unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Nahit Duru

Nazımdan kalemini satanlara mektup

26.03.2016 15:36

Olaylar diz boyu...

Sarrafın ABDde tutuklanması hakkında yandaş medyada tek satır bile yok, diğer gazeteler ve televizyonlar duyuruyor haberi. Kimi heyecanla, kimi gönülsüz.

Gazetecilerin yargılanmalarına ilişkin haberler de bazı medya guruplarında görülmezken, bazıları ayrıntılı olarak veriyor.

Şehit haberleri ise, gazetelerde tek sütun, televizyonlarda da üçüncü dördüncü sırada verilmeye başlandı. Yani olağan sayılıyor, denildiği gibi terörle ve şehit haberleri ile yaşamaya alıştık havası yaratılıyor.

Ancak, cumhurbaşkanının, başbakanın konuşmaları, terörle mücadele haberleri büyütülüyor nedense.

Her dönemde iktidar gazeteleri, merkez gazeteler ve muhalif gazeteler olmuştur. 1980 öncesi örneklemek gerekirse Mustafa Özkanın Son Havadisi Adalat Partisini tutardı. Ancak, bu partiyi en acımasız eleştiren de yine Son Havadisti.

CHPyi destekleyen Barış Gazetesinin sahibi Yaşar Aysev, en ağır eleştirilerini bu partinin genel başkanı Bülent Ecevite yöneltmekten çekinmemiştir.

Büyük usta, ışıklarda uyuduğuna inandığım Kurtul Altuğ ve ağabeyim Sencer Güneşsoyun önderliğindeki 7 Gün dergisi de CHPnin daha iyi olması, iktidara ulaşabilmesi için Eceviti ve yönetimini ağır bir biçimde eleştirmiş, iktidar olduktan sonra da bu tavrını sürdürmüştü.

O günlerde, gazete patronları genelde yalnız gazetecilik yaparlar ve destekledikleri fikirlerin önderlerini bile eleştirmekten çekinmezlerdi.

Ya bugün...

Günümüzde, gazeteci patron kalmadı neredeyse, bir iki kuruluş dışında.

O nedenle de medya yayın politikaları da, gazetecilerin bakış açıları da çıkara dayalı hale getirildi çoğunlukla.

Bir de düne kadar, bu iktidarı destekleyip, bugün dönen ikinci cumhuriyetçiler, yetmez ama evetçiler de demokrat kesildiler. İnsanımızın başına ördükleri çorapları unutarak.

Bunları zaten tanıyorsunuz.

Ya kalemini iktidarların emrine verenlere ne demeli?

Barış sürecini alkışlayan, ardından terörle mücadeleye övgü yağdırıp, terörün artmasından muhalefeti sorumlu tutan.

Bunlar gerçekten inançları için mi, yoksa çıkar kaygısıyla mı yazarlar bilemem.

Nedeni ne olursa olsun, yazıktır, bu milletin doğru haber alma hakkına indirilmiş bir darbedir.

Bütün bu gelişmeler, büyük usta Nazım Hikmetin bir satılmışa yazdığı mektubu anımsattı.

Nazımın günümüzde iktidardakilerin her fırsatta sözünü ettiği, köprülere geçitlere adını verdiği Necip Fazıl Kısaküreke yazdığı o meşhur mektup şöyle:

"Sevgili Necip, ismin temiz demek, necîb temiz demektir benden iyi bilirsin.. Necipi necis yapma. Sen en cihanşumül eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin, cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda, bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin seddini, o lisan-ı mücerred dilinle babıali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.

Sevgili Necip, inandığın Allahın aşkına, o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye camii direğine çevirme, o kudretli kelimelerini üç kuruşa parselleme üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere. Sevgili Necip, elinde sur-u israfil var, onu borazana çevirme.
Eski dostun.
Nazım"


Nazım Hikmet, Necip Fazılı değil de, günümüzdeki satılık kalemleri anlatmış sanki.

Yalnız, o kalemlerin büyük bölümü yarın iktidar değiştiğinde, AKPnin en büyük korkusu olabilir. Çünkü, çok şey biliyorlar ve de satılık kiralık kalemdir bunlar. Çıkar için hemen dönerler.

Tıpkı, 1960ların ortalarından beri tüm iktidarları destekleyen omurgasız Mehmet gibi...

Eğitim