YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

İç ve Dış Örgütlenme Açısından HAYIR

18.03.2017 11:41

Üç hafta önceki yazıda iktidar bloğunda oluşan çatallanmaları ele almıştık. Bir bakıma Evet cephesinin sandıkta kendisini sayısal olarak test etmesinden önce siyasal olarak karşı karşıya olduğu ilk sonuçların dökümüydü.

Bugün Hayır cephesine de bakalım. Artık son bir aylık sürenin içindeyiz. Değerlendirme için şartlar mümkün.

Fakat önce geride kalan haftalarda Evet cephesi açısından bir değişiklik var mı? Bunu değerlendirelim.

Son haftanın gündemine bakmak yeterli. İç cephede koalisyonun referandumla dağılması ya da iç cepheyi oluşturan siyasetlerle tabanları arasındaki yarılma riski; iktidarı yeni arayışlara yöneltti.

Her dönem bir iç düşman yaratarak kazanmaya alışmış iktidar, bu kez bu iç düşman stratejisinin tutmadığının farkında. Öyleyse yapılacak olan belli: dış düşman yaratmak.

Tabanda kime karşı husumet yaratsın?

Mesela Suriyede atılan her adımda sınır çizgisini belirleme yetkisini elinde tutan Rusyaya karşı mı?

Mesela İsraile mi?

Mesela 6 müslüman ülkenin vatandaşlarının ülkeye girişini engelleyen vize düzenlemesinde ısrar eden; Halepte cami vuran ABDye mi?

Hayır; hiçbiri değil. Yapamazlar, o yüzden konu başka.

Almanya, Hollanda, Avusturya. Aşırı sağın, ırkçılığın, İslam karşıtlığının yükseldiği yerleri seçim gündemleriyle etkilemek; gerilimi buraya taşımak; oy devşirmek. Bütün arayış bu.

Batıda İslama toptan bir inanç olarak karşı çıkmanın siyaset haline gelmeye başlamasıyla İslamın bizzat kendisinin siyasallaştırılmasına dayalı tutumlar birbirini bütünlüyor. Siyasal İslam ile İslamofobi bugün birbirinin gündemlerini tamamlayan ikiz kardeşler statüsünde.

Diğer yandan sadece sandık da değil mesele.

16 Nisanda bu ülke Körfez sermayesiyle ayakta kalmaya çalışan, içeride ne var ne yoksa ipotek altına aldırıp borçlanan bir Ortadoğu diktatörlüğü olsun mu olmasın mı? sorusuna yanıt vereceğiz. Bu nedenle Avrupaya dönük tutum sadece referandum stratejisi değil; aynı zamanda Batı ve Batının temsil ettiği söylenen değerler üstünden bir başka hesaplaşmanın yansıması. Konu, referandum sonrasına da hazırlık.

Ortadoğululaşma gündemini, Batı da çok farklı değil algısının yerleştirilmesi bütünlüyor. Bu nedenle tabanda Batı-Avrupa karşıtlığının kışkırtılması, daha ileri bir bilince değil, daha geriye götürmeye dayalı bir bilince yaslanıyor. Emperyalizm, faşizm ya da ırkçılık karşıtlığı değil buradaki, Ortaçağlaşma ve Ortadoğululaşma gündemine dayanak olacak bir düşman Batı imgesi kuruluyor.

Ara toparlama yapalım öyleyse. Evet cephesi ne diyor?

Şöyle özetleyebiliriz artık:

Eyyy Hollanda,

Bu anamuhalefet lideri denilen zat var ya,

Rotterdam oradaysa Bayburt burada

Hayır terördür terör,

Bunlar yol yapılsın istemiyor.

Bu kadar. Anlatmamaya dayalı. İtiraf ettikleri tek gerçek; sundukları tek çözüm var. Anlatmaya gerek yok diyorlar özetle; tek adam vurgusunu kabul ediyorlar; bütün gücü tek elde topluyoruz diyorlar yine açık açık. Öyleyse diktatörlük vurgusundan kaçındıkları yok. Neden?

Nedeni belli. Daha önce de yazmıştık. Türkiye ilk kez bir seçime tüm tarafların üzerinde uzlaştığı bir gerçekle giriyor. O da ülkenin kötüye gittiği saptaması.

Evet cephesi bunu kabul ediyor ve bir çıkış reçetesi sunuyor: Diktatörlük.

Bu nedenle bunu gizlemeye değil, aksine görünür kılmaya çalıştıkları ya da bu suçlamayı boşa düşürmek gibi bir dertlerinin olmadığı aşikar. Yarı çaresizlik, tezsizlik; yarı kabullenme diyelim.

Buna karşın yerel teşkilatların bu projeyi ne kadar benimsediği, tabanlarında ne kadar heyecan yarattığı tartışmalı.

Sadece dün Orduda kıyıdan Sivas sınırına kadar yüksekteki 4 ayrı ilçeyi ziyaret etme şansı buldum. Tek bir referandum gündemi görmedim. Taşraya bu referandum ulaşmadı.

Ulaşmamasının bir nedeni de belli. Halkın yapay değil, gerçek krizleri var.

Bu gündemle kendi gündemi arasında örtüşme yok.

Mutfakta kriz var. Tarlada kriz var. İşsizlik almış yürümüş. Gençler ilçelerini terk edip İstanbula, inşaatta işçiliğe gitmiş.

Halkın sorunlarıyla iktidarın öncelikleri arasındaki mesafenin ilk kez bu kadar açıldığı bir dönem görüyoruz.

Ya diktatörlük? Yani kötüye gidişe çare diye sunulması bu değişikliğin?

İnandırıcı değil. Evet, kırsal kesimde ve taşrada yine Evet oyları daha yüksek çıkacak. Bu tartışmasız. Fakat burada asıl belirleyici AKP seçmeninin ne kadarının bu projeyi heyecanla sahiplenerek sandığa gideceği olacak. Yani kırsalda Hayır kadar, AKPli olup da sandığa gitmemeyi tercih edenler etkili olacak. Gözlemim bu.

Hayırda Durum

Peki Hayır tutumunda durum nedir?

Hayır şimdiden Saray karşısında geniş bir halk hareketi karakteri kazandı. İçinde en geniş siyasal çeşitlilik, halk girişimleri ve sivil toplum var. Her kesimden, her anlayıştan yurttaş var. Evetin tersine.

Bu çeşitlilik aynı zamanda sorumlulukla hareket ediyor. İç cepheyi zaafa uğratacak söylemlerden, karşılıklı saldırı ve sataşmalardan uzak duruyor. Hayırda birleşmenin huzurlu, özgüvenli tutumu aynı zamanda Hayırdan sonraki günler için de umut veriyor.

Diğer yandan Hayırın kamu kaynağı yok, televizyonlarda yer bulamıyor. Gittiği yerlerde etkinlikleri engelleniyor. Dolayısıyla Hayır imkanlar bakımından da tam anlamıyla bir Halk hareketi niteliği kazandı. İmeceyle, dayanışmayla, sınırlı imkanları birleştirerek.

Fakat bir başka sadeleştirme daha yapmamız gerekiyor. Olumlu yanlar kadar eksik yanlara da vurgu yapabilmek için.

İki başlıkta toplayalım: Hayırın iç örgütlenmesi ve Hayırın dış örgütlenmesi. Her ikisi de ayrı önem taşıyor.

Hayırın iç örgütlenmesi; Hayır diyenlerin belirli bir asgari program ve politik hat etrafında adım adım birleştirilmesini, bir karşı iktidar seçeneğinin bugünden oluşturulmasını hedeflemeli. Israrla yazdığım kurucu meclis gibi örgütlenme ve halkçı-demokratik strateji bu çerçevede anlam kazanıyor. Burada strateji ve kurucu siyasetin görünürleştirilmesi gerekiyor. Gramscinin ulusal-halksal proje dediği olgu buraya denk düşüyor. Bir tutumun kendisini ulusal olarak örgütlemesi hedefi; kendi kısmiliğini aşma stratejisi ve projesi. Mümkündür, ama yoktur.

Oysa Hayırın iç örgütlenmesi, Hayırın Türkiyeyi birleştirdiğini göstermeli; Hayır kendisini örgütlerken Türkiyeyi yeniden örgütlemeli. Başka bir siyaset ve çıkış mümkündür için referandumun zıtlık minderini kendisi kurabilmeli. İktidar bloğundaki iç çatlaklar ve iktidar bloğu ile halkın öncelikleri arasındaki mesafenin açılması olasılığı, buradan yeni bir Halkçılık stratejisiyle çıkmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Bu ise anlık taktik savrulmalarla değil, sağlam bir stratejik hat ile olur. Şimdilik ilerici siyasetler açısından ana zaaf budur, eksiklik budur. Bizden kaynaklı, bizim kanatta böyle bir makro alternatif-program-siyaset-stratejinin görünürleştirilmemesi, Evet cephesinin hala en büyük avantajıdır.

Hayırın iç örgütlenmesinin yapılmaması, Hayır kazansa bile tıpkı 7 Haziran sonrasında olduğu gibi, örgütlü kuvvetin (Saray rejimi) zora dayanarak yeniden inisiyatifi ele geçirmesi sonucunu doğurabilir.

Bu aşamada Hayırın iç örgütlenmesinde en büyük hatalardan birisi de; siyasetlerin Hayırı büyütmek yerine zaten Hayır diyecek kesimler içinde kendilerini örgütleme yarışına girmeleri, önceliklerini buna göre belirlemeleri olur. Partinin il-ilçe başkanlığını ziyarete, aynı çevreden gelen insanlara panel-konferansa ya da emekçi, yoksul mahallelerin dışında kalan bölgelerde yürütülecek görünürlük çalışmalarına sıkışmak: Hayırın iç örgütlenmesi dediğimiz olguda anlaşılması gereken en son şey bunlar olmalıdır.

Hayırın Dış Örgütlenmesi

Bir de Hayırın dış örgütlenmesi var. Burada iç örgütlenmede belirlenen stratejiye göre dışa doğru genişleme siyaseti izlenir. Fakat şu anda iç örgütlenmede strateji belirsizdir. Dışa doğru genişleme tam da bu nedenle Evet diyecek ya da kararsız olan seçmene ancak onların ideolojik-siyasal duyarlılıklarıyla, diliyle hitap etme gibi bir tutumu beraberinde getiriyor. Kendisini başka bir ülke, başka bir yönetim, başka bir çıkış, gerçek bir huzur ve halkın asıl kurtuluşu gibi gösterecek bir süreç olarak referandum kampanyasını örgütleyecek stratejiden yoksunluk; kendisini anlatmak yerine; kendisi olmayarak anlatmak yolunu seçiyor. Kazandırsaydı, Ekmel Bey şu anda Cumhurbaşkanıydı.

Hayırın dış örgütlenmesi kuşkusuz ki zor. Fakat bu zorluklar bizden değil; karşı tarafın sahip olduğu imkanlardan kaynaklanıyor. Devlet gücü, maddi güç, zor gücü. Bu sayede dışa doğru genişletici örgütlenme sınırlı kalıyor. Bizden kaynaklı zaaflar ise; geniş halk seferberliği, gönüllü etkinliği olarak Hayır kampanyasının geleneksel dil ve kalıpların dışına çıkmakta zorlanması; semboller ve kelimeler üstünden kendisini yeniden üretmesi, birebir öğrenmek ve anlatmak ilişkisinden çok, karşımızdaki vatandaşı pasif bir alıcı gibi görmek şeklinde özetlenebilir. Sürüyor.

Oysa bugün Halk İçin, Halk İçinde bir tutumla halkı yeniden dinleme, öğrenme, iktidar bloğu ile halkın öncelikleri arasındaki kopukluklardan yararlanarak yeni bir dil, strateji ve siyaset geliştirmek için şartlar hiç olmadığı kadar uygun. Uzun süre sonra her kesimden yurttaşın kendisi gibi olmayanı dinleme, anlama, öğrenme açlığı içinde olduğunu görüyorum. Bu bir arayıştır. Aradığı ise hep duydukları değildir. Ne iktidarın diliyle, ne de bizden hep duyduğu dille konuşmak çare değildir.

Kalan bir ayda ne yapmalı?

Hayırın iç politik örgütlenmesi, alternatif bir makro stratejinin görünürleştirilmesi şart. Karşı tarafın kötü gidişe karşı önerdiği iyi kötü bir çaresi var: dikta.

Biz ise şu anda birçok kriz alanı yaşanırken (ekonomi, dış politika, iç politika) bu krizlerden çıkış için bir yol öneren ve HAYIRı bu çerçevede de örgütleyen değil; daha ziyade sadece karşıtlık zemininde kalarak, krizli alanlarda mevcudu savunan konumundayız.

Hayır kaybederse bu yüzden kaybedecek.

Hayır kazanır da sonrasında yeniden inisiyatifi yitirirse bu yüzden olacak.

Not: Merak edenler Nasıl Kaybederiz? başlıklı yazıma tekrar bakabilir.

Eğitim