darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

AKP'nin Anayasa taslağını hazırlayan isimden Berberoğlu itirafı

SPK'den Demirören'e 264 milyonluk kur muafiyeti

Merdan Yanardağ: Aynı gemide değiliz!

HDP heyeti: Tunceli'deki yangına müdahale edilmiyor, vali manipüle ediyor

'Türkiye IMF'den borç almaya ikna edilmek istendi'

Beyaz yakalılar yeni orta sınıf mı yeni emekçi sınıfı mı?

Merdan Bey Merhaba,

Linkte yer alan son  yazınızı her zamanki gibi ilgiyle okudum. http://www.abcgazetesi.com/laiklik-ve-sinifsal-ideolojik-mucadele-7454yy.htm

Sayenizde Ergin Yıldızoğlu’nun yeni kitabından da  haberdar oldum. Gözümden kaçmış bu kitap. Bu yazınızda eğitimli çalışanlara, yani klasik deyimi ile beyaz yakalılara değinmişsiniz. Bence eğitimli çalışanlar hakkında E. Yıldızoğlu’nun tanımı çok yerinde. Gerçektende eğitimli çalışanlar işçi sınıfının yeni fraksiyonu durumunda. Bu kesimin “yeni orta sınıf' olduğunu iddia edenler, eğitimli çalışanların şu an ülkemizde hangi şartlarda yaşadığından haberleri yok sanırım. Yirmi yıl önce olsa bu tanım doğru olabilirdi, ama özellikle 2001 krizi en çok toplumun bu kesimini vurdu. Ancak bu gerçek tartışılmıyor ve  geçmişin kalıntısı olan paradigmalar ve ezberlerle düşünülüyor. 

Bu konuyu biraz açmak ve bu kesimde yer alan birisi olarak bazı tespitlerimi sizinle paylaşmak isterim.  

2001 KİRİZİ İLE DURUM DEĞİŞTİ

Türkiye kapitalizminin gelişme dönemlerinde, eğitimli iş gücününde çok düşük olduğu yıllarda üniversite mezunu olmak nerdeyse sınıf atlamak anlamına geliyordu. Özellikle iyi bir üniversiteyi bitirip birde yabancı dil bilen birisi, ülke ortalamasının çok üzerinde şartlarda çalışma ve yaşam imkanlarına kavuşuyordu. Henüz sermayenin tekelcileşmesi tamamlanmadığı için, nitelikli bir kafa emeğine sahip uzmanlar hiç sermayesiz ya da düşük sermayelerle kendi işlerini kurma imkanlarına sahip olabiliyorlardı. O yıllarda bütün aileler varını yoğunu çocuklarını okutmaya ayırıyor, çocukları hayatlarını kurtarsın diye her türlü fedakarlığı yapıyorlardı. Ancak bu devir 90’lı yıllarda bitti ve 2001 krizinden sonra tam tersi bir süreç başladı.

90’lı yılların sonuna kadar bir mühendis yeni işe başladığında 20 yıllık bir devlet memurundan daha fazla maaş alırdı. Ben 1995 yılında mezun olup ilk işe başladığımda 20 yıllık devlet memuru olan bir yakınımdan daha fazla maaşla işe başlamıştım. Bunu unutmuyorum çünkü yakınım “20 yıldır biz boşuna çalışmışız' demişti. Ancak o yıllardaki “okuyan insanların' sahip olduğu sınıf atlama imkanı toplumda yıllar süren bir yanılsama yaratmıştı. Bu yanılsama hala etkisini sürdürüyor.  

2001’de özellikle bankaların kriziden sonra nitelikli işgücü kitleler halinde işsiz kalınca ciddi bir yedek nitelikli-işçi ordusu oluştu ve şirketler bunu eğitimli çalışanların ücretlerini düşürmek için hemen fırsata çevirdiler. İnanılmaz bir hızla ve miktarda maaşlar düştü. Özel sektörün iş dünyasında bir anda dengeler değişti. Çalışanlar üzerinde işsizlik baskısı ve korkusu arttı. Özellikle ülkenin büyük şirketlerinde iyi şartlarda çalışanlar bir şekilde işten ayrıldıklarında bir daha iş bulmakta zorlandılar veya daha kötü şartlarda çalışacakları işler buldular. Bir tarihte  Türkiye’nin  büyük  şirketlerinden birinden  çıkarıldığımda bu süreci birebir can yakıcı bir şekilde yaşadım.

2 BİN 400 TL MAAŞ, 2 BİN 500 TL KİRA!

Bugün beyaz yakalı ya da eğitimli çalışanlar denilen kesimlerin sosyal konumları , çalışma şartları vb. artık çok sıkıntılı durumda. Tanıdığım  genç bir arkadaş iyi bir üniversitenin mühendislik bölümünden yeni mezun oldu ve global bir şirkette 2.400 TL maaşla  işe girdi. Bu arada ev kirası 2.500 TL. Bir ev arkadaşı olduğu için ve ailesinin desteği ile çalışmaya ve yaşamaya devam ediyor. Bugün kamu çalışanlarının maaşları özel sektörün çok üstünde. Basından takip ettiğim kadarı ile bir imam 3000TL, bir polis memuru 3.500 TL kazanırken iyi bir okulu bitirmiş bir mühendis, iyi bir şirkette çalışsa da  ancak 2400 TL kazanabiliyor. Yanlış anlaşılmasın kimsenin kazancında gözümüz yok, her işin kendine özgü zorlukları ve riskleri vardır. Bu nedenle mutlak maaşları karşılaştırmanın bir anlamı yok. 

Ancak, bu duruma şunu eklemek lazım: devlet memurlarının hayatlarının sonuna kadar iş güvencesi ile çalışırken özel sektör çalışanları her an işsizlikle karşı karşıyalar. Bu riskin karşılığı olarak dahi bir özel sektör çalışanı daha iyi maaş alması gerekmez mi? Ama gerçek durum öyle değil. Bir özel sektör çalışanı sudan sebeplerle  her an işini kaybedebilir. Yeni bir yönetici gelir personelini çıkarır, gecesini gündüzüne katarak  çalışır hedefleri tutturamadı diye işten çıkarılır, yöneticisi ile arası açılır işten çıkarılır vb. Bugün özel sektörde işsizlik korkusu ve kaygısı o kadar yaygındır ki anlatılamaz. Tanıdığım tüm arkadaşlarım antidepresan kullanıyor.

Sadece normal personellerin değil yönetici maaşlarıda düşüktür. Müdür seviyesinde yeni bir işe giren arkadaşlarım taş çatlasın 5-6 bin TL alabildiklerini söylüyorlar. Ki bunlar  alanında uzman ve çok deneyimli insanlar. Bir yönetici eğer uzun yıllar aynı şirkette çalıştıysa ancak 10 bin TL ve üzeri maaşları görebilirler. Çoğu bu seviyelere çıkamaz çünkü şirketler artık gençleşme adına kıdem tazminatı yükü artmadan çalışanlarını atma derdinde oluyorlar.

Özel sektörde eğitimli çalışanlar belki  kol emeği ile çalışan işçilerden daha fazla çalışıyorlar. Artan teknolojinin imkanı ile (bilgisayar, mobil telefon, internet) çalışanlar evlerinde de çalışmak zorunda kalıyorlar. 10 yıl öncesine kadar akşam 18:00’de işten çıkınca işi unuturken şimdi bu mümkün değil. İşsizlik korkusu ve  işini sürdürebilmek için sürekli yüksek performans gösterme zorunluluğu zaten mesai kavramını yok etmiş durumda. 

FABRİKA İŞÇİSİ MESAİ ALIYOR PEKİ YA BEYAZ YAKALI?

Fabrika işçileri fazla mesailerini alırken beyaz yakalılar bunu telaffuz dahi edemezler. Akşamları ve hafta sonlarıda çalışmaya devam ederler. Ben yabancı bir şirketin satış bölümünde çalışırken yöneticilerimiz bize akşam 18:00’den önce mail attığınızı görmeyeceğiz, akşama kadar sahada olacaksınız, bilgisayar çalışmasını akşam yapacaksınız derlerdi. 

Ayda 5000 kilometrenin altında olmayan bir seyahat temposu ile çalışır üstüne yıl sonu satış toplantılarında fırça yer ve hedefleri tutturamazsak işten atılmakla tehdit edilirdik. Ve bizler işimizi kaybetme ve benzeri bir iş bulamama korkusu ile sesimizi çıkaramazdık. (bu arada ücretimizde ortalama bir devlet memuru maaşı kadardı) Gerçi ben buna 4 yıl dayanabildim ve sonunda herşeyi göze aldım ve ayrıldım. Ama bir daha, 4 yıl aynı şirkette çalıştığım bir işim olmadı.

Özellikle belli departmanlarda (pazarlama,satış) gibi çalışanlar bıktırıcı ve yıldırıcı şartlarda çalışırlar. Bu bölümlerde çalışanların performansları kendilerinden ziyade genel pazar ve rekabet şartlarında belirlenir ama bu bir şeyi değiştirmez. Onlardan hedefleri tutturmaları beklenir. Personel ne kadar yoğun, samimi, gayretli ve dürüst çalışırsa çalışsın hedefini tutturamazsa işini kaybedeceğini bilir. İşsizlik 'Demokles'in kılıcı' gibi bu insanların üzerinde sürekli sallanır. Uzun yıllar bu işleri yapan insanların ne kadar sağlıklı olduğu da tartışılır.

BEYAZ YAKALILAR YAŞ TEHDİTİ ALTINDA

Eğitimli çalışanlar için ciddi bir tehditte 40 yaşın üzerinde artık yeni bir işe girme imkanının azalmasıdır. 40 yaş seviyesinde işsiz kalmış birine özel sektör yaşlı muamelesi yapıyor ve genelde işe almıyorlar. Ben 42 yaşında işsiz kalınca iş bulamadım ve bir B planı olarak danışmanlık yapmaya başladım. Bugün Linkedin  40 yaş üstü olupta iş bulamayan insanların hayal kırıklıkları ve öfkelerini içeren hikayelerle doludur.

Önemli bir konuda emeklilik ve emeklilik maaşları. Kendi adıma son bir kaç yıldır 'freelance' (serbest) çalışıyorum ve sosyal güvencem yok. Emekliliğe hak kazanmak üzereyim ancak fiili emeklilik için bir 6-7 yıl daha yıl bekleyeceğim. Şu dört yılda ancak ailemin günlük hayatını idame ettirecek kadar kazanabildim. SGK, Bağkur vs ödeyemedim. Şu anda sağlık sigortasından faydalanamıyorum ve üstüne birde devlet beni borçlandırmaya devam ediyor. 

Benim yaptığım türden işler masrafların çok düzenli ama gelirin o kadar da düzenli olmadığı  bir iştir. Ve bunun sonuçlarını yaşıyorum. Bu memlekette şu anda böyle binlerce insan var. Ve 20 yıl, 30 yıl çalışıp emekli olan insanlar bugünkü şartlarda taş çatlasın 3000 tl emekli maaşı alıyorlar. 25 yılın 15 yılını yönetici seviyesinde ve hep en üst sigorta seviyesinde çalışmış bir arkadaşım geçen yıl emekli olduğunda 2500 tl maaş almaya başlamıştı. Bu maaşla geçinmek ve yaşamak ne kadar mümkün…

DRAMLAR BİR BİRİYLE YARIŞIYOR

Ülkemizdeki işsizlik mevzusu yakıcı bir şekilde gündemde. Devletin verdiği rakamlar yönlendirilmiş gerçek dışı rakamlar. Bunları geçip, gerçek işsizlik hikayeleri için sosyal medyaya bakmak yeterli. Şu son yıllarda nitelikli işgücünde işsizlik oranı önceki yıllarla kıyaslanamayacak düzeyde arttı. İnsanlar 15-20 yıl çalışmış, yöneticilik yapmış ve bir şekilde işsiz kalmışlar ama işsizlik süreleri  bir yıla yaklaşıyor artık. Ve bu insanlar çoluk çocuk sahibi olan aile geçindiren insanlar. 90’lı yıllarda değil kalifiye işgücünün işsiz kalması yeni mezunlar bile rahatlıkla iş bulabiliyordu. 2000’li yıllarda işsiz kalma ihtimali artmaya ve işsizlik süreleri uzamaya başladı. 2010’lu yıllarda ise kronik bir hal aldı. Özel sektör bu seyirde giderken şimdi buna birde kamu çalışanlarının işsizliği eklendi. 15 temmuzdan sonra binlerce memur sokağa atıldı ve bunun nasıl bir sonuç yaratacağı bilinmez durumda. Memleket insani dramların birbiri ile yarıştığı bir arenaya döndü sanki. 

BU ÇARESİZLİĞİ YAŞAMAK ZORUNDA MIYIZ?

Bundan bir kaç yıl önce bana bir cv (özgeçmiş)  geldi. CV’nin sahibi olan arkadaş uzun yıllar yöneticilik yapmış ancak son bir yıldır işsiz durumda idi ve küçük bir çocuğu ağır bir hastalıkla mücadele ediyordu. O arkadaş aylar süren işsizliği içinde birde çocuğunun tedavisini sürdürme mücadelesi veriyordu. Kontakta olduğum herkesle bu CV’I paylaştım, bazı şirket yöneticileri ve sahiplerini birebir aradım. Ancak bunun bile bir faydası olmadı biliyor musunuz? İnsanlar ilgisiz kalmadılar, destek olmaya çalıştılar ancak böyle bir çabamdan dahi sonuç alamadım. O küçük çocuğa  yardımcı olamadım diye çok üzülmüştüm. Böyle bir çaresizliği bu ülke insanı yaşamak zorunda mı?  

Özel sektörde herkes böyle mi? Değil tabii ki, çok küçük ve mutlu bir azınlık da var. Ancak bu kesimde genel durumu yansıtmaz ve her an işlerini kaybetme riski onlarıda beklemektedir. Üniversite mezunu sayısındaki sürekli artış, ekonominin her yıl iş gücüne katılan mezunları istihdam edememesi vb. bu kesimler üzerindeki basıncıda arttırıyor. Bu mutlu azınlığın gittikçe daraldığını söyleyebiliriz.

TÜRKİYE KAPİTALİZMİ KOL VE KAFA EMEKÇİSİNE ARTIK BİR ŞEY VAAT ETMİYOR 

Ben Türkiye kapitalizminin milyonlarca kafa ve kol emekçisine artık bir şey vaat etmediğini, edemediğini görüyorum. Çok ciddi bir gelecek sorunu, yaşamlarını ve çocuklarının yaşamlarını güvence altına alma sorunu var. Kapitalizm en vahşi şekilde işliyor, düşene kimse bakmıyor baksanız bile elinizden bir şey gelmiyor (en az on işsiz insana elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım ve ancak hiç birine doğru dürüst bir faydam olmadı). Aslında şu anda eğitimli, nitelikli emek sahibi olanlarda dahil, milyonlarca insan çaresizlik içinde. AKP döneminde yaşanan refah sözde bir refah, borçlanma ve kredi imkanlarının gelişmesi, gelecekteki gelirlerin ipotek altına alınarak sağlanan bir refah. Yoksa reel gelir seviyelerinde herhangi bir artış yok. Üstelik eğitimli çalışanlar AKP döneminde en kötü dönemlerini yaşadılar. İktidar eğitimli kesimlere karşı bilinçli veya bilinçsiz bir tavır aldı. Şu anda çevremde tanıdığım insanların hepsinde bir iş ve gelir sorunu var. İş temaslarımda gördüğüm bir şey AKP ile bir şekilde teması olanlar devlet kaynaklarını az veya çok kullanabiliyorlar. Ama cumhuriyetçi, Atatürkçü, solcu, demokrat insanlar tabiri caizse aç geziyorlar. İnanın o kadar çalışmasına, mücadele etmesine ve gayretine rağmen iş ve gelir probleminden insanlar kurtulamıyorlar. Eğitim seviyesi yükseldikçe ve yaş ilerledikçe bu tür problemler artıyor.

Ben Türkiye’nin çok yakın bir dönemde çok ciddi bir kırılma yaşayacağını görüyorum. Bunun mevcut iktidardan bağımsız olarak sosyal ve ekonomik nedenlerle olacağınıda düşünüyorum. İktidarın  gerici politikaları ülkeyi boğuyor acı çektiriyor ama bunun da ötesinde ciddi ve yakıcı bir sorun alttan alta kaynıyor. Bunların bir sonucu olacaktır.

EMEKLİ OLABİLECEK MİYİZ?

Şaka gibi ama kendi adıma ve tanıdığım insanlar adına şunu düşünüyorum. Biz emekli olabilecek miyiz? Çocuklarımızı büyütüp, okutabilecek miyiz? Yaşlılık geldiğinde kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek miyiz? Emin olun bu üç sorunun cevabının olumlu olabileceğini şu anda göremiyorum. Biz dediğim insanlarda 40 yaş üstü, nitelikli işgücü sahibi olan, deneyimli, kalifiye, mesleki uzmanlıkları olan insanlar.

Ayrıca şunu eklemek isterim. Şu an öyle bir dönemden geçiyoruz ki özel arkadaşlıklarımız ve iş ilişkilerimizde bir araya geldiğimiz insanlarla  görüşmelerimizde söz en fazla 10 dk.da ülkenin durumuna ve iş hayatının,  ekonominin sıkıntılarına geliyor. Özellike 24 Kasım’da Rus uçağının düşürülmesinden sonra herkes şunu gördü: Ülke durduk yere bir savaşa girebilir. Abartmadan söyleyeyim tam 12 aydır iş dünyasının tadı kaçmış durumda. Kimsede iş yapmanın heyecanı ve keyfi yok. İnsanlar değil ayları bir hafta sonra ne olacağını kestiremiyorlar. Bu nedenle planlar, projeler erteleniyor, aksıyor vb.  Bu süreç devam ederken üzerine gelen 15 Temmuz ve sonra Irak ve Suriye’deki süreçlerde iktidarın sürekli tansiyonu yükselten tutumları iş dünyasının aktörleri üzerinde hep negatif etkide bulundu. İş dünyasının sesi soluğu çıkmıyor ama yüreğide ağzında olup bitenleri izliyor. Yirmibeş yıla yaklaşan çalışma hayatımda daha önce hiç böyle bir dönem yaşamadım.

Son olarak şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir; İktidar uyguladığı bütün politikalar ile Türkiye kapitalizminin gelişmesinin önündeki en büyük engel durumunda. Bütün ideolojik argümanları bir kenara bıraksak dahi dünyanın en büyük yirmi ekonomisinden biri olan, küresel ekonomi ile tam entegre olmuş Türkiye kapitalizmi iktidarın kurmak istediği rejim ile yönetilemez. Petrol, doğalgaz gibi doğal kaynaklara sahip olmayan bu ülkenin ve toplumun fiziksel varlığını sürdürmesi  kapitalist ekonominin  yaşaması ve çalışması ile mümkündür. Yetmiş milyonluk bir nüfus ve gelişmiş bir sosyal ve ekonomik sisteme sahip olan Türkiye’nin tek adam rejimini taşıyabileceğini sanmıyorum. Bunun için kurumsal bir devlet sistemi ve düzeni gerekir. Bugün bir patron şirketi bile belli bir ölçeği geçtiğinde tek adam olan patronun kabiliyetleri ile yönetilemez olur. İşletmecilikte bu nedenle “kurumsallaşma' konuları hep moda olmuştur. Boşuna değildir. Yüz milyon TL’i geçen bir şirket dahi bir tek adam (patron) tarafından yönetilemezken sekizyüz milyar TL’lik bir ülke mi yönetilecek? Güldürmesinler adamı… Komik ve rezil oluyorlar. 

Cumhuriyet Türkiyesi eksiği ve gediği ile bu ülkenin ihtiyacı olan bir kurumsal devlet organizasyonunu kurmuştu. Bugün bunun parçalamanın eşiğindeler. Ancak, gerçek anlamda başarılı olacaklarına inanmıyorum. Her sistem kendi varlığını devam ettirmek ister ve bunu tehdit eden faktörlere karşı koyacak unsurları kendi bünyesinde taşır ve çıkarır. Şu an bu süreci yaşıyoruz ve hep beraber göreceğiz.     

Ahmet Şener
Yönetim Danışmanı

İlgili Haberler

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri

ABC Forum

'Hesap vereceksin tetikçi Küçük'

ABC Forum

Şuraya Bir 'Afrin' Çizelim - “Bordo Bereliler 2 Afrin'

ABC Forum

Zübükler…

ABC Forum

Kadınlar Günü...

ABC Forum

Bir Toplumsal Fenomen Olarak; Müslüm Gürses