darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

'Piyasalara saldırının en büyüğü geliyor'

Abdulkadir Selvi'den Brunson iddiası

Erdoğan'ı istifaya davet etti

'CHP'de uzlaşı sağlandı, kurultay talebi ertelendi'

Canlı yayında ilginç 'dolar' kavgası: Ben sizinle aynı gemide değilim

Bir soygunun hikayesi: GSS

Bir siyaset bilimci olarak yetkin olmadığım alanlarda yazmak, çizmek ve hatta düşünmekten uzak durmuşumdur yıllardır. Fakat bu duruma istisna getirebileceğim ve bu ülkede hiç kimsenin, siyasetçisinden gazetecisine, sivil toplum kuruluşlarından, kanaat önderlerine hiç kimsenin bahsetmediği veya bahsetmekten imtina ettiği bir konuda yazmak istiyorum. 2012 yılında Türkiye’deki bütün vatandaşların sağlık hizmetlerinden yararlanacağı iddiasıyla, Yeşil Kart’ın yerine getirilen 'Genel Sağlık Sigortası’ (GSS) sisteminden bahsediyorum. Bu sisteme göre, 25 yaşını doldurmuş ve sosyal güvencesi olmayan yani doğru bir tabirle işsiz olan her vatandaş, bağlı bulundukları kaymakamlıklara gidip burada gelir testi yaptırıp bu testin sonucuna göre primini ödeyerek sağlık hizmetlerinden yararlanmaya devam ediyor. Başta kulağa hoş gelse de ilk garabetlik tanımın kendisinde. Zira devlet, 'işsiz’ olan yani herhangi bir yerden geliri olmayan vatandaştan sağlık hizmetleri için prim ödemesini istiyor. Sistemin yılmaz savunucuları aslında bu primin olmadığını, geliri olmayan insanların bunu gelir testinde belgelemeleri ile sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabileceğini söylemekte yıllardır. Fakat kazın ayağı öyle değil, gelin birlikte bakalım bu sistemin daha doğru bir ifadeyle bu soygunun hikayesine…
 

Sistemi herkesin anlayacağı şekilde özetlemeye çalışalım. 25 yaşını doldurmuş bir erkek öğrenci veya üniversiteyi bitirmiş bir işsiz genç düşünelim. Kendisi 25 yaşını doldurmasına müteakip bağlı bulunduğu kaymakamlığın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nca yapılan gelir testine giriyor. İlk garabet burada, zira bu testi yapanlar için bu vatandaş 1 kişi değil! Yani bu vatandaşın gelirini hesaplarken yaşamış olduğu evde anne-babası veya başka kişilerin gelirleri hesaplanıyor. Yani annesi babası çalışan bir evde yaşayan bir gencin şu anki sistemde 'ücretsiz’ hizmetten yararlanması mümkün değil. Zira devletimiz bu gence 'sen işsiz değilsin, anne baba parası yiyen bir parazitsin’ muamelesi ile davranıyor. Bu bağlamda ailesinin gelir derecesine göre 50-150 TL arası bir prim ödemek zorunda kalıyor bu vatandaş. Suçu mu ne diye sorabilirsiniz; suçu hem işsiz olmak, hem 25 yaşını doldurmak üstüne üstlük anne-baba parası yemek! bu uygulamayı hayata geçirenlere göre.

 

Bu ortada var olan garabetliğin sadece görünen yüzü. Zira rakamlara bakarsak inanılmaz büyük bir çarpıklığı da rahatlıkla görebiliyoruz. Çoğu işsizlerden oluşan yaklaşık 7 milyon kişiye prim borcu çıkarıldı. Bu borcun tahsili için kısa zaman aralıklarıyla sürekli vergi veya faiz affı çıkartan iktidarın, 30 Eylül 2015 günü sona eren affına sadece 304 bin kişi, gelir testine ise 400 bin kişi başvurdu. Bu aftan istediğini alamayan siyasi iktidar benzer şekilde 2017’de yeni bir af daha çıkardı. O affa göre ise, 30 Nisan 2017 öncesinde var olan GSS prim borçlarının faizleri silindi, üstelik gelir testi yaptırmayan vatandaşların ödemesi gereken 213 TL’lik prim ücreti 53 TL’ye düşürüldü. Bütün borçların son ödeme tarihi de 30 Nisan 2018’e çekildi. Peki istenilen verim alındı mı? Cevabımız hayır, hali hazırda borcunu ödeyemeyen milyonlardan bahsediyoruz. Üstelik borcunu 30 Nisan 2018’de ödemeyen milyonlarca vatandaş, geçmişe yönelik borçlarının faizi ile birlikte borçlarının katlandığını görüyor bugünlerde.Neticede, af için başvurmayan ve gelir testine girmeyen milyonlarca prim borçlusuna hastane kapısı hali hazırda kapalı.

 

Diyeceksiniz ki vatandaş bilinçli olarak bir direniş mi gösteriyor? Elbette hayır zira bu 7 milyonun büyük bir çoğunluğu 2000-3000 liraya yaklaşan borçlarının farkında bile değil. Yine özetleyelim, okulunu yeni bitirmiş iş arayan ve bu arada 25 yaşını doldurmuş bir genç eğer bahse konu sistemden haberi yoksa doğal olarak gelir testine de başvurmuyor. Bu teste başvurmayan vatandaş için ise devletimiz her zamanki gibi çok vicdanlı! davranıyor. Teste başvurmayan vatandaşa en yüksek prim baremi olan 53 TL’lik borcu yansıtıyor. Bu borç ise her ay faizlerle birlikte katlanırken, bahse konu vatandaş olası bir sağlık sorununda hastane kapısına gittiği zaman yetkililerden 'borcunuz var, hizmet alamazsınız’ uyarısını duyuyor ve bahse konu mevzudan haberi olmaya başlıyor. İşte bu şekilde borcundan habersiz ve şu anda sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak olan milyonlarca insan var bu ülkede. Ve ne yazıktır ki, bu çarpıklıktan bahseden hiç kimseyi göremiyoruz.

 

2015 seçimleri öncesinde iktidar partisinin bazı reklamlarında görmüşsünüzdür istediği eczaneden istediği ilacı alan insanları. Ama şu anda Türkiye’de milyonlarca işsiz vatandaş eczaneden istediği ilacı katkı payı ödemeden alma şansına sahip değil. Üniversiteden yeni mezun olmuş genç işsizler veya askerden yeni dönüş gençler bu borcun farkında bile değilken, farkında olan bir avuç insandan sağlık hizmeti adı altında bu primin alınması en hafif tabirle 'devlet eliyle soygundur’. GSS adı altındaki bu garabetin kaldırılması hususunda ise sadece iktidar partisi değil muhalefet partileri de büyük bir sessizlik içerisindedir.
 

2015 seçimleri öncesinde sadece CHP bu garabeti ortadan kaldıracağını beyannamesine koymuş olmasına rağmen, CHP’den bile bu rezilliği kamuoyu gündemine taşıyan bir siyasetçi göremedik. Şimdi yeniden seçim sürecine girdiğimiz bugünlerde ise bütün muhalif siyasi partiler; öğrenim kredisi borçlarının silinmesinden tutun da, batık kredi kartı borçlarının affedilmesine kadar geniş bir skaladan vaatlerini sıralarken, hali hazırda bir Allah’ın kulu muhalif siyasetçi veya aday çıkıp 'bu garabeti yok edeceğiz’ diyemedi. Daha önceki aflardan istediğini alamayan siyasi iktidar bile son geniş vergi affı paketine GSS’yi dahil bile etmedi. Böylesi bir soygunun iktidar ve muhalefet tarafından böylesine izleniyor oluşunu gördükçe kendi adıma utanıyorum! O muhalif vekiller veya siyasetçiler veyahutta onların o çok bilen! danışmanları bu satırları okur ise, belki utanma duyguları akıllarına gelir de bu soygun hakkında iki kelam edebilirler...

 

İlgili Haberler

ABC Kritik

Fikret Başkaya | 'Ezilen halkların aydını': Samir Amin

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof.Dr Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

Nejla Kurul | Kötülük çoğalıyor, İyi'yi büyütmenin zamanı

ABC Kritik

ABC Kritik | İbrahim Utku Nar | CHP için başka bir yol mümkün mü?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Nejla Kurul | Güzellik Direnişte: Flormar İşçilerinin İyilik Hikâyesi

ABC Kritik

Fikret Başkaya | Ne ile cebelleştiğini bilmek!

ABC Kritik

Mustafa İlker Gürkan | CHP ve politikaları üzerine tezler

ABC Kritik

Hürriyet Yaşar | CHP'de önderlik sorunu olmak ve yapmak ayrımı -1

ABC Kritik

Prof. Dr. Nejla Kurul | Her ağaç tek başına ve ayakta mı ölür?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | CEHALET

ABC Kritik

ABC Kritik | Ali Şimşek | PKD: Uzaydaki Dışlanmışlara Övgü

ABC Kritik

Aziz Nesin'de vatan haini aramak