unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Merdan Yanardağ

AKP ve gericilik bir Pirus zaferi kazanabilir mi?

01.04.2017 11:31

Referandum tarihi yaklaştıkça siyasal gerelim ve belirsizlik de artıyor. Gerilimin yükselmesi bir ölçüde doğal karşılanabilir, ama belirsizlik atmosferi ülkeyi giderek etkisi altına aldıkça toplumdaki tedirginliğin de arttığı gözleniyor. Çünkü, referandum sandığından çıkacak sonuçlara bağlı olarak siyasal yaşamın nasıl şekilleneceği konusunda ortalıkta sayısız senaryo bulunuyor. Ortada  iki soru var; evet çıkarsa ne olacak, hayır çıkarsa siyasal tablo nasıl şekillenecek?

Öncelikle belirtmeliyim ki, referandum sandığından evet oylarının çoğunlukta çıkması normal şartlar altında imkansıza yakın bir olasılıktır. Bu bakımdan ihmal edilebilir bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Ama yine de bir olasılıktır. Özellikle referanduma katılma oranının düşük olması halinde "evet" seçeneğinin kazanma olasılığı da yükselecektir. Bu durumun altı çizilmelidir.

Öte yandan, sandıktan "evet" sonucunun çıkması ancak hile ve sahtekarlıkla ya da baskı ve terörle garanti edilebilir... İktidarın her ikisini de deneyeceğini düşünebiliriz. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yapılanlara bakılırsa, Tayyip Erdoğanın yenilgiyi kolay kabul edecek bir yapıya sahip olmadığı ortadadır.

Çünkü AKP, bir merkez sağ ya da muhafazakar parti değildir. AKP, Cumhuriyet rejimiyle temelde bir sorunu olmayan merkez sağ ya da muhafazakar alanı da işgal eden siyasal İslamcı bir harekettir. O bakımdan AKPnin demokratik yöntemleri sinsice kullanarak geldiği iktidarı yine aynı yöntemle terk edeceğini düşünmek saflık olacaktır. Tayyip Erdoğan ve AKP liderliği rejimi değiştirmek ve bir İslami yönetim kurmak istemektedir. Dolayısıyla böyle bir tarihsel dönemeçte hukukun hükümleri değil, siyasetin yasaları geçerli olacaktır. Nitekim AKP yeni bir kurucu irade gibi hareket etmektedir. 

Referandumdan evet sonucunun çıkması, elbette dünyanın sonu değildir. Ancak, hiç kuşku yok ki, sandıktan evet oylarının ağırlıklı bir farkla çıkması halinde, Türkiyenin dinci bir rejime ve islamo-faşist bir diktatörlüğe sürükleneceği de açıktır. Ülkenin Pakistanlaşma sürecinin derinleşeceği ve çok daha sert bir çatışma ortamının oluşacağı bellidir. Türkiye nitelik kaybedecek, içine kapanacak ve kıytırık bir hurma cumhuriyeti haline gelecektir. 

Referandumdan hayır sonucunun çıkması ise, öncelikle aydınlanma çizgisinde yaşanan kırılmayı onararak ve toplumun yeni bir başlangıç yapmasını sağlayacaktır. Sadece bu sonuç bile sandık başına gitmek ve mezhepçi saldırıya dur demek için yeterlidir.

Sandıktan sonucunun hayır çıkması, kuşkusuz bu kalpsiz dünyada bütün kötülüklerin sonu anlamına gelmeyecek ve acılarımızı dindirmeyecektir. Ancak, toplumun bir nefes almasını sağlayacak, yeni bir gelecek kurmak için büyük bir olanak sunacaktır. Tarihsel ilerleme yatağından koparılan ülke ve toplumun yeniden yaşamın doğal akışına dönmesini sağlayacaktır. Daha da önemlisi; bir bakışla 100 yıllık, başka bir bakışla 70 yıllık bir derinliğe sahip olan İslamcı karşı devrim dalgasının kırılması demektir. Anlamı da buradadır. Daha fazlası bizim ferasetimize kalmıştır.

Sandıktan hayır sonucunun "burun farkıyla" bile önde çıkması halinde AKPnin iktidarını sürdürmesi mümkün değildir. ABD ve Batı tarafından adeta tecrit edilen, bölgede İran ve Irak ile çatışan, Suriyede ağır bir yenilgiye uğrayan, örneğin Fırat Kalkanı adlı operasyona son vermek zorunda kalan AKP iktidarının ayakta kalmasının bölgesel ve küresel koşulları artık yoktur.

Tablo şudur; başta ABD olmak üzere emperyalizm ve büyük sermaye çevreleri tarafından iktidara taşınarak bütün kirli işlerin gördürüldüğü AKP, kendisine işinin bittiği söylendiğinde hayır dedi; "Sıra bizde, şimdi kendi programımızı uygulayacağız". Sorun budur! Gerek iç gerekse dış politikada giderek derinleşen krizin asıl kaynağını AKPnin bu sinsi, takiyeci ve iki yüzlü tarz-ı siyaseti oluşturmaktadır.

* * *

Erdoğan-AKP iktidarı ve genem olarak gericiliğin kazanması, yıkıcı sonuçlar yaratsa da tarihsel bakımdan geçici bir durum olacaktır. Bu başarı ancak, yenilgiden daha beter sonuçlara yol açan bir  Pirus zaferi anlamına gelecektir. Çünkü, hem AKP iktidarı hem de Erdoğan tarihsel ömrünü doldurmuş, işlevini tamamlamıştır. Yapmak istedikleri tek şey siyasal ömürlerini uzatmaya çalışmaktan ibarettir.

Bu bağlamda 16 Nisan referandumunun anlamı şudur; 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin yarattığı siyasal krizi fırsata çevirerek kendi darbesini yapan Erdoğan-AKP iktidarı, olağanüstü hal ilan ederek fiilen oluşturdukları bu darbe rejimine anayasal birtemel oluşturmaya çalışıyor. Toplumdan, yeni rejim için siyasal ve ideolojik bir onay üreterek pasif karşı devrim sürecini tamamlamak, devletin ve ülkenin içine düştüğü fetret durumuna kendi meşrebince son vermek istiyor.

Ancak, AKPnin bu hedefe ulaşma şansı, eğer ilerici muhalefet güçleri büyük bir hata yapmazsa, yukarıda da belirtiğim gibi, çok zordur. Nedeni açıktır; sıkça vurguladığım gibi Erdoğan-AKP iktidarı kendi kısa tarihlerinin en zayıf döneminden geçmektedir.

Sıkça gündeme getirdiğim bu tezimi, gerekçeleriyle bir kez daha açmakta yarar görüyorum;

1- AKPyi iktidara getiren iç ve dış dinamiklerde son yıllarda çok hızlı bir değişim yaşandı. Özellikle 12 Eylül 2010 Referandumundan sonra devlete egemen olduğunu gören AKP, dar islamcı programını uygulamaya yöneldikçe egemen sınıf ve güçler arasındaki ortak zeminlerin de imha olmasına yol açtı. Eski iktidar bloku büyük ölçüde dağıldı. Öyle ki, 15 Temmuz darbesi bu süreci hiç beklenmedik ölçüde derinleştirerek bozulma sürecini çözülmeye dönüştürdü. AKP liderliği, farklı uzlaşmalara dayalı yeni bir iktidar bileşimi kurulamadı.

2- Uzunca bir süre emperyalizm, küresel sermaye ve Türkiye büyük burjuvazisi için en kullanışlı araç olarak işlev gören AKPnin artık dönemi kapandı. Dünyada siyasal İslamın iflas ettiği ve tasfiye edilmesine karar verildiği bir dönemde, artık AKP iktidarının sürdürülmesinin şartları kalmadı. Sermaye içi daha dar (dinci) bir çevreye ve bu çevreyle uzlaşan kesimlere dayalı İslamcı-faşizan bir diktatörlük kurma girişiminin orta vadede bile başarı şansı olmadığını görmek gerekiyor. 

3- Dolayısıyla, başlangıçta AKP iktidarına belli çekincelerle de olsa "evet" diyen ve bu süre boyunca, özelleştirme, esnek çalışma düzeni, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma gibi bütün kirli işlerini gördüren İstanbul burjuvazisinin ve/veya batıcı büyük sermaye çevrelerinin, artık bütünlüklü olarak Erdoğanın arkasında durmadığını söylemek mümkün.

4- Başka bir anlatımla, AKP ve Erdoğan artık sermaye sınıfının ve geleneksel iktidar blokunun bütün bileşenlerinin ortak çıkarlarını temsil eden bir siyasal hareket olmaktan çıktı. AKP, egemen güçler içindeki bir klik örgütlenmesine, bir hizbe, sermaye içi dar bir fraksiyona dönüştü. Bu sermaye fraksiyonunun bir kanadını, çevreden merkeze gelen ve artık orta ölçekli olma sınırları aşan İslamcı-muhafazakar kesimler, diğer kanadını da yeni yetme yağmacı ve fırsatçı lümpen burjuvazi oluşturuyor.

5- ABD ve Batının desteği başta olmak üzere, AKPyi iktidara getiren bütün dış dinamiklerde meydana gelen değişim, siyasal islamcı iktidarın asıl güç kaynağını yitirmesine yol açtı. Günü geldiğinde, Batı ile mesafeyi açmayı ve islamizasyon projesini yaşama geçirmeyi planlayan AKP liderliği, iciddi bir hesap hatası yapmıştı. Bölge jeo-politiğinde meydana gelen köklü değişim de bu tecrit sürecini derinleştirdi. AKP, Suriye başta olmak üzere, izlediği Ortadoğu siyasetinde de ağır bir yenilgiye uğradı. Yeni Osmanlıcı siyasal-kültürel iddia dramatik şekilde çöktü.

Tablo genel çizgileriyle böyle olmakla birlikte, Erdoğan-AKP iktidarı, rejim değişikliğini tamamlamak, ülkeyi öngördükleri bütün siyasal ve toplumsal hedeflere taşımak ısrarını sürdürüyor. Aktüel olarak bu dayatma, başkanlık sistemi ve yeni anayasa şeklinde toplumun önüne konulmuş durumda. Çünkü, AKP-Erdoğan yönetimi, eski rejimi ve Cumhuriyeti (daha doğrusu cumhuriyetten geriye ne kaldıysa onu) yıktı, ve fakat yerine kendi düzenini tam olarak kuramadı. Siyasal bir boşluk oluştu. Günümüzdeki siyasal ve toplumsal gerilimin ana kaynaklarından birini de işte bu belirsizlik durumu, ortaya çıkan boşluk oluşturuyor. Bu yeni bir fetret durumudur.

* * *

AKPnin elinde kalan en önemli iki iktidar aracından birinin, giderek daralsa da kitle tabanı, diğerinin ise polis-adliye aygıtı olduğunu belirlemek abartılı olmayacaktır. AKP ve Erdoğan artık bu güçlere yaslanarak büyük sermaye çevrelerini ve Batıyı kendine mecbur bırakmaya, böylece işbirliğine zorlama siyaseti izliyor. Ancak unutmamak gerekiyor ki, Nazilerin de izlediği bu iktidar stratejisi, büyük sermaye çevreleri bakımından diğer bütün seçeneklerin tükendiği ve kapitalizmin büyük bir tahdit altında bulunduğu durumlarda geçerlidir.

AKP açısından sorun da buradadır. Çünkü emperyalizm ve büyük sermaye çevreleri için bütün seçenekler tükenmediği gibi, ABD emperyalizminin Soğuk Savaş sonrasındaki en büyük stratejik planlaması olan ılımlı İslam siyaseti ve Büyük Ortadoğu Projesi de çökmüş durumdadır.

Bu toplu durum içinde, referandumu kaybeden AKPnin parçalanacağı ve MHPden kopanlarla –ki bu büyük bir kopuştur- birlikte merkez sağda parti oluşturulacağı öngörüsü en güçlü olasılıklar arasındadır. Kaldıki, en barışçıl senaryolardan biri de budur. Bu olasılığın gerçekleşmesi, AKPnin geleneksel İslamcı tabanına doğru daralarak Refah Partisi oylarına gerilemesi anlamına gelecektir.

Sonuç olarak; Erdoğan-AKP iktidarını ve gerici saldırıyı yenilgiye uğratmak, bütün ülke için yeni bir başlangıç çizgisi oluşturmak, her zamankinden çok daha mümkündür. O nedenle 16 Nisanda sandık başına gitmek, bugünün en önemli siyasal ve tarihsel görevidir.

Eğitim