer” diye düşünüyorsunuz! Fakat gerçekte böyle mi? Bu kadar basit, bu kadar hafif mi? Elbette değil. Şimdi burada bu çocuklar rahatsız mı edilmiş? Canları mı sıkılmış? Tedirgin mi edilmiş? Hayır efendim, basbayağı tecavüze uğramış bu çocuklar. Alçak “şeyhleri” tarafından tecavüz ediliyor, yaşamları, cinsellikleri gasp ediliyor bu çocukların!

Tecavüz, yine Arapça bir sözcük ve anlamı şöyle: “Hücum etme, saldırma, saldırı, saldırış. Başkasının hakkına el uzatma. Namusuna saldırma, sarkıntılık. Namusuna sataşmak.”

Fakat namusuna hücum edilmiş, saldırılmış; hakkına el uzatılmış, sarkıntılık edilmiş ve sonuçta ruhları paramparça edilmiş erkek çocuklardan bir kısmının babası, karakolda; “böyle bir şeyin olduğuna inanmıyorum, gözümle görmedim; olsa olsa benim oğlum İ…. olmuştur” diyor.

Kavramlarının içi boşaltılmış toplumun, kimi babalarının da ahlaki özü boşalmış oluyor elbette. Yani kavramları kullanırken, ne ifade ettiğine, ağırlığına dikkat edeceğiz. Değilse hayatın ağırlığı hepimizin üstüne düşüyor, altından kalkamıyoruz, eziliyoruz!

Yine bir başkası; bu son dönemlerde kimi solcuların da diline pelesenk olan “Ortak Akıl” kavramı.

Söz gelimi Deniz Baykal, 24 Ağustos 2019 tarihinde şöyle söylemiş; “(…) Suriye’de güvenli bölge oluşturulması çalışmalarıyla ilgili olarak yaşananların tek başına bir partinin çözebileceği sorunlar olmadığını, ortak akıl içerisinde hareket edilmeli. “Bu kritik dönemde toplum olarak bilgilendirilmemiz lazım. Bunun en önemli muhataplarından birisi de siyasi partilerdir. Buradan bir ortak akıl üretmeliyiz.”

Sevgili Özdemir İnce, uzunca bir zamandır bu konuları yazıyor ve hem sayıca çok, hem de her biri bir birinden kıymetli yazılar yazdı. Bu konuya ilişkin ilk yazısını 2001’de Hürriyet Gazetesi’nde yazmıştı, şimdilerde Cumhuriyet Gazetesi’nde sürdürüyor. Aslında “Ortak Akıl” mı, yoksa “Ortak Akılsızlık” mı demeli?

Geçen haftaki yazısında şöyle söylüyor; “‘Ortak Akıl’ın mucidi R.T. Erdoğan’dır. İlk kez AKP’nin kuruluş basın toplantısında ‘Kollektif Akıl’dan söz etmişti. Daha sonra 26 Ağustos 2001 tarihli Akit gazetesinde yayımlanan röportajında da bu kavramı kullanmıştı. Bu söyleşide ağzındaki baklayı çıkarmış ve ‘Kollektif aklın temsil edildiği bir liderlik anlayışını benimsiyoruz’ demişti. ‘Kollektif (Ortak) aklın temsil edildiği bir liderlik anlayışı’ tek adam rejimidir. Sultanlık rejimidir. Bu konuda ilk yazıyı 16 Eylül 2001 tarihli Hürriyet gazetesinde yazmıştım. 18 yıldır onlarca kez yazdım ama kimseye anlatamadım: Ortak Akıl, totaliter akıldır!”

Gerçekten de böyle değil midir? Cami cemaati, tekke cemaati ortak bir aklın içinde hareket eder, çünkü “imanları” onlara biat etmeyi ve kul olmayı salık verir, onlar da iradelerini imamlarına, şeyhlerine teslim ederler ve hiç tartışmasız, “Ortak bir Aklın” içinde varlıklarını “mutlu mutlu” sürdürürler. Oysa akıl bireyseldir. Herkesin aklı kendinedir. Ortak karar almak isteyen insanlar doğruları, doğru yolu ancak kıran kırana tartışarak bulabilirler. Bu tartışmalardan çıkan sonuç ve karar “ortak” olabilir. Yani illa içinde akıl geçen bir kavram arıyorsak ve kullanacaksak, benim önerim; “Tartışmalı Akıl”dır. Bizler, tıpkı bilim insanlarının yaptığı gibi tartışarak bulabiliriz doğruyu, çünkü;

“Akılcı ve Bilimsel düşünmede Ortak Akıl diye bir madde yoktur. Ortak Akıl insanlığın “Tam İnsan” olmadığı çağlara aittir (…) Muhalefet bu dille düşünmemeli ve asla bu dille konuşmamalıdır” diye son noktayı da koyuyor sevgili Özdemir İnce.