• AKP, demokratik ve laik cumhuriyete aykırılığı saptanan bir siyasi parti.
    Bağımsızlığını yok ettiği yargı, AKP’nin karşı devrim için kullandığı bir silah.
    AKP, Anayasa dışı tüm adımlarını yargı kararlarına uyma zorunluluğu gereği, böyle bir yargı üzerinden atıyor.
    Bu nedenle yargıyı hep bağımlı olarak tutuyor.
    Yargı strateji planları da buna hizmet ediyor.

    Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı, 1961 Anayasası ile anayasal güvenceye kavuştu.
    Bunun da etkisiyle bu dönem, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin en etkin kullanıldığı dönem oldu.

    12 Mart döneminde Anayasa’da yapılan değişikliklerle, yargı organlarının bağımsızlığının da budanması, beraberinde hak ve özgürlüklerin de etkin olarak kullanılamamasına yol açtı.
    12 Eylül döneminde bir adım daha geri gidilerek yargı organlarının bağımsızlığı biraz daha yok edildi.

    AKP döneminde 2010 Anayasa değişikliği ile ve sonrasında 2017 Anayasa değişikliği ile daha da geri gidilerek, yargı bağımsızlığı ve yargı organları Cumhuriyet tarihindeki en kötü duruma sürüklendi.
    AKP, 2009 yılında birinci yargı reformu strateji planını açıkladı ve sonrasında da 2010 Anayasa değişikliği gerçekleşti.
    AKP, 2015 yılında ikinci yargı reformu strateji planını açıkladı ve sonrasında da 2017 Anayasa değişikliği gerçekleşti.
    Şimdi AKP iktidarı üçüncü yargı reformu strateji planını açıkladı.
    AKP, açıklanan yargı strateji planı ile yargıda güven sorununun aşılacağını, yargı bağımsızlığının sağlanacağını, yargıdaki sorunların çözüleceğini ifade ediyor.
    Bunları söyleyen AKP’nin strateji planında, 2010 ve 2017 Anayasa değişikliklerinin kaldırılacağı, bu değişikliklerinin izlerinin tamamen silineceği, Anayasa’ya yargı bağımsızlığını etkin kılan ve güvenceye alan hükümlerin konulacağı yolunda bir ifade yer almıyor.

    Buradan ortaya çıkan, AKP’nin 2023 yılına kadar yol haritasını oluşturan üçüncü strateji planı döneminde de, en bağımlı duruma sokulmuş bu yargı ile yürüme amacında olduğu.
    Hele de, Erdoğan’ın “..şeriata, yani hukuka göre karar verin…” diye bu yargıya seslendiğini hatırlarsak, böyle bir bağımlı yargının ortaya çıktığını ve bu bağımlı yapının korunacağını da düşünürsek, yargının etek boyu ile uğraşmaya başladığını da gözetirsek, bu strateji planı ve bu bağımlı yapı ile Türkiye hukuk devletine mi yoksa Erdoğan’ın söylediği şeriata mı, nereye doğru demekten insan kendini alamıyor.
    Sonuca etkili olmayan, gerçekçi sonuç yaratmayacak bazı düzenlemelerle de, yargıya neşter vurulduğu izlenimi yaratıldığı açıkça görülüyor.
    Strateji planı sonrasındaki üç ay içinde eylem planı hazırlanarak, ayrıca bir takvim çıkarılacağı ifade ediliyor.
    Strateji planı aceleyle hazırlanmış, soyut ve iktidarın iki dudağı arasına sıkışmış bir keyfi bir vaad olmanın ötesine geçemiyor.

    İlgili çevrelerde de yeterince tartışılmadığı, sadece “iktidarın uygun gördüğü çevrelerin” hazırlık toplantılarında yer almalarının sağlanarak katılımcılık içinde hazırlandığı izlenimi ile açıklanan strateji planı nedeniyle AKP’nin yargıya güven konusuna el attığı izlenimi yaratılarak, bu konunun da böylece atlatılmak istendiği ortada.
    Yargı reformundan söz eden AKP’nin bu stratejisi planında, örneğin sona eren OHAL döneminde çıkan ve sonra yasalaşan KHK’lar ve de OHAL Komisyonu konusunda hiç bir şey söylenmiyor.
    KHK’lar yasalaşmakla, yürürlükteki bu yasalar OHAL sonrasında da uygulanmakla, kaldırılan OHAL süresiz olarak devam ediyor.
    Hukukun üstünlüğü, etkinliği ve egemenliği söz konusu olacaksa, artık OHAL hukukunun sona ermesi gerekiyor.
    Ancak AKP’nin ağzından böyle bir söz çıkmıyor.

    AKP döneminde kaldırılan adalet akademisinin ve asliye ceza mahkemelerindeki duruşma savcılığının yeniden getirileceği belirtilip, bunlar da reform olarak sunuluyor.
    Yargıçlara coğrafi güvence sağlanacağı gibi çarpıcı söylem kullanılırken, bunun güdümlü bir HSK ile sağlanmasının olanaksız olduğu görmezden geliniyor.
    Yasalarda yer alan veya yazılı olmasa bile uygulamada olan konular reform gibi sunuluyor.
    Savunma hakkı sorununa avukatların pasaport sorunu olarak yaklaşılıyor.
    Strateji planında AKP döneminde on yedi yılda çıkmış bazı yasalardan örnek verilerek, o yasalarda istenilen sonuçların elde edilemediği veya sorunlar ortaya çıktığı belirtilerek değişikliğe gidileceği ifade ediliyor.
    O zaman her türlü karşı koymalara rağmen, o yasaların neden çıkarıldığını ve yıllarca o yasaların o halde neden yürürlükte tutulduğunu da AKP’ye sormak gerekiyor.
    AKP işine gelmeyen hiçbir şeyi duymadığı için bunun gibi soruları da duymazlıktan geliyor.
    Dokuz amaç başlığı altında açıklanan ve yargıya güveni esas alan yüz sayfadan oluşan stratejik planın gerçekçi bir yanı bulunmuyor.

    AKP; her alanda olduğu gibi yargıyı da bir yap boz alanına çevirmiş durumda.
    Kendi yaptığını da kendi bozduğunu da canı istediğinde canı istediği gibi attığı her adımını reform olarak sunmaya devam ediyor.
    Açıklanan stratejik planın uzaktan ve yakından yargı reformu ile ilgisi bulunmuyor.
    AKP, evrensel ilkelerden uzaklaşan bir hukuk sistemi yaratmakla da kalmayarak, yargıda çalışma koşullarının iyileştirilmesi söylemine de sığınarak, AVM adliyeler oluşturup yaygınlaştırarak, yargıyı bile rant, çıkar ve ihale alanı olarak gördüğünü de, bu stratejik plan ile açıkça ortaya koyuyor.