darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

İttifaktan Önce Seçim Güvenliği

01.03.2018 21:24

AKP ile MHPnin hazırladığı, ittifak düzenlemelerinden başlayıp seçimlerin temel hükümlerine kadar bir dizi önemli değişiklik yapmayı öngören 26 maddelik teklif Mecliste.

Teklifin özeti şu: İttifak adı altında seçimi şaibeli hale getirecek, olağanüstü hal tedbirlerini seçim sürecinde yine olağanlaştıracak türlü türlü düzenlemeler yapılmış.

İktidar ve ortağı MHP açısından bunun anlamı: Sayısal olarak son seçimde yüzde 65e yakın oy almış iki parti, ittifakla bile yüzde 50nin üstüne çıkmakta zorlanacağını düşünüyor. Bu nedenle eşitsiz bir yarışın her koşulda kazandıracak tedbirlerini de paketin içine yerleştirmişler. Eğer mesele sadece ittifak düzenlemesinin yasal olarak önünü açmak olsaydı, düzenleme buna dair olur ve seçimin usulüne dair bunca önemli değişikliği de beraberinde getirmezlerdi. Bu tartışma da bu denli hararetli olmazdı.

Bu, iktidar ittifakı cephesinden görünen durumdur. Avantaj mıdır? Değildir, aksine zayıflık göstergesidir.

Gelelim muhalefet kanadına.

İlginç bir durum var. AKP ve MHP ısrarla paketin üstünü örtmek, gerçek bilgilerin tartışılmasını önlemek için sadece ittifak konusunu tartıştırıyor, konuyu ittifaklarla ilgili alana sıkıştırıyor. Bu bilinçli bir strateji.

Mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli hale getiriyoruz, ittifaka bağlı sandık başkanları yaratacağız, kolluk baskısını arttırmanın yollarını arıyoruz. Hayaldi, gerçek oldu. İşte sessiz devrim demelerini beklemiyoruz.

Öyleyse bugün bu 26 maddelik düzenleme Meclisteyken ve seçim güvenliğini tamamen ortadan kaldıracak bir içeriğe sahipken ülkede demokrasi, hukuk ve seçim güvenliği varmış gibi ittifak konusunu tartışan kim varsa, sadece ittifak gündemi oluşturan kim varsa, bilin ki iktidarın sahasında top oynuyor. Normalleştirme ve örtme işlevine katkı veriyor. Buna ana muhalefet dahil.

İTTİFAKA KATILMAK DEĞİL, İTTİFAKA TAKILMAK

Kaldı ki ittifak konusuna niye bu kadar takıldıkları da anlaşılmaz. MHPyi kurtarmak için ittifak yapılıyormuş. İktidar CHP de HDP ile yapsın dışında; muhalefet de MHPyi kurtarmak için ittifak dışında bir söze ve stratejiye sahip değil. E böyle iktidara böyle muhalefet haliyle.

İttifak yeni bir olgu değil; Türkiyeye özgü hiç değil. Siyasi partilerin asgari ilkeler etrafında ittifak kurmasından doğal bir şey yok. Bana göre AKP ile MHP ittifakına dönük eleştiri, bu ittifakın ülkeyi düze çıkaracak hiçbir reçeteye sahip olmamasına, bu ittifakın programına, siyasetine ve hedeflerine dönük olmalıdır. Yoksa partilerin ittifak yapmasını daha en baştan, usulen şeytanlaştırarak değil.

Kaldı ki muhalefetin ittifak düzenlemesiyle ilgili her eleştirisine iktidar kanadının gayet net bir yanıtı var: Bu düzenleme sadece AKP ile MHP için değil; siz de yapın. Engel yok, aynı avantajlardan yararlanın diyorlar. Doğru.

Yine muhalefet açıklıyor: Biz projeksiyon yaptık; bu sistem 1 Kasım sonuçlarına göre AKP-MHPye 34 vekil fazla kazandırıyor. Elinize sağlık. Fakat bu bakışta da iki hata var. Birincisi, Türkiye 1 Kasımdaki koşullarda değil. İkincisi, yine aynı şeyi söyleyecekler: siz de ittifak yapın, madem bu sistem ittifakla kazandırıyor.

Bir başka örnek: muhalefet ısrarla baraj kaldırılsın, yüzde 9.9 oy alan parti temsil edilemeyecek. Ama ittifak yapan parti diyelim ki yüzde 1 oy aldı, Mecliste olacak diyor. Tamam işte, zaten istedikleri sistem bu. Herkesi ittifak yapma yollarına yöneltmek. Bunu niye istiyorlar? Yanıtı basit. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimine ittifaklarla girilirse aday sayısı azalacak ve ikinci tura kalmadan seçim bitebilecek. Çünkü ikinci tur riskli, biliyorlar. MHP ve BBP aday çıkarmayarak Erdoğanın ilk turda alabileceği oyun maksimum oy olacağını da ilan etmiş oldular. İkinci tura kalırsa Erdoğan ilk turdaki oyun üstüne kimden oy alabilecek? MHP buradan AKPyi kilitledi bile.

İkincisi; Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuyla Meclis seçimi aynı anda olacak. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday sayısının çoğalması ve fakat burada ittifak yapmayan güçlerin Meclis seçimi için ittifak yapması halinde, Mecliste iktidar açısından arzulanan bir temsil durumu da oluşmayacak. Dolayısıyla AKPnin ısrarla CHPyi ittifak tartışmasına çekmesinin gündem değiştirme, seçim güvenliğiyle ilgili riskleri tartıştırmama taktiğini de kapsayan ve aşan bir anlamı var. CHP de bu minderde güreşerek iktidarın ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor.

Bunları tartışırız; formülleri birlikte ararız. Ama şimdi konumuz ve önceliğimiz ittifaklar ve bunun formülleri değil. En iyi ittifak formülü bile, en güvensiz seçimde işlevsizleşir. En geniş ittifaklar bile; halkın güvenli görmediği bir seçim ortamında halk seferberliğini, inancını, saha çalışması ve sandık görevliliği azmini azaltır. Dolayısıyla öncelik ittifak değil, seçim güvenliğidir.

SEÇİM GÜVENLİĞİNDE İTTİFAK
Seçim güvenliği sadece ana muhalefetin değil, tüm partilerin ve yurttaşların ortak meselesidir. Partiler arasında ilkeler üzerinden gelişecek işbirliğinin ilk sınanma sahası burası. Ne yapılacak? Bu teklifin Meclisten geçmesi nasıl engellenecek? Kamuoyu sadece bu konu üzerinden nasıl bilgilendirilecek? Diyelim ki Meclisten geçti; muhalefet partilerinin, yurttaş inisiyatiflerinin hepsinin katılımıyla bir sandık güvenliği seferberliği nasıl oluşturulacak? Bu inisiyatiflerin OHAL şartlarında işlerini yapmaları engellendiğinde neler yapılacak?

Düşünün, CHP Grup Başkanvekili Sayın Özgür Özel bir röportajında 16 Nisanda 9 bin sandıkta gözlemcimiz yoktu diyor. 16 Nisanda yapılamayan, ağırlaşan şu ortamda nasıl yapılacak? Bugünün konusu bunlardır. Halk seçimin güvenliğine sahip çıkacağınıza ikna olmadan siz halka ittifak dayatamazsınız. Dayatırsanız, halk o sandığa gitmez. Boykot yollarını tartışır. Halk ikna olursa bu seçimin güvenliğini sağlarız ve kazanırız. Kendi gündemimizi kurmak istiyorsak; kurduğumuz gündemle kazanımlar elde etme amacı taşıyorsak, bu kazanımları getiren dayanışmaları bir sonraki aşamaya taşıyarak ittifaklar konusunu daha somut tartışmak niyetindeysek şimdiki tek aşama, tek gündem seçim güvenliğidir.

Önemlidir. Çünkü karşımızdaki ittifak, adil ve olağan bir süreçte gerçekleşecek bir seçimi kazanamayacağını bu teklif paketiyle zaten ilan etmiş durumda. Baskı, adaletsizlik ve sindirme dışında ülkeyi yönetme; seçimleri kazanma reçeteleri yok. Bu açıdan seçim güvenliği etrafında oluşacak sinerji, aynı zamanda siyasal açıdan genişletici bir potansiyel de taşıyor. Buna bir de, örneğin özelleştirilecek şeker fabrikalarının olduğu şehirlerde muhalefet güçlerinin yanyana gelmesi, özelleştirme sürecini halkı kazana kazana püskürtmesi olasılığını ekleyin. Sosyal ve siyasal açıdan somut kazanımlar, hayatın içinde sınanan yan yana gelişler olmadan 2019 ittifaklarını mı tartışacağız?

Bu biraz da kitabı sondan okumaya başlamak demek. Kitabın başındayız; ama siz böyle yaptıkça kitabın sonunu daha okumadan tahmin edebiliyoruz.

PAKETTEKİ TEHLİKELER
Peki nedir seçim güvenliğini riske sokan paketteki düzenlemeler?

En önemlisi, bundan sonra mühürsüz zarfların ve oy pusulalarının geçerli sayılacak olmasıdır. Düşünün, hangi yasal dayanağa göre seçim sürerken 16 Nisan günü mühürsüz pusulaları geçerli saydığını açıklayamamış bir YSK yapacak bunu. Yine düşünün; ısrarla sorulmasına, şaibeyi ortadan kaldırması mümkün olmasına rağmen; 16 Nisanda kaç mühürsüz zarf ya da pusulanın geçerli sayıldığını tutanağa geçirmemiş ve açıklayamamış YSK yapacak bunu. Kabul edilemez.

Yine seçim bölgelerinde büyük değişiklikler yapma, sandıkları taşıma, istenen yere sandık başkanı dışında vatandaşların da kolluk çağırması ve kolluk baskısı oluşturması imkanı tanınmakta. Sandıklarla ilgili tedbirlerin özel olarak Doğu ve Güneydoğu için öngörüldüğünü anlamak içinse kahin olmaya gerek yok. Çünkü 16 Nisanda da seçimin kaderini belirleyen, buradaki işler oldu.

Bir başka önemli konu: Sadece kamu görevlileri sandık başkanı olacak. Siyasi partiler isim bildiremeyecek. Sandık kurullarının oluşumundan tutun da müşahitlik uygulamasına kadar birçok açıdan büyük zorluklar oluşacak. Ve bu kamu görevlilerinin çoğunluğunun AKP-MHP ittifakından olmayacağını garantileyen hiçbir şey yok. Bunun böyle olacağını da göreceğiz.

Asıl ilginci, teklifte bununla ilgili olarak yazılmış gerekçe. Sandık kurullarına neden kamu görevlilerinin başkanlık edeceğini açıklayan Madde 4 gerekçesinde şöyle deniyor: Teklifle birlikte, yapılan seçimlerde oy pusulalarının aynı zarfa konulmasının öngörülmesi, seçim ittifaklarına imkân tanınması sebebiyle oy kullandırma ve sayım döküm işlemlerinin daha nitelikli ve liyakatli kişilerce yapılmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Yani özetle şunu söylüyorlar: Artık seçim ittifakları var; ittifaklara dönük oy verme işi karışık hale geliyor. Sütunlar, ortak oy alanları olacak. Sayım, cetvele geçirme zorlaşacak. Üstüne de milletvekili seçimi pusulasıyla Cumhurbaşkanı seçimi pusulası artık aynı zarfa konacak, dolayısıyla iş çok daha karışık hale gelecek. Bu yüzden nitelikli ve liyakatli kişiler yapsın.

Pek güzel; pek güzel de bu kadar karışıklığın üstesinden gelecek nitelikli ve liyakatli kişiler, zarfın ve pusulanın arkasını mühürlemeyi niye unutsun ki?

Yok, olmaz. Çünkü konu o değil. Mühürsüzler, bir kurtarıcı olarak her koşulda yedek ihtimal olma vasfını sürdürecek. Başka bir açıklaması yok.

Anahtar kısımlar bunlar. Dahası da var. Ama burada keselim. Aslolan, bu koşullarda yapılacak bir seçimin, hem de OHAL şartlarında, herkesin konuşmaktan korktuğu, sesini kıstığı bir ortamda, medyanın iktidar ittifakı lehine tekelleştiği koşullarda propaganda ve örgütlenme kısmından başlayarak sakatlanacağıdır. İlk adım; ittifak tartışmasını ileri bir tarihe kadar ertelemektir. Buradan başlayalım mı?

 

 

 

 

 

 

 

Eğitim