YAZARLAR

Tüm Yazıları Nahit Duru

Bir dede olarak eskiyi anlatıyorum...

08.06.2018 23:30

AKPnin Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan dedelere seslenmiş, Eski Türkiyeyi torunlarınıza anlatın diye…

Ben de bir dede olarak anlatmaya karar verdim.

Doğduğum, sokaklarında özgürce oynadığım Samsunda İnönü İlkokulunda öğrenime 1952 yılında başladım. Sınıfımız 20-25 kişiydi ve öğretmenimiz hepimizle tek tek ilgilenirdi. Okulumuz tam gündü. Sonra Tokatta önce İbni Sina İlkokulunda, ardından Osman Gazi İlkokulunda okudum. Öğretmenim – ışıklarda uyusun- Nimet Akkartaldı. Sınıfta 25 kişiydik. Nimet hocam, dersi derste öğrenemeyen öğrencileri ile mesai saati dışında öğretene kadar uğraşırdı. Çünkü o ve diğer arkadaşları, Atatürk ile arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyetin öğretmeni olduklarının bilincindeydiler.

Okullarda zengin çocukarı ile fakir çocukları belli olmazdı. Çünkü, hepsi siyah önlük giyerdi.

Malatyada, Sivasta, Erzincanda, İstanbulda ve Ankarada da durum aynydı.

Ülkenin her köşesinde kadınlar gece sinemaya gidebilir, arkadaşları ile gezebilir, hiç kimse onlara kötü gözle bakmazdı.

Kadına şiddet neredeye yoktu.

Ulusal Bayramlarda genç kızlar şortları ile gösteri yapar, halk kızları ile gurur duyar alkışlardı. Hiç kimse onları cinsel bir obje olarak görmezdi.

Herkes dinini zorlama olmadan yaşar, komşusunun hangi dinden, ırktan, mezhepten, siyasi görüşten olduğunu bilmez, bilmek de istemezdi.

Gazeteciler, 1950-1960 arası hariç, özgürce yazar, karikatür çizer, mizah yapardı.

İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Hüsamettin Cindoruk, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin, Necdet Calp, Aydın Güven Gürkan gibi genel başkanlar ile siyasiler gazetelere, yazarlara, çizerlere tazminat davası açmazlar, basın özgürlüğüne inanırlardı.

İsmet Paşa, kendisine hakaret eden, iftira atan siyasilere 1 kuruşluk dava açardı. Amacı, para kazanmak olmadı hiç. Yalnızca hakareti tesçil ettirip, iftirayı kanıtlamaktı. Müfterilere en büyük ceza bir kuruşluk davaydı kanımca.

Süleyman Demirel de, yalnızca Nazmiye hanımın namusuna dil uzatan bir gazeteye ve gazeteciye dava açmıştı.

Eskiden, ülkeyi yönetenler, idareyi tarikatlara bırakmaz, "ne istediniz de vermedik" demez, ne başka ülke liderleri , ne terör örgütü liderleri, ne de tarikatlar şeyhleri tarafından kandırılmazlardı.

Ülkede sanayinin gelişmesi için iktidarlar canla başla çaşırdı. Sabancı, Koç, Eczacıbaşı gibi özel sektör devletin desteği ile büyürken, Devlet, şeker fabrikaları, demir çelik fabrikaları, çay fabrikaları, Sümerbank, Tekel ve Kayseri Uçak fabrikası gibi işletmelerle üretime katkıda bulunurdu.

Devlet Demiryolları, Türk Havayolları, Devlet Hava Meydanları İşletmeleri, PTT, MKE, Türkiye Kömür İşletmeleri, Toprak Mahsullari Ofisi, Atatürk Orman Çiftliği, TRT gibi saymakla tükenmez, kurum ve kuruluşlar da Atatürk döneminden başlayarak, millete hizmet vermesi için kurulmuşlardı.

Çiftçi, ürettiği mahsülden tohumluk ayırır, bir sonraki yıl kendi tohumunu ekerdi. İthal tohum nedir bilmezdi.

Tütün üreticisi ise, güç şarlar altında üretimini yapar, tütününü dizer, haranda kurutmaya bırakırdı.

Çay üreticisi, 2.5 yaprak toplar satardı. Fiyatı da ona göre olurdu toplanan çayın.

Gençleri kindar değildi, ancak idealistti. Amerikan emperyalizmine karşı ilk bayrak açanlar bu ülkenin çocuklarıydı.

Üniversiteler özgürdü. Buralarda bilim yapılır, ilim irfan okutulur, bilgili ve özgür gençler yetiştirilirdi.

Daha anlatacak çok şey var ama bu kadarı yeter her halde.

Bugünü yaşayan gençler, dün mü, bugün mü… Karar sizin…

Eğitim