YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Trumpın ruh halinin ötesinde gelişmeler

14.04.2018 07:18

Dünya siyaseti açısından önemli bir hafta geride kalıyor. Kuşkusuz ki haftaya damga vuran gelişme, ABD Başkanı Trumpın Suriyeye yeni bir askeri müdahaleyi ima eden ve özellikle de Rusyayı hedefe koyan Twitter paylaşımı oldu.

Yorumlayalım, fakat bir yanlışı düzelterek başlayalım.

Genelde Trumpın çıkışlarını bireyselleştirme, ruh haline indirme gibi bir açıklama tarzı gelişti son zamanlarda. Oysa biliyoruz ki ABD emperyalist bir devlet; dünyada her konunun kendisini ilgilendirdiğini düşünüyor. Bu bahaneyle askeri olarak her ülkede üslenmeye, yerleşmeye çalışıyor. Böyle bir devlet düzeninin işleyişini sadece şahısların ruh haline indiren tutum, açıklayıcı olmadığı gibi yaklaşmakta olan gerçekleri basitleştirmeye ve örtmeye yarıyor.

Bu uyarı Trumpın psikolojisini önemsememek değil; Trumpın o tutumunun ABDde hem devlet hem de toplum katında belirli bir karşılığının olduğunu ifade etmek anlamına geliyor.

Nedir bu tutum?

Aslına bakarsanız bir teşhise ve bir de tedavi önerisine dayanıyor.

Teşhis, Trumpa seçim kazandıran sloganda saklı: Make America Great Again. Amerikayı yeniden süper güç yapmayı ima ediyor. Bu vaat, aynı zamanda, emperyalist sistemin üstün devleti olarak ABDnin gerileyen konumunu açıkça saptıyor. Yani geriledik, düzelteceğiz diyor. Tedavi, teşhise bağlı.

Bu saptama ya da teşhis aslına bakarsanız ABDde müesses nizam olarak ifade edilen tüm unsurların ortaklaştığı bir zemin. Bütün mesele, bunun karşısında ABDnin nasıl tutum alacağında düğümleniyor. Yani teşhisteki mutabakat, tedavide bozuluyor. Bir yanda kontrollü gerileme ve dengeli çok kutupluluk yaklaşımını sahiplenenler var. Bu kesim, ABDnin savaşmadan bu süreci atlatması ve yeni oluşmakta olan çok kutuplu düzende kutuplardan birisi olarak varlığını sürdürmesi gerektiğini düşünüyor. Dolayısıyla savaş seçeneği ilk tercih olarak riskli. İlginçtir, benzer bir tutum Çin devlet aklına da hakim. Orada da Rusya jeopolitik-askeri olarak Atlantik cephesini zayıflatan ve bizim de işimize gelen çıkışları yapıyor; bizse bu süreçte olabildiğince ekonomik üstünlüğü ele geçirene kadar, sessizce ve savaşmadan ama askeri harcamaları da arttırarak yararlanmaya bakalım stratejisi uzun süredir baskın.

Tedavi stratejisi konusunda ikinci gruptaysa ABD dünyada ekonomik ve ideolojik/siyasal önderliği yitirirken hala açık ara askeri üstünlüğün korunduğunu vurgulayan ve buna göre de Amerikan üstünlüğünün gerilemesini kolayca kabullenmeyecek şekilde bu aygıtın kullanılmasını isteyenler var. Bu grup özetle 700 milyar dolara yakın askeri harcama yapıyoruz; yenilgiyi ve üstünlüğü kaybetmeyi bu kadar kolay kabul mü edeceğiz, askeri caydırıcılığımızı da mı kullanmayacağız? diyor. Devamında da küreselleşme dalgasının geri çekilmesine karşı daha korumacı bir ekonomi politikası önerisi geliyor. Burada da ekonomik üstünlüğümüzü Çine kendi elimizle kaptırmayı hiçbir şey yapmadan, elimiz kolumuz bağlı kabul mü edeceğiz? tepkisi devreye giriyor.

Çin ve Rusya Üstünden

Geride kalan birkaç haftada Trumpın bir yandan Çine karşı yeni bir ticaret savaşı olarak adlandırılan ekonomik tedbirlere yönelmesiyle Suriyede askeri olarak açıktan Rusyayı hedef gösteren bir pozisyon benimsemesi, işte bu az önce özetlediğim hakim sınıfın ikinci grubunun stratejisiyle yakından örtüşüyor. Nitekim burada da meselenin Trumpın ruh halinin ötesinde olduğunu gösteren gelişmeler var. Örneğin Trumpın bir yılı aşan görev süresinde askeri aygıtın giderek daha belirleyici hale geldiğini, askeri tekellerin yeniden serpildiğini görüyoruz. Bir yandan geleneksel diplomasi yollarını pas geçerek Dışişleri Bakanlığını zayıflatan ve Dışişlerinin pozisyonunu Pentagonla ikame eden bir anlayış giderek yayılıyor. Yani diplomasi askerileşiyor, güvenlikleşiyor. CIA Direktörü Pompeonun Dışişleri Bakanlığına getiriliyor olması da bu resmi tamamlıyor.

Diğer yandan da yine SIPRI verilerine göre, geçtiğimiz yıl ABDnin dünyaya silah satışlarında önemli oransal artış var. Dünya ortalamasının epey üstünde… Yani Trumpla birlikte askeri ekonomik aygıt yeniden serpilme imkanı buluyor. Suud veliaht prensine Beyaz Sarayda hangi silahları kaça sattığını göstermesi de, attığı twitte Rusyanın askeri teknolojisini/füze savunma sistemini etkisizleştirecek yeni ve akıllı füzelere sahip olunduğunu ilan etmesi de burada anlam kazanıyor. Bir tür pazarlama da diyebiliriz. Dolayısıyla Trumpın başkanlığı, devlet aygıtı içinde askeri-ekonomik pozisyonun güçlenmesine ve bu ana stratejiye karşı çıkanların da Trump üstünden, yani en zayıf ve zaaflı görülen halka üstünden yıpratma savaşı yürütmesine sahne oluyor.

Zira birinci grup, Trumpın temsil ettiği pozisyonu şimdilik maceracı ve öngörülemez buluyor ve içeride yargısal olarak sıkıştırmak için her hamleyi yapıyor. Bu haftaki FBI baskını da bu çerçevede okunabilir. Bu grup barışçı - pasifist değil; yanlış anlaşılmasın; fakat alınacak riskin yeni oluşacak 21. yüzyıl dengelerinde ABDyi bir kutup olmaktan da çıkarabileceği korkusuna yaslanıyorlar. Yani eldeki bulgurdan da olmak istemiyorlar.

Ana Sonuçlar

Özetle bu haftaki Suriye merkezli gelişmelerle birlikte ABD devlet aygıtının bu pozisyonlar temelinde bölünmüşlüğü daha fazla ortaya çıktı. Şimdilik ABD emperyal devlet aygıtı içinde Trumpın pozisyonunu radikal bulanlar daha hakim görünüyor. Fakat bu hiç operasyon yapılmayacağı anlamına da gelmiyor. Zira Trump, aygıtlar henüz mutabakata varmadan ve aslında varılamayacağını da bilerek ön almış oldu. Şimdi hiçbir şey yapmamak, ABDnin caydırıcı kapasitesiyle ilgili zayıflık algılarını daha fazla besleyecektir. Öte yandan Pentagonun da yeni denklemde elde ettiği özgül ağırlık çerçevesinde hareket ettiği gözleniyor. Fakat ekonomik kriz dinamikleriyle birlikte en radikal görülen çözümlerin bir süre sonra yeni normal haline gelebildiğini geride kalan dünya savaşları pratiğinden de kolayca hatırlıyoruz. Yani olaylar hızlı, gelişmeler duru gökte çakan şimşek gibi.

Kaldı ki bu gelişmeler sadece ABD devlet aygıtı içindeki bölünmüşlüğü değil, aynı zamanda dünyadaki yeni jeopolitik bölünme ve kutuplaşmayı da açık biçimde görünürleştirdi. Bir yanda Trumpın pozisyonuna hemen destek çıkan İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan ve elbette İsrail var. Bu cephe, konunun Trumpın ruh halinin ötesinde olduğunun da özeti gibi. Kaldı ki Rusyanın Suriyedeki kimyasal komployla ilgili olarak İngiltereyi sorumlu ilan etmesi de, bu son twit krizi atlatılsa bile, cepheleşmelerin daha da keskinleşeceğine işaret ediyor.

Dünyada cepheler Suriye savaşının başından bu yana uç vermişti; şimdi savaşın sonuna doğru bu cepheler yeni dengeye göre güncelleniyor.

Nedir yeni denge?

Açık ki Suriyeye dönük emperyalizm destekli cihatçı terörizmin yenilgiye uğratılması ve Esadın görevde kalması, Rusya-İran bloğunun Ortadoğu siyasetinde ağırlığını daha da arttırması anlamına geliyor. Ve artık savaşın sonuna doğru gelinirken, her blok ya da her iki bloğa da yakın durmaya çalışan aktörler Suriyeye dair kurulacak masada kendi pozisyonunu güçlendirecek hamlelere girişmeye çalışıyor. Suriyede savaştan sonra kurulacak siyasal düzen mücadelesi, yeni uluslararası düzendeki güç dağılımının da mikro yansıması olacağı için bir daha önem kazanıyor.

Bütün mesele, böyle bir yeni uluslararası düzenin ya da kapitalizmin 500 yılı aşan tarihinde ilk kez hegemonik üstünlüğün Atlantikten -  Batıdan Asyaya kayışının barışçıl, savaşsız ve bir dünya savaşı gerçekleşmeksizin tamamlanıp tamamlanamayacağı sorusunda düğümleniyor. Ve bu haftaki gelişmelerle buna dayalı olarak keskinleşen uluslararası cepheleşmenin boyutu, iyimser olmak için pek neden bırakmıyor. Kaldı ki Trumpın uluslararası ticaretle ilgili olarak Çine karşı giriştiği yeni hamlelerle birlikte, Çinin barışçıl yükseliş stratejisini de gözden geçirmesinin zorunlu olacağı ve büyük olasılıkla jeopolitik - askeri konularda daha fazla pozisyon güçlendirmeye çalışacağı saptamasını bugünden yapmak mümkün.

Trumpın hem Çine hem de Rusyaya karşı bu ekonomik ve askeri hamleleri yapıp ardından da sizinle anlaşmak istiyoruz, kavga istemiyoruz mesajları vermesi de tesadüflerle karşı karşıya olmadığımızı gösteriyor. Özetle Trump üstünden bir kanat artık daha fazla önce sopayı gösterme taktiğini benimsiyor.

Ne Yapmalıyız?

Bu noktada bizim ne yapmamız gerekiyor?

Birincisi, emperyalist devletlerin ve müttefiklerinin komşu ülke topraklarına kendi üstünlükleri adına müdahalelerine inatla ve ısrarla karşı çıkmak gerekiyor. Emperyalist savaşa hayır.

İkincisi, özellikle ABD emperyalizminin komşu ülke Suriyeye müdahale aracı olarak silahlandırdığı dinamikler karşısında Türk ve Kürdü emperyalizme ve faşizme karşı birleştirecek, barışçıl ve demokratik bir siyaset ve çıkış programı inşa etmek iç cephede acil hale geliyor. Aynı tutum, bölge dışı ABD ve Rusya gibi kuvvetlerin müdahalelerini boşa düşürecek şekilde, bölgesel olarak Türk, Kürt ve Arap işbirliğini pekiştirmeyi de gerektiriyor.

Ve üçüncüsü, kendi uluslararası yalnızlaşmasını aşmak için bir oraya bir buraya yalpalayan ve Türkiyeyi hem Batı hem de Rusya bloğu karşısında giderek daha da bağımlı hale getiren öngörülemez siyasetlerden kurtulmak, bağımsızlıkçı ve halkçı bir iktidar seçeneğini bir an önce yaratmak zorundayız.

Emperyalizmin bölgeye müdahalelerinin artması ve savaş dinamiklerinin dünya genelinde yaygınlaşması, Türkiyede otoriter iktidarın güvenlik meşrulaştırması üstünden faşizme doğru pozisyonunu daha da sertleştirmesinden başka bir sonuç vermeyecek. Dolayısıyla bu üç madde tercihin ötesinde, geleceğimiz için zorunluluk.

 

Eğitim