Çok Okunanlar

Metropoll anketi: AKP'de oy kaybı, kriz kaygısı ve enflasyon

Muharrem Sarıkaya: 'AKP'nin Ankara adayı kesinleşti'

CHP, 14 başkanın yarısıyla yola devam edecek... İşte o isimler

MEB'den Hz. Ali skandalı!

10 Kasım'da 'Kemal Paşa' tatlısı paylaşarak Atatürk'e hakaret eden kişi tutuklandı

53 yurttaşın katili dediklerinizle neden pazarlık yaptınız?

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın meydanlarda konu HDP ve onun Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a geldiğinde sürekli tekrarladığı bir cümle var: “6-7 Ekim olaylarında 53 yurttaşın katili olan bu zihniyet veya bu zat…' diye devam ediyor Erdoğan. Bu konuşmayı takip eden ve AKP dönemi Türk siyasi tarihini hiç takip etmemiş birisi bu konuşmaları dinlediğinde; AKP iktidarının 6-7 Ekim 2014’de Kobani’ye destek eylemleri esnasında çıkan olaylardan sonra sorumlu olarak gördüğü terör örgütü PKK ile gerçek anlamda mücadele ettiğini sanabilir. Hatta daha açık konuşayım; AKP’ye oy veren ve ölümüne bağlı oldukları 'Reis’i ne derse inanacak en az yüzde 40’lık bir kitle konuyu bu şekilde yorumluyor. Bu yüzden bu yazıyı ve tarihi gerçekliği onlar için kaleme almıyorum. Kaleme almamın sebebi, AKP iktidarının çözüm süreci adı altında PKK terör örgütü ile giriştiği kirli pazarlığı afişe ederken, bu tabloyu görüp de hala utanmadan sıkılmadan 'milliyetçiyim diye geçinip’ AKP ve Erdoğan’a oy verecek o seçmen tabanı.

Tarih 9 Ocak 2015, yer İmralı. Masanın etrafında üç aktör var. Bir tarafta PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan, bir tarafta HDP’li siyasetçilerin oluşturduğu İzleme Heyeti ve diğer tarafta AKP iktidarının güdümünde kurulmuş olan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın başında olan Muhammed Dervişoğlu. 6-7 Ekim olaylarının akabinde yapılan ilk toplantı ve toplantının ana gündem maddesini kamu düzeni belirliyor. Görüşmeleri aktarmadan evvel bahsetmek gerekir ki, olayların sona ermesinde en önemli etmenlerden birisi de, Öcalan’ın olayların bir an evvel son bulmasını talep ettiği ve HDP lideri Demirtaş’a ilettiği bir mektup.

Toplantının temel konusu kamu düzeni ve doğal olarak 6-7 Ekim olayları. Öncelikle HDP’lilerin oluşturduğu heyet, müstafi Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bu konu etrafında gerçekleştirdiği toplantıların izlenimlerini Öcalan’a aktarıyor. Toplantı boyunca Öcalan ile heyetler arasındaki görüşmelerde çözüm süreci boyunca kamu düzeninin korunması noktasında çeşitli tartışmalar söz konusu. Bu noktada Öcalan, AKP iktidarı ile tamamen aynı düşünüyor ve 6-7 Ekim dahil yaşanan gelişmeleri provokasyon olarak nitelendiriyordu. Örneğin Öcalan İmralı Notları adı altında kitaplaştırılan o tutanakların 382.sayfasında ne demiş;

Öcalan ( S. 382): Kobani savaşında ısrar olursa bunun arkası darbedir. Kobani’de bir maya darbeleniyor. Bu en son dünkü Paris olayı da müthiş bir darbe hazırlandığını gösteriyor. Erdoğan acımasızca götürülecek. Daha önce Mursi örneğini vermiştim, ama daha kötü bir son onun için hazırlanıyor. PKK’yı da kullanmak isteyecekler. Ben mektup yazmasam darbe olacaktı. Hiçbiriniz bunun farkında değildiniz. Bırakın kırk kişiyi, sınırsız ölümler yaşanacaktı. Selahhattin de bu işin bilincinde değildi. Dürüstlüğünden hiç şüphem yok, ama doğru algılayıp güçlü refleks gösterme konusunda yetersizlikleri var.

Bu tartışmalar esnasında çok ilginç bir dipnot daha var. 6-7 Ekim olayları akabinde Ocak 2015’de Cizre’de yaşanan olaylarda tartışılıyor. Ve müstafi Başbakan Davutoğlu ile görüşen HDP’li heyet bu konuda Davutoğlu’nun görüşünü Öcalan’a şu şekilde aktarıyor;

Sırrı Süreyya ÖNDER (s.379): Başkanım, bu Cizre meselesi, Başbakan’la yaptığımız görüşmede de gündeme geldi. Başbakan Cizre’de KCK’nin çok büyük sorumluluğu olmadığını, asıl saldırıların Hüdapar ve diğer taraftan bize geldiğini ifade etti.

Cizre’de yaşanan olaylarda sorumluluğun Hüda-Par’da olduğunu ifade eden dönemin AKP Genel Başkanı olan müstafi Başbakan Davutoğlu. Yorum yapmadan devam edelim. 9 Ocak’taki toplantı ile alakalı çok ilginç iki not daha var, meydanlarda milliyetçilik taslayanlara hatırlatılacak. Ama şimdi yine 6-7 Ekim sürecinden gidelim. Tarihler 27 Şubat 2015’i gösteriyor, yer yine İmralı. Abdullah Öcalan mektubun nasıl yazıldığını heyetlere şu şekilde anlatıyor;

Abdullah Öcalan (s.418): Türk sistematiğinde devlet kararını belirtiyorsunuz. Otuz yıllık savaş hesapları diyorum, bilmek zorundayım. Karayılan koridorun açılacağına inandığı an bitti dedim ve gülünç buldum. Aynı şeyi HDP’ye de söyledim. (KGM’ye dönerek) Sizin de öyle. Hakan Fidan yerine seçilen yeni müsteşar var. Bana geldiler o gün. 6-7 Ekim olaylarını durdurmak için mektup yazdım. Yalçın Akdoğan bu olayların gelişmesini benim açıklamalarıma dayandırmak istedi. Bizimki bir emrivakiydi. Ama tereddüt etmedim ve yazdım. Bu olaylar bir tuzaktı.

Görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, asayişi sağlamak ve terör örgütünün eylemlerini sonlandırmak için, İmralı’da yatan terör örgütü lideri ile pazarlığa girişiyor. Bütün bu pazarlık sürecinden ise ne Türkiye’deki kamuoyunun ne Türkiye’deki diğer siyasi partilerin haberi var. Yani meydanlarda 6-7 Ekim’de katledilen yurttaşların hesabını soruyorum diye bağıranlar aslında o hesabı sormak yerine terör örgütü elebaşı ile pazarlığa girmiş.

Peki bu pazarlıkların karşılığında neler vaat ediliyordu? İmralı tutanaklarını okuyanlar bilir, daha önce bu platformda tutanaklardaki o çirkin pazarlıkları defalarca yazdım. Ve hali hazırda Kürt siyasetine yakın veya liberal muhalif yayın organları da dahil basın yayın organlarının büyük çoğunluğu bu tutanakları görmedi. Ya da görmezden geldiler diyelim. Ben bu rezil pazarlık sürecini her iki tarafı da eleştirerek ve her iki taraftan da gelebilecek tehditleri göz önüne alarak her defasında kaleme aldım, almaya da devam edeceğim. En çok rahatsız olduğum husus da, dün terör örgütü ile pazarlığa girişenlerin bugün meydanlarda 'tek milliyetçi biziz’ diyerek kendilerini sunmalarıdır. Yalan söylüyorsunuz, sizin derdiniz hiçbir zaman 6-7 Ekim’de katledilen yurttaşlar olmadı, olmayacak da!

Peki neydi derdiniz, derdiniz sadece çıkarlarınızdı, o çıkarlar uğruna kamuoyundan gizleyerek terör örgütü liderinin örgütünü yönetmesine müsaade ettiniz. Demiştim ya 9 Ocak’taki toplantıdan iki ilginç not var diye, birini şuraya bırakıyorum;

KAMU GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARI (s.376): Kandil bu telsiz tiyatrosuna son vermeli. Biz de çocuk değiliz. Telsizle bizim duyabileceğimiz şekilde, yapmayın diyorlar. Ama alttan da haber gönderip Cizre’deki gençlere, çocuklara yapın diye talimat veriyorlar.

Öcalan (s.376): İşte bunun için PKK ile iletişim kanalı önemli diyorum. (…)

KAMU GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARI (s.376): Bu konuda haksızlık yapıyorsunuz. Siz buradan örgütü yönetiyorsunuz. Buna müsaade ediyoruz. 

Bir diğer notu da şuraya bırakalım;

Pervin Buldan (s.386): “Başkanım, daha aktarmamız gereken birçok konu vardı. Fakat zaman kalmadı. Selahattin (Demirtaş) Beyin Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar'la ilgili bir mesajı var. Arkadaşların seçim öncesi Türkiye'ye dönmesi sürece katkı sunabilir diyor. Ayrıca adaylıkları seçimde bize güç katar. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyor'

KAMU GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARI: “Bu konuda herhangi bir sıkıntı yok. Biz araştırdık. İstedikleri zaman gelebilirler.'

İki not herhalde çoğu şeyi anlatıyor; örgütünü içeriden yönetmesine müsaade edilen Öcalan ve Avrupa’daki üst düzey örgüt mensuplarının milletvekili adayı olarak seçilmesine onay veren AKP iktidarının müsteşarlığı. Meydanlarda ise bunlar anlatılmıyor tam tersine milliyetçilik ve kahramanlık üzerinden kitlelere masallar anlatılıyor.

Kamuoyunda tanınan bilinen ve bu satırları okuyacak olan gazeteci, yazar veya aydınlardan âcizane bir isteğim de olacak. Lütfen bu ikiyüzlülüğü olabildiğince paylaşın, paylaşın ki iktidarın milliyetçilik üzerinden devşirdiği o oyları atan vatandaşlardan tek bir kişi bile aydınlansa o bana yeter!

 

 

 

İlgili Haberler

ABC Kritik

'Yaptırım' mı?,  'Kitle İmha S­ilahı' mı? 

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Bir PKK-FETÖ-AKP işbirliği: Andımızın kaldırılması

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Bilim, Bilim, Yine Bilim ve Aydınlanma!

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Çatladıkapı ülkesinin çadır mahkemeleri

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

ABC Kritik | Berk Yüksel | Echo ve Narcissus

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Sol Muhalefetin Acıziyeti

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Krizle geldiler ama krizle gitmeyecekler

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Televizyondaki açık oturum konuşmaları

ABC Kritik

ABC Kritik | Nejla Kurul | Karma eğitimi savunmak gerek

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof Dr. Coşkun Özdemir | Türkiye ne halde?

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Müstemleke geldiniz müstemleke gidiyorsunuz: McKinsey'in Türkiye serüveni