darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Reza Zarrabın Amerikaya gidiş nedeni ve devamındaki olası gelişme

28.03.2016 07:38

Reza Zarrab Amerikaya hangi neden ya da dürtülerle gitti? Sorulması gereken ilk soru bu? Turistik gezi ve tatil amacıyla gitmediği açık. Orada başına nelerin geleceğini adı gibi biliyor olsa gerek. Aksi bir iddia, bir dönem koskoca İran devletinin uluslararası ambargoyu delmek için yetkilendirilen insanlardan bir olan Sarraf gibi birinin zekasını hafife almak olurdu.

Son dönemlerde Türkiyedeki gayri menkullerini satma haberleriyle gündeme gelen Zarrab, gözüken o ki kendisini pek huzurlu hissetmiyordu. Hareket alanının daraldığını, çevresinin boşaldığını görüyordu. 17-25 Aralık operasyonu ile bir kısmı ortaya çıkan, çıkar sağladığı birçok çevre ve kişi kendisine düşmanca tavır içerisine girmişti. Kendisini  güvende hissetmiyor, hatta korkuya kapılmış bile olabilir.

Bu arada ortağı Babek Zencani, ülkesi İranda idama mahkum olmuş işin ucu doğrudan kendisine uzanmıştı. Önceki dönem bazı İranlı devlet  yöneticileri, kimi mollalarla Zencani, Zarrab arasındaki kirli para trafiği ortaya saçılmıştı.

Artık, Türkiyede kendisini bu güne kadar koruyan gücün artık kendini koruyamayacağını, bu güçlerin soruşturmanın ilk raundunu kazanmalarına rağmen kendilerini rahat hissetmediklerini biliyordu. Bu çevrelerin kendileri korunmaya muhtaçtı. Kısacası Zarrab yalnızdı. Kaçınılmaz olanı yaptı ve Amerikan yetkilileri ile bağ kurdu ve muhtemelen pazarlığı başlattı.

Tutuklanacağını bile bile neden Amerikaya gitti? Temel soru bu. Vardıkları mutabakatın içeriğinde neler var? Parasının ne kadarını kurtarabilecek. Kişisel güvenliği konusunda ne gibi güvence aldı?

Kanımca çok uzak olmayan bir sürede kendisini rahatlatacak gelişmelerin olacağını söyleyebiliriz. İlk adım olarak kefaletle tutuksuz yargılamanın devam edeceğini düşünüyorum.

Tüm bunlar Reza Zarrab açısından olan gelişmeler ve öngörüler. Peki Amerika açısından tablo ne olabilir.

Her şeyden önce vurgulanması gereken bir gerçek var. Amerikadaki  hukuk sistemi bizimkinden  çok farklı. Türkiyede bir yetkili savcı herhangi  bir konuda dava açabilir. Amerikada durum oldukça farklı. Federal bir savcı dava açarken Adalet bakanının onayını almak zorunda. Nitekim New York  fedaral savcısı, Adalet Bakanlığına bağlı Kontrespiyonaj birimi, FBIın işin içinde olması olayın ele alınış boyutunu ortaya koyuyor. Hatta böyle bir davada işin ucu Başkana kadar dayanır.

Bu yanı ile bu dava uluslararası boyutu çok olan, sonucu ne olursa olsun bile isteye açılan davadır. Bu nedenle bu davanın, Türkiye, İran, Ortadoğu, hatta Rusyanın müdahil olabileceği boyutu var. Amerika devleti sadece ambargo döneminde, ambargonun delinmesi ile ekonomik çıkar kaybetmesi nedeni ile değil uzun vadeli stratejisi ve buna bağlı politikaları gereği bunu yapıyor. Dava süreci boyunca Türkiyedeki yönetimle birçok noktada karşı karşıya kalabileceğini de hesaplayarak bunu yapmış olduğunu düşünebiliriz. Bu noktada Türkiye konusunda, ABD yönetiminin farklı bir bakış açısı geliştirmeye başladığını düşünmelir miyiz? sorusunu sorabiliriz.

İkinci nokta ise Amerikanın İran ile ilişkisinin yeni boyutu. Hasan Ruhani yönetimi  ile birlikte İran-Amerika ilişkileri flört dönemini yaşıyor. İrana yönelik uluslararası ambargo kalktı. İran rahatladı. Bu ilişkilerin derinleştirilmesi söz konusu. Ruhani yönetiminin eli güçlendirilmek isteniyor. Flörtün yerine ilişkiler balayına dönüştürülmek, tıpkı Şah Pehlevi döneminde olduğu gibi yeni zemine oturtmak isteniyor olabilir.

Bu noktada şu düşünceyi ortaya atabiliriz. Amerika bir süreden beridir başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yönetiminin bölgede ortaya koyduğu politikalardan oldukça hoşnutsuz. Kontrolünden çıkmaya başladığını düşünüyor. Buna Türkiye iç politikasındaki otoriterleşmeye yönelmesi, teröre karşı tutumunu benimsememesini de  ekleyebiliriz. Türkiyenin adım adım batıdan koptuğunu, köktendinci yapılanmalara kapı araladığını düşünüyor.

Bu nedenlerle Orta Doğuda Türkiyenin yerine İranı koymaya çalışabileceğini düşünebiliriz. Ayrıca Suriye iç savaşı döneminde kendi açısından doğru atraksiyonlarla bölgemizde güçlü bir aktör haline gelen Rusyayı da hesaba katmak gerekiyor. ABD  ve Rusyanın bölgede anlaşması, İran ile Rusya ilişkilerinin çok iyi noktada olması Amerikanın dikkate alması gereken bir etken.  

Bu noktadan sonra Türkiye ABD ilişkilerinin yeni bir boyuta dönüşeceğini düşünebiliriz. Zarrabın bu süreçte konuşması ile bir bakıma Türkiyedeki 17-25 aralık süreci yeni, saklanamaz bir boyut kazanabilir. Hem de uluslararası bir boyut. 

Türkiyede yargı, bu süreci görmezlikten gelse de yeni gelişmeler ile oluşabilecek kamuoyu ile birlikte gelişmeleri dikkate almak zorunda kalabilir. Zarrab ilişki içinde olduğu siyasilerle ilgili bilgiler verirse ve rüşvet ilişkilerini Türkiye- ABD- İran çerçevesinde kanıtlarla birlikte ortaya koyarsa Türk siyasetçiler bu davanın öznesi haline gelebilirler.

Bu davanın ekonomik boyutu ve birçok ülkeyi kapsayan niteliği nedeniyle dünyanın gündemini işgal edebileceğini düşünebiliriz.

Türkiye demokrasi güçleri ortaya çıkabilecek bu sürece hazırlıklı olmak zorundadır. Bilinmelidir ki asıl olan bizim ne yaptığımızdır.        

Eğitim