unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

İnce katkısı, Akşener etkisi

02.06.2018 10:50

Adaylığının ilan edilmesini izleyen kısa sürede Türkiye siyasetinde yeni bir liderin doğuşuna tanıklık ediyoruz. Muharrem İnceden söz ediyorum.

İnce, iktidar kanadındaki dağınıklığı ve hazırlıksızlık görüntüsünü pekiştiren ve bir yandan da muhalefet saflarındaki olmaz bu iş hissini kıran psikolojik bir etki yarattı. Asıl etkisinin burada olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle televizyon programlarındaki hazır cevap tutumuyla izlenme rekorları kırarken, yandaşlık vasfı taşıyanlar ya da zaten sahip oldukları vasıfsızlık yüzünden yandaş olmaya mecbur olanlar karşısındaki tutumuyla da uzun süredir kitlelere hakim olan yenilgi, ezilme, haksızlık hissini gideren pozitif, moral bir etki yarattı, yaratmaya da devam ediyor.

Önce tekmeci Yerkeli özür dilemek zorunda bırakması, ardından kendisinin yer almadığı bir programda hakkında konuşulanlara yanıt vermek için CNN Türk yayınına bağlanıp bir süre sonra programa konuk olarak alınması, yani kendi şansını zorlayarak yaratması, bir başka yandaş Nasuhi Güngöre ben aslında yalan yazıyorum, inanmayın dedirtmesi sürecin oyun kurup kendi şansını yaratan lider adayı olarak İnceyi güçlendirdiğini gösteren basit ama önemli işaretler. Olabilir mi böyle bir şey siyasetinden sonra ilaç gibi geldiği açık.

İktidar kanadı ise İncenin özellikle halk adamı pozisyonuna iyiden iyiye yerleşmesine ve kendilerinin Saray elitleri olarak resmedilmesinin karşılık bulmasına henüz yanıt geliştirebilmiş değil. Yıllardır kullandıkları popülist stratejiyle bu sefer kendilerine vuruluyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin dekanını görevden almaları da buldukları tek yanıtı gösteriyor: biz sizi eşit şartlarda değil, sahip olduğumuz devlet-iktidar imkanlarıyla yeneceğiz mesajı. Fakat bu yetmez.

Sahne Popülizmi

Aslında iktidarın bu yöndeki her hamlesi, İncenin kendisini sahne popülizmi(1) olarak adlandırdığım alanın sözcülüğüne yerleştirmesine daha fazla imkan veriyor.

Bugüne kadar Erdoğanda temsil olunan halk adamı popülizmi aşınıyor, iktidardaki yıpranma, artan ekonomik sorunlar ve Saray inşası ile birlikte belki de 16 yıl sonra ilk kez bir popülist boşluk oluştu. Saray ile halk arasında bir ana zıtlık oluşturup halkın tüm sorunlarını bu zıtlık etrafında politikleştirebilme olasılığı açısından İnce bu alana, bu popülist boşluğa doğru hamle yapan en önemli siyasetçi olmaya aday. Tarlaya giriyor, traktöre biniyor, bisikletle geziyor, Sarayda oturmayacağım diyor, Sarayda oturan iktidarın adayına karşı kendisini halkın adayı konumuna yerleştiriyor. Performansa dayalı, sahne popülizmi dediğimiz tam da bu.

Bu strateji bir yandan da Erdoğanı uzun yıllar sözcülüğünü tekelleştirdiği değişim söyleminin sahipliğinden alıp Saray etrafında kurulan yeni statükonun sözcülüğü konumuna oturtuyor. İnce, Erdoğanı statükonun sözcüsü konumuna yerleştirirken, kendisini de kötü gidişten memnuniyetsiz kitleleri değişim fikrine yaklaştırma göreviyle tanımlıyor. Erdoğanın gayet kötü kurgulanmış öğrenci yurdunda sahur hamlesi bile bu açıdan İncenin açtığı oyun alanında iktidarın yanıt üretmek, imaj düzeltmek zorunda kaldığını gösteriyor. Biz de halkın içindeyiz, Saraya kapanmadık zorunlu yanıtı.

Bu açıdan şunu söylemek, biraz klişe olsa da, mümkün: muhalefet gerçekten oyun kuruyor; kendi gündemini belirliyor. Nedir kriteri? Kim kime yanıt vermek zorunda kalıyor? Hangi taraf hangi tarafı yanıt vermek zorunda bırakıyor? Sadece bu iki kritere göre son 2 haftayı değerlendirmek yeterli. Oyunu muhalefet kuruyor.

Akşenerin Etkisi ve Katkısı

Bu noktada İYİ Partinin, Sayın Akşenerin Erdoğan rakibini kendisi seçti, ikinci turda İnceyi istiyor tezininse gerçeklikle bağının olmadığını ve aslında fayda sağlamadığını belirtmekte yarar var. Her şeyden önce Erdoğan, açık şekilde bu seçimin ikinci tura kalmasını istemiyor. Çünkü ilk tur seçimiyle aynı gün yapılacak Meclis seçimlerinde AKP-MHP ittifakının çoğunluğu kaybetmesinin hem ittifakı çatlatacağını hem de muhalefetin adayının Meclis çoğunluğuyla uyumlu olacak bir cumhurbaşkanı seçin, bir daha seçim olmasın propagandası yapacağını görüyor. Nereden biliyoruz? Meclis çoğunluğunu almayı bu kadar istemeleri bundan. Meclisi Cumhur İttifakı alır ve cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, Erdoğanın en önemli propaganda aracı bu olacak. Seçmenin süreklileşen seçimlerden bıktığını biliyor, görüyor. Zaten seçime götürürüm kozunu da gösterdi.

Erdoğan, seçimin ikinci tura kalmasını istemese de bütün göstergeler cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalacağı yönünde. Bu noktada Meral Akşener ve İYİ Parti kadrolarının referandum süreci dahil olmak üzere bu iktidar karşısında net tutum aldığını, AKP-MHP bloğunu gerçekten zorladığını, 16 yıl sonra belki de ilk kez AKPye sağdan da bir alternatif çıkmasına vesile olduğunu, seçimin ikinci tura kalması ihtimalinin konuşulmasını sağladığını ve yine seçimin tipik bir AKP-CHP zıtlığına oturtulmasını önlediğini söylemek, haklarını teslim etmek gerekiyor.

Erdoğan, gerçekten de İYİ Partiye ve Akşenere fazladan ambargo uygulatıyor. Ama bunun nedeni İnceyi rakip görmek istemesi değil; aksine, İnce karşısındaki sönüklükleri seçimin psikolojik üstünlüğünün bu kadar kısa süre kala muhalefete geçmesine yol açıyor ve biliyoruz ki seçimin sonuna doğru seçmenlerde bu psikolojiyi değiştirmek giderek zorlaşır. Yani İnce, iktidardan kopardığı seçmen sayısı kriterinin de ötesinde, AKPyi güçsüz, AKP-MHP bloğunu zayıf ve Sarayı tutuk göstererek, kendi minderini kurarak siyasal açıdan seçimi muhalefetin kazanabileceği algısını güçlendiriyor, yerleştiriyor. Erdoğan bunu niye istesin?

İşte Erdoğanın Akşenere uyguladığı ambargo tam da bunu tamamlıyor. İncenin yarattığı bu siyasal etki, AKP kitleleri arasında kafa karışıklığı ve ön açma vazifesi de görüyor. İncenin incelttiği duvarlar iktidar tabanında belirli bir oranda kopuşu olası kılıyor. Bu kopuş olasılığı da beraberinde arayış getiriyor. İşte Akşenerin ve elbette Temel Karamollaoğlunun önlenmek istenmesi tam da burada devreye giriyor. İncenin sarstığı kitlelerde yine de CHPye ya da İnceye oy vermek istemeyen ama arayış içinde olan seçmenler için ideal adres İYİ Parti ve Saadet. Önleme nedenleri bu. AKP ile seçmenleri arasında gevşeyen bağlar ortada; oy vermek bağların güçlü olduğu anlamına gelmez. Enerji, motivasyon, kaybediyoruz, asılalım atikliği yok AKP teşkilatlarında. Yaptıkları belli; kamu kaynaklarıyla bağımlı hale getirdikleri yoksul kitlelere biz gidersek bunlar kesilir tehdidi ve HDPyi baraj altında bırakmak için her türlü zorlama, baskı gücüne yaslanmak. HDP ambargosu da bu nedenle.

Böyle bir ortamda İncenin önden sarstığı, kafasını karıştırdığı kitlelerin çoklu alternatiflerle karşılaşmasına izin vermek, AKPnin düşündüğümüzden de fazla erimesi demek. İYİ Partiye ve Saadete ambargo işte tam da bundan. Bu yüzden İnce ile Akşeneri birbirine rakipleştirmek yerine, İncenin açtığı alanda Akşenerin güçlenmesinden korkan bir Saray olduğu gerçeğini daha fazla dillendirmek muhalefet ittifakının hukukuna da stratejisine de daha uygun. İnce, alanı uygun hale getiriyor; Akşener bunu komplo gibi göstermek yerine fırsata çevirmeli; Karamollaoğlu ve Saadet Partisi de niye CHP ile ittifak yaptınız? sorusuna yanıt vermekle uğraşmak yerine, İncenin açtığı popülist zeminde kendi sorularını sormalı. Muhalefet kendi sorularını sorduğu, sordurduğu oranda kazanacak.

AKP, ilk kez karşısında bu kadar çok aday buldu; ilk kez seçmen her eğilimden bir muhalefet partisi ve adayıyla, seçenek bolluğuyla karşı karşıya. "AKP bizden korkuyor demek yerine, bu korkuyu politik cesarete ve daha özgüven dolu hamlelere dönüştürmek gerekiyor. Örneğin Akşener neden televizyonlara, gazetelere gitmez, telefonla bağlanmayı zorlamaz, canlı yayın sırasında kanallara gidip beni çıkarmıyorları politikleştirmez? Böyle dönemler, şikayet etmek yerine herkesin kendi şansını yaratacak politik girişkenliğinin de test edildiği zamanlar. İnce bu testi geçiyor olduğu için yükseliyor; Akşener de yapmalı. Ve MHPde liderliğe giriştiği dönemden itibaren kendisine ve ekibine çıkarılan büyük engeller karşısındaki kararlı tutumu bunu bugün de rahatlıkla yapabileceğine kanıttır.

Son bir uyarıyla bitirelim.

Öneri: İstanbula Yüklenin

Türkiyede seçimlerin kaderini ekonomik seçmen kitlesi, cebine ve geçimine göre parti seçen seçmenler belirler ve ekonomi iktidarın istediği gibi gitmiyor. Diğer yandan kırsal bölgeler, kapalı yerleşmeler, dayanışma ilişkilerinin bir biçimde sürdüğü taşra şehirlerinde siyasal aidiyet kopuşları her zaman daha geç geliyor. Taşrada zaman yavaş akıyor; daha donuk; değişim fikri de öyle.

Oysa İstanbul bu açıdan tam tersi bir örnek. Dev şehir; ülkenin aynası, öncüsü. Ayakta kalmanın, hayata tutunmanın başlı başına bir gündelik mücadele olduğu bu koca şehir esnek olmayı, anlık ve hızlı kararları gerektiriyor, siyasal değişmelere ve iktisadi kötüleşmelere her zaman önden ve daha hızlı tepki vermesi de bu yüzden tesadüf değil.

Nitekim bunun işaretini 16 Nisan referandumunda gördük. İstanbulda HAYIR çıktı; fakat daha önemlisi, AKPnin denetlediği, kimliği muhafazakarlıkla tanımlanan birçok ilçede de ya HAYIR çıktı ya da HAYIR oyu beklenenin üstündeydi. Dolayısıyla İstanbul, 24 Hazirana kalan bu kısa sürede, rahatsız ve arayışta, kopmaya müsait seçmen kitlesinin en hazır olduğu şehirlerin başında geliyor. AKP bunu anlamış ki üç bölgenin başına da Doğu Karadeniz illerinden vekil olan bakanlarını koydu. Yani dayandığı tek zemin, İstanbuldaki yoğun Karadeniz nüfusuna seslenmek, hemşerilik ve kimlik siyaseti… İktisadi bir dayanakları yok. Ekonomik eşitsizliği, krizi çözemeyecekleri için alt kimlikçiliği kaşıyorlar.

Bu yüzden muhalefetin Cumhurbaşkanı adaylarına önerim, kalan 20 günde Anadolu gezilerini sürdürürken bir yandan da ilçe ilçe İstanbul (ve krizin etkilerinin daha fazla hissedildiği yakınlardaki sanayi şehirlerinde) kampanyaya başlamaları; sahada olmaları, görünmeleri, hayatın içinde hamle yapmalarıdır. İstanbul için planlanan, son birkaç güne yoğunlaştırılmış/sıkıştırılmış ilçe mitingleriyse, bence bu geç ve yanlış tercih. O zamana kadar seçmen tutumu belirginleşecek, tercihler yapılmış olacaktır.

Mesela cumhurbaşkanı adaylarını akşamları niye metrobüste, otobüste, vapurda, metro girişinde broşür dağıtırken, kendini anlatırken görmeyelim; neden İstanbulda toplu ulaşım sorunuyla ilgili çok önemli bir vaat seslendirmesinler, köprü ve otoyollara verilen garanti geçiş paralarını keserek tüm öğrencilere toplu taşımayı ücretsiz hale getireceklerini neden duyurmasınlar mesela?

Unutulmasın: İstanbulu alan, bu seçimi alır.

 

[(1)-Sahne popülizmi, programatik karakteri zayıf, şahıs merkezli, performansı öne çıkaran, kitlelerle tek kişiyle konuşur gibi miting alanında karşılıklı iletişime geçerek kendisini halkın sözcülüğüne konumlandıran diyalog hali olarak tanımlanabilir. İncenin popülizmi bir tür sahne popülizmi aşamasında; fakat kimi yazılarda gördüğüm iddianın aksine, henüz Sol Popülizm değil. Bir başka yazıda açacağım nedenlerini.]

 

 

 

 

Eğitim