", "author": { "@type": "Person", "name": "www.abcgazetesi.com" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "www.abcgazetesi.com", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://cdn-photo.pivol.com/16396/imgs/190420181810218089950.png", "width": 152, "height": 55 } } }

darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

Kriz kapıda: Vatandaşı işsizlik ve aşsızlık bekliyor!

AKP'liler arasında 'havlama' polemiği

ABD Büyükelçiliğine saldıranların fotoğrafları ortaya çıktı

HDP'de dikkat çeken istifa: Parti içinde oligarşik bir yapı oluştu

'Ankesörlü telefon' operasyonlarına ilişkin dikkat çeken yazı: Diğer ucunda kim var?

Bir yıldır parasını alamayan sinema emekçileri isyanda: Cem Yılmaz da bu yazıyı okuyacak mı?

Ali Rıza Özkan 

Soruyu dolaştırmadan soralım: Cem Yılmaz’ın oynadığı bir film zarar eder mi? Ya da, adının marka olduğu iddia edilen, 'marka nasıl oluşur’ konusunda konuşmalar yapan, reklam sektöründe en pahalı “isim' olan birisinin ismi zarar eden bir filmle birlikte anılırsa bu ne anlama gelir?

Evet, bazı okuyucularımın hemen tahmin ettiği gibi, sözü 'İftarlık Gazoz’ filmine getireceğim. Box Office Türkiye’nin verdiği bilgilere göre, 1 milyon 29 bin 897 seyircisi ile halen yılın en iyi iş yapan 10. filmi sırasında gösterilen 'İftarlık Gazoz’un toplam gişe getirisi ise, 12 milyon 311 bin 425 TL. Şimdi soruyu tekrarlayalım: 12 milyon 3 yüz bin kazanan, 1 milyon seyircisi olan bir film nasıl ve niçin zarar eder?

 Elbette, yapımcıların kazancında gözümüz yok. Daha çok kazanmalarını isteriz. Yapımcının kazanması demek, bir anlamda Türk sinemasının kazanması demektir. Ancak, bu kadar kazandıktan sonra, zarar ettim gerekçesiyle o filme terini, birikimini akıtmış insanların ödemesi yapılmıyorsa, işte o zaman bu konu bizim de meselemiz olur.

Haftalardır, çalışanların kendilerine verilen sözlerin tutulacağına dair umutlarını yitirmemiş olmaları ve benim de onların beklentilerine saygı göstermem nedeniyle bu yazıyı erteledim. Emekçi insanların umutlarına saygı göstermeyi bilirim. Ama, ortağın birisi filmin ilk tanıtım çalışmalarından itibaren işin içerisinde, tüm yazışmalarda kendisinin ve firmasının ismi en önde, filmin içerisinde, afişlerde vs. filmin 3 yapımcı ortaklarından birisi olarak gözüktüğü halde, 1 yıldır emeğinin karşılığını alamayan insanlara “bu filmin ne yazılı sözleşmesinde ne de sözlü olarak, finansmanı ile en ufak alakası olmayan biriyim' diye karşılık veriyorsa, filmin hem yönetmeni ve hem de senaristi olan diğer ortak “ben de mağdurum, beraber basın açıklaması yapalım' diyorsa ve üçüncü ortak hiç ortalıkta gözükmüyorsa, bu durumda bir şeylerin ters gittiğini, aylardır alacaklarını bekleyen sinema emekçilerine birilerinin doğruları söylemediğini düşünebiliriz.

unnamed-077.jpg

'İftarlık Gazoz’ filmini 3 ortağı var. Elbette, resmi belgelere ne yazıldı, bunu bilmemiz mümkün değil. Ancak, örneğin 4 Eylül 2015 tarihinde bizzat Elif Dağdeviren’in şirketi EDGE Yapım tarafından dağıtılan basın bültenine göre, filmin yapımcıları Muzaffer Yıldırım, Elif Dağdeviren, Yüksel Aksu. Filmin resmi internet siteleri olarak ise, www.iftarlikgazoz.com yanında www.edgeccf.com adresi de gösterilmiş. Bu site bizzat Elif Dağdeviren’in resmi şirket sitesi. Bu bilgiler, benim tespitlerime göre, yayınlanan tem 34 basın bülteninde teyit edilmiş. 15 numaralı basın bülteninden örnek vereyim: “Muzaffer Yıldırım/NuLook, Elif Dağdeviren/EDGE CCF ve TEKE Film ortak yapımcılığında çekilen İFTARLIK GAZOZ, 29 Ocak Cuma günü vizyona giriyor.' Peki, bu kadar alenileşmiş bir bilgi nasıl inkâr edilebilir? Ben size söyleyeyim: Emekçilerin alın terine el koymaya karar verdiğiniz zaman! Şu anda Elif Dağdeviren’in sitesinde 'İftarlık Gazoz’ filmiyle kendilerini ilişki içerisinde gösterecek tüm bilgiler “temizlenmiş' durumda olduğunu da ekleyeyim.

Filmin çekildiği mekan olan Muğla’nın Ula ilçesindeki esnaflardan tutun, kuru temizlemeci, post-prodüksiyon, kostümcü, sanat ekibi ve yapım ekibine varıncaya kadar herkesin ödemesi yapılmadığı halde, bir film nasıl zarar eder?

Gene, Elif Dağdeviren’e kulak verelim. Dağdeviren’e göre 'İftarlık Gazoz’ “ciddi zarar etmiş bir film'! Üstelik, Elif hanıma göre “Kanal filmi satın almaktan vaz geçti, zarar miktarı daha da büyüdü.'

Televizyon kanalına satılamayan bir filmin zararı nasıl “büyüyor', bunun cevabı büyük matematik bilginlerini de zorlayacak bir soru. O nedenle geçelim. Ancak, çalışanlarının ödemesi yapılmadan bir filmin zarar etmesi, üstelik 12 milyon 300 bin gişe getirisinin olduğu durumda, kimseye satılamayacak bir “hikâye'. Alacaklı emekçilerin bana anlattığı ve mantıklı gelen hikâye ise, ortakların aralarında filmin maliyeti konusunda anlaşmazlığa düştükleri ve o nedenle de çalışanların mağdur oldukları. Ancak, bu ortakların kendi kişisel sorunudur. Bu nedenle emekçi insanların mağdur edilmesi, kelimenin tam anlamıyla insafsızlıktır.

unnamed-(3)-029.jpg

Buradan, sinema dağıtım söktörünü kendi elleriyle biçimlendiren, yeni ve işleyen bir sistem getiren Muzaffer Yıldırım’a ve Elif Dağdeviren’e seslenmek istiyorum. İnsanları aylardır mağdur ettiğiniz yeter. Sektörü kendi sorunlarınız yüzünden daha fazla üzmeyin.

Yüksel Aksu filmin senaristi ve yönetmeni olarak yaratıcı emeğini koyan kişidir. O nedenle, üçüncü ortak olmakla birlikte, onu dışarıda tuttum. Ancak, kendisinden de tüm çalışanların beklentisini aktarmak isterim. O da, kenarda izleyen değil, sorun çözücü müdahaleci olmasıdır.

Gelelim yazının başındaki sorumuza, tüm bu olanlarla Cem Yılmaz’ın ne ilgisi var? Eğer, Elif Dağdeviren ve Muzaffer Yıldırım kendi anlaşmazlıklarını çalışanları mağdur ederek çözme (me) konusunda ısrar ederlerse, bu durumdan süreç içerisinde zararlı çıkacak olan Cem Yılmaz’dır. O nedenle, çalışanların bir beklentisi de, Cem Yılmaz’ın bu sorunun çözümünde aracı olmasıdır.

unnamed-(4)-025.jpg

Türk sineması son 20 yıl içerisinde büyük bir atılım yaptı. Dünyada kendine yeterlik rasyosu en yüksek 3 ülkeden birisi haline geldi. Yerli film tercihi seyirci bazında % 60’ı geçti. Hem de, her zamanki gibi, sadece seyircisinin desteği ile. Bu durumu göz bebeğimiz gibi korumamız ve daha da ileriye taşımaya çabalamamız gerekirken, film sektörünün kapitalist çekişmelere kurban edilmesine seyirci kalamazdım. Bu yazıyı yazmamın temel gerekçesi budur. Umarım, Elif Dağdeviren ve Muzaffer Yıldırım da, sinemanın paradan önce geldiği konusunda bizimle hem fikir davranmaya karar verirler.

 

İlgili Haberler

Kültür Sanat

Antalya Film Festivali'nin afişi belli oldu

Kültür Sanat

Hayko Cepkin, dünyada bir ilki gerçekleştirecek

Kültür Sanat

Cem Karaca'ya saygı konseri

Kültür Sanat

Şişko Nuri'nin cenazesinde büyük vefasızlık!

Kültür Sanat

50 bin toplu iğne ile hayat bulan tablolar

Kültür Sanat

Edremit'te, Enis Berberoğlu ve Eren Erdem'le dayanışma

Kültür Sanat

Ara Güler Müzesi açıldı

Kültür Sanat

Yeşilçam'ın 'Şişko Nuri'si yoğun bakımda

Kültür Sanat

Türkiye'nin Oscar adayı belli oldu

Kültür Sanat

Çankırı'da 8.5 milyon yıllık gergedan fosili bulundu

Kültür Sanat

Bu hafta 9 film vizyona girecek

Kültür Sanat

Edremit Kitap Fuarı'nda 'Komünist Başkan' izdihamı…