darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Madımak Katliamı ve Alevi tarihi

02.07.2017 10:19

Alevi inancı Anadolunun ve Dünyanın tartışmasız en eski inanç ve değerler sistemlerinden birisidir. Evrene, Dünyaya ve özellikle insana olan bakış farklılığı ile diğer inanç sistemlerinden farklıdır. Alevilik insanı merkeze alan bir bakış açısına sahiptir. İnsan yaşamında var olan siyasal, kültürel, toplumsal her türde ihtiyaca cevap vermeye çalışan bir özgünlüğü vardır. Her şey insan içindir. Onun mutluluğu esastır. Kaderci değildir. Hakkın insanda odaklandığını, dolayısıyla tüm dünyevi olanın insanla bağlı olduğunu savlar. Batıl inançlar, korkular üzerine inşa edilen bir inanç sistemini reddeder. Etnik köken, ülke farklılıkları, kültürel farklar büyük önem taşımaz. Bin yıllar boyunca bildiğimiz Luvilerden, Hititlere, Rumlardan, Boşnaklara, Fransızlardan, Bulgarlara, Kürtlerden Türklere kadar onlarca etnik kökenden insan Alevi inancı ve kültürü içerisinde birlikte yaşamışlardır. Bu kültür ve inanç sistemi binlerce yıldır bu kadim topraklar üzerinde yaşamaya, ayakta kalmaya çalışmaktadır.
İnsani olmayan, insanın doğası dışında olan hiç bir bakış açısını, uygulamayı doğru görmez ve de kabullenmez. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk olduğunda masumun, haksızlığa, zulme uğrayanın yanında yer alır. Bu hümanist, baskı ve şiddete karşı doğası gereği egemenlerce tarihinin her döneminde baskı görmüşlerdir. Bu durum binlerce yıldır sürmektedir. Özellikle Anadoludaki Roma uygarlığı döneminden itibaren, sonrasında Bizans döneminde Alevi toplulukları üzerindeki baskılar ağırlaşarak toplu katliamlara, yok etmelere ve toplu sürgünlere dönüşmeye başlamıştır. Bu dönemlerde yüz binlerce Alevi yok edilmiş, daha büyük bir kısmı bugünkü Balkanlara ve Avrupaya sürülmüşlerdir. Bu durum sünni müslümanların Anadolu topraklarındaki hakimiyeti döneminde de aynen devam etti. Bu durum hala devam ediyor.

Aynı mezalim gittikleri yerlerde de peşlerini bırakmamıştır Alevilerin. Ortaya Avrupasında kilise eliyle oluşturulan "Engizisyon mahkemelerinde" yargılananların çoğunluğunun bu sürgüne gönderilen Aleviler oldukları artık biliniyor. Bir önemli nokta daha var. Aleviler şiddetin dayanılmaz boyutlara geldiği andan itibaren yaşamlarını korumak için kendilerini olduklarından farklı göstererek inançlarındaki önemli gördükleri, sır olarak kabul ettikleri "gizlerini" koruma adına görünür de farklı dinlere mensupmuşlar gibi davranmak zorunda kalmışlardır. Yüz yıllar boyunca inanç önderlerini ya bir Derviş ya da papaz olarak görürüz. Zaman zaman devlet oluşumu kurdukları yada kurulmakta olan devlete destek verdikleri görülür Alevilerin. Osmanlı devleti bunlardan biridir.
Tarihi gerçekleri iyi irdelediğimizde Alevilerin desteği olmadığında bu devletin tutunamayacağı net bir şekilde görülecektir. Fakat ne yazıkki bu ittifak uzun süreli olamamış, yine bilindik nedenlerle Osmanlının baskıcı yönü ortaya çıkmıştır.

Arguvan- Divriği" ve Danişmentler Alevi devletleri olarak kurulmuş, onlarca yıl iktidarlarını sürdürmüşlerdir. Ama bölgesel güçlerin işbirliği ile çabucak ortadan kaldırılırlar. Aleviler, nerede bir haksızlık, hukuksuzluk olduğunda masumun, haksızlığa, zulme uğrayanın, inançları gereği yanındayer alır. Bu hümanist, baskı ve şiddete karşı olan doğası gereği tarihlerinin her döneminde baskı, zulüm görmüşlerdir. Bu durum binlerce yıldır süre gelmiştir. Ve bu süreç sistematik olarak devam etmiştir ve bu günkü koşullarda farklı bir biçimde devam etmektedir. İnançları yok sayılmakta, inançlarının ve kültürlerinin gereği olan yapmaların gereken şeyleri özgürce yapamamaktadırlar, engellenmektedirler. Bu yanıyla 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı bir istisnai bir durum değildir. 34 canın, aydınımızın diri diri yakılması belleklerimizde yerini koruduğu için, hala içimizi yaktığı için, bu süreci tersine çevirmek için verilen mücadele içinde olduğumuz için özel bir anlam ifade etmektedir. Nitekim yakın Zaman öncede Maraşta, Çorumda da bunun örnekleri yaşandı.

Günümüzde Alevi sorunu ülkemizin en yakıcı sorunlarından biri. Tıpkı Kürt sorunu gibi. Tüm bu sorunların üzerinde demokratikleşme sorunu gibi. İçinde yaşadığımız bu dönemin bir gerçeği var; hiç bir sonun diğerlerinden bağımsız düşünülemiyor ve çözülemiyor. Bu bir toplumsal olgu. Demokratik hak ve özgürlükleri, demokrasiyi tüm kurul ve kuralları ile bu ülkeye getirmediğimiz, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiyeyi kuramadığımız müddetçe bu sorun tam olarak çözülemeyecek gibi gözüküyor. Son söz olarak şu söylenebilir.

1. Alevi tarihi yeniden gözden geçirilmeli, tarihsel süreç içinde ( ağır baskı koşullarında) iç içe geçen doğru ile yanlış bilgiler yeni bir değerlendirmeye tabi tutulmalı.

2. Günümüz Alevileri yaşayarak çok şey öğrendiler. Gerek inanç noktasında, gerekse kültürel olarak üzerinde yükseltecekleri küçüksenmeyecek bir birikime sahipler.

3. Günümüz gerçeği, bu sorunun aynı zamanda birlikte verilecek bir demokratik mücadele ile sonuçlanabilir.

Eğitim