Nergis Zamanı

Çiçekçi dükkânından içeriye girdi.Yeni yıla birkaç gün kalmıştı. Oturma izni almış, üç yıldır çalışıyordu. Gunilla ile süren güzel bir beraberliği vardı. Birkaç gün önce de İsveç yurttaşlığına yaptığı başvuruya olumlu yanıt verilmişti. Bir demet çiçek alacaktı.

Nergislerin bulunduğu vitrinin önünde durdu. Pastaneye de uğrayıp eve gidecekti. Bir elinde çiçek demeti, diğer elinde pasta kutusuyla kapıyı çalacaktı. Gunilla coşkuyla açacaktı. Sarılıp öpecekti. Akşama üç, dört mutluluğu birden kutlayacaklardı.

Sıralı nergis demetlerini incelerken “şimdi sıra çocuk yapmakta” diyerek güldü. Yanına gelen çiçek satıcısı kadın da güldü: “Nergis zamanıdır şimdi; hangisini beğendiniz?” “Henüz karar veremedim...” yanıtını verirken dalıp gitmişti. Kuzeyin bu soğuk karlar ülkesine artık kök salıyordu. Gunilla ile çocuk yapmaya karar vermenin tam zamanıydı. Akşama nergis demetini masadaki küçük vazoya yerleştirecek, pastayı tabaklara koyacak, tam şampanya şişesini patlatırken, Gunilla’ya sarılıp, “Senden bir çocuk istiyorum!” diyecekti. İki metreye yaklaşan boyuyla ona omzumun üzerinden bakan çiçekçi kadın, “Seçebildiniz mi alacağınız çiçeği?!” diye sordu.

Gunilla’ya söyleyeceklerini sakin sakin anlatabilmek için içkisinden bir yudum aldı. Şampanya şişesinin kapağını çekti, tam söze başlayacakken Gunilla ondan erken davrandı: “Ahmet, seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum!” dedi. Bir çığlık attı Ahmet, “Biliyorum, çocuk konusu!”. Gunilla şaşırdı, “çocuk mu? Ne çocuğu?’’ diyerek yutkundu. “Artık bir çocuk yapmamızın zamanı geldi, ben de sana onu söyleyecektim.” “Hayır!” dedi, Gunilla, “Ben başka bir şey söyleyecektim... Ahmet, ben seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum!”

Ahmet’e kuşkulu gözlerle bakan çiçekçi kadın, “Şurada başka çiçekler de var, onlara da bir bakın isterseniz!”

Gunilla, “Ahmet, bak, beni iyi dinle! Oturma ve çalışma izni aldın. Çalıştığın bir işin var. İsveç yurttaşı da oldun. Uzun süredir düşündüğüm bir konuyu sana açıklamanın zamanı geldi” dedi, ciddi bir ifadeyle.

Ahmet’in yüzü bulutlandı: “Seni dinliyorum!” Sözü fazla dolaştırmadı Gunilla: “Senden ayrılmak istiyorum!” Ürperdi Ahmet, gözlerine siyah bir perde indi sanki. “Neden?” diyebildi kekeleyerek. Dışarıda gece kuşları ötüyordu. “Seninle konuşmak için bu günün gelmesini bekliyordum, Ahmet. Ben bu evliliği artık sürdürmek istemiyorum!” Sendeleyip düşmemek için ellerine tutunmaya çalıştı; Gunilla’nın elleri buz gibiydi:

“Senden ayrılmak, yaşamımı yalnız sürdürmek istiyorum artık.” “Neden?” diye sordu yine. “Sen iyi bir insansın. Ama, anladım ki evlilik bana göre değil. Bundan sonra yaşamımı tek başıma sürdürmek istiyorum” “Ama, ben seni seviyorum!” demelerin bir yararı yoktu artık. “Ben seni seviyorum. Sorun bu değil. Ben kafamda evlilik düşüncesini bitirdim.”

Sustu Ahmet, birlikte geçirdikleri üç yılı hızla geçirdin kafasından. Ufak tefek tartışmalar dışında Gunilla ile önemli bir sorun yaşamamışlardı. Bitti mi, bitiyordu; ille de bir nedeni olması gerekmiyordu..
Sonunda seçebildi alacağı nergis demetini... İsveçli kadın, çiçeği süslü kâğıtlarla sararken homurdandı: “Neredeyse bir saat olacak, bir demet çiçek almak için bu kadar uzun düşünür mü insan?” Gözlerini Ahmet’in yüzüne dikti: “Evlenmeye de böyle zor mu karar verdiniz, tanrı eşinize sabır versin!” Yapmacıksız, saf bir ifade ile “Eşim yok ki!” diyerek gülümsedi Ahmet. Parasını ödeyip elinde nergis demetiyle kapıdan çıkarken, kadın arkasından hâlâ söyleniyordu:
‘’Kim, ne yapsın senin gibi adamı!’’

YAZARLAR