• Hürriyet Yaşar | Ahmet Taner Kışlalı’nın 20 yıllık soruları

    Hürriyet Yaşar

    Bomba ile kalleşçe paramparça edildiğinde…

    Üniversitede genç yetiştiriyordu…

    Atatürkçü Düşünce Derneği’nin genel başkan yardımcısıydı…

    Aynı derneğin kurucularından Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok daha önce öldürülmüştü.

    Cumhuriyet gazetesinde yazardı.

    Yazılarında emperyalist Batı’nın kalemşorlarının çelişkilerini yakıcı sorularla sergilerdi.

    1990’ların küreselleşme saldırısının düşünme yetimizde yol açtığı yıkımları onarma savaşımına adamıştı kendini.

    *

    Yurtsever, çalışkan, yiğit aydınlarının kimlerce niçin öldürüldüğünü umursamayan, o karanlıkları aydınlatıp gereğini yapmayan toplumlar, ayakta kalma haklarını yitirirler.

    Türk toplumu taa Sabahattin Ali’den beri, aydınlarının neden öldürüldüğünü ortaya çıkarma istencini yaşama geçirememenin bedelini ödüyor.

    Bu vurdumduymazlığımızla yürütülen bedel ödeme sürecinde, son vuruşlara yaklaştıkça hızı artan bir sürüklenişin içindeyiz.

    *

    Aydın ölümlerinin her birinde, neden o aydının seçildiğini anlamak için yapılması gereken en önemli şey, öldürülenin öldürülmeden önce yapmakta olduğu işlere bakmaktır.

    Öldürümden sonra o aydının yaptığı iş sekteye uğramış mıdır? Yani onu yok edenler, onun yaptığı işin yapılmasını önleyebilmişler midir?

    Bu soruların yanıtı, öldürülen birçok aydınımız için olduğu gibi, Ahmet Taner Kışlalı için de ‘evet’tir. Bu evet’i açıklıkla görebilmek için, onun neleri yapmakta direttiğini anımsamamız gerekir.

    Cumhuriyet’teki yazılarında soruları olurdu Ahmet Taner Kışlalı’nın. O soruları unutturmaya, unutturamadıklarına doğru yanıtların tersini ezberletmeye çalışanlara karşı, bu soruları sürekli anımsatırdı düşünen beyinlere.

    Oysa küreselleşme balonunun yutturulmaya çalışıldığı yıllardı o yıllar. O balonun yurtdışından gönderilmiş üfleyicileri vardı. El değiştirtilerek gazete olmaktan çıkarılmış gazeteleri, o gazetelerde besleme şakşakçıları vardı.

    Ama güdümsüz, özgür düşüncenin sorularındaki içtenliğin gücü, bu soruların yanıtlarının bulunmasına bile gerek kalmaksızın, küreselleşme balonlarının havalarını indirmeye yetiyordu. Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) masabaşı tasarımcılarının milyon dolarlarıyla beslenen işbirlikçi üstlenicilerin medyaları ve kalemşorları, Kışlalı’nın bağımsız ve özgür düşünüşünün içtenliğiyle sorduğu dupduru sorularla başa çıkamıyorlardı.

    Şimdi bu sevgili düşünce şehidimiz, yiğit yurtseverimiz Kışlalı’nın, BOP tasarımcılarının başına bela olan sorularından ve sergilediği çelişkilerden birkaçını, özce ve anlamca toparlayarak anımsayalım:

    “Öbür (Türk) yurttaşlarımıza tanınan ama Kürt yurttaşlarımıza tanınmayan haklar var mı?”

    “Ezilenler Kürt de, yüzlerce köyü olan ağaları Türk mü?”

    “Kürtçe devlet televizyonu yok da, Lazca, Boşnakça, Arnavutça v.b. dillerde var mı?”

    “Kürtçenin eğitim dili olması yasak da, Gürcüce, Arapça, Süryanice’nin eğitim dili olması serbest mi?”

    “Türkiye halkı 24 etnik kesimden oluşuyor. İsteyen istediği dili öğrenebilmeli, dilde, kültürde baskı olmamalı. Ama etnik kesimlerin dili ile eğitim, o etnik kesimlerin ve ülkenin yararına mıdır?”

    “Niçin Kürt işadamları yatırımlarını güneydoğuda değil batı gölgelerimizde yapıyorlar? Orayı (doğuyu) Cumhuriyet özellikle geri bıraktıysa, kendileri neden yatırımlarını orada yapmayıp batıda yapıyorlar? Üstelik birçok maddi teşvik varken? Ayrımcılık ve kalkınma teşvikleri bir arada olur mu?”

    “Türkiye’nin başka yerlerinde yoksulluk ve geri kalmışlık yok mu?”

    “MED TV’nin dili Türkçe. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ne Kürtçe TV kurduruluyor!”

    “MED TV’de Kuzey Iraklı Kürt ile Türkiyeli Kürt’ün anlaşabilmesi için neden çevirmen gerekiyor?” ‘Öteki ülkelerdeki halkımız’ diyenler, ulus olmakla soydaş olmayı birbirine karıştırıyor olabilirler mi?”

    Ahmet Taner Kışlalı Cumhuriyet gazetesindeki değişik yazılarında, düşünen beyinlere sık sık bu soruları soruyordu. Unutulmaması gereken bu yakıcı soruların unutturulması, onun öldürülerek susturulmasıyla başarıldı.

    Böylece küreselleşmenin yarattığı düşünce bulanıklığı, düşünme sağlığımızı büyük ölçüde bozdu.

    *

    Bu sonuçlar, BOP tasarımcılarının Ahmet Taner Kışlalı’nın kişiliğinde çok doğru bir hedef seçtiklerini gösteriyor.

    Onun öldürüldüğü 21 Ekim 1999’dan sonra, bu ve başka aydın kıyımları konusunda yirmi yılın ölçtüğü duyarlılık derecemiz ise, toplumca ayakta kalmayı ne kadar hak ettiğimiz sorusunun yanıtı olarak hiç de iyi şeyler göstermiyor. Toplumsal çatımızı ayakta tutan taşıyıcıların sürekli azaltılmasının başarılabilmesi de bu ölçümü doğruluyor.

    *

    Mustafa Kemal’in cumhuriyetinin bu yiğit çocuğunun sorularının yanına biz de birkaç soru koyalım. Tatlı su aydınının ve bilgisiz solcunun gözünde sevimsizleşmeyi göze alan aydınlanma şehidimize, aynı sonuçları biz de göze alarak, çok küçük çapta da olsa layık olmaya çalışalım:

    Bilgisiz solcumuz Türkçe konuşan PKK’ya kendi içindeki iletişim dilini Kürtçe yapmayı önersin, PKK da bunu uygulasın. Bakalım örgüt içi iletişimi sağlayabilecekler mi, yoksa sonuç kendileri için felaket mi olacak?

    Birkaç da çelişki sıralayalım: Türkiye’de, işe alımlarda, görevlendirmelerde ve terfilerde… Ücretlerde… Evlenmelerde… Toplu ulaşım araçlarında… Kamu kurumlarında ve kamu hizmetlerinde…

    Okulda, kahvede, parkta, eğlencede, tapınakta… yerleşimde… Etnik kökene dayalı ayrımcılık var mı?

    İyi niyetli, saf ama bilgisiz solcumuz, Türkiye dışında yaşayan Türk’ün ‘soydaş’ sayılıp ‘ulus’ sayılmayışına ‘doğru’ derken, Kuzey Irak’taki Kürt’e neden Türkiye’deki Kürt’ün soydaşı olarak değil de ‘bölünmüş ve devletsiz ulus’ olarak bakıyor?

    *
    Orhan Pamuk’un kitaplarındaki Atatürk’le ilgili çirkin sokuşturmalarını da gösterirdi Ahmet Taner Kışlalı. Postmodernizmle avlanmış bunalımcı tatlı su aydınının gözünde, bir de bu tutumuyla göze aldı sevimsizleşmeyi. O öldürüldükten sonra Orhan Pamuk da iyi iş çıkardı Kar romanıyla, kendisinden öyle bir iş bekleyenler için. Büyük karşılığını da aldı.

    *
    Toplumsal bilincimiz ve geleceğimiz için sırat köprüsü sorusu şudur:

    Kışlalı öldüğüyle mi kalacak? Yoksa neden öldürüldüğünü anlamışların bilinci ve istenciyle, her yerimizden kemirildiğimiz şu gidişi tersine çevirebilecek gücü yaratacak işler çıkarabilecek miyiz?