darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Zamanda Ortaçağ, Mekanda Ortadoğu

07.01.2017 11:34

Türkiye tarihsel bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşüm hayali bir geçmişin yüceltilmesine, Türkiyenin tarihsel aydınlanma ve çağdaşlaşma birikimini tersine çevirecek bir karşı devrim sürecine işaret ediyor. Sadece rejim değil; toplumsal ilişkiler, kamusal alan ve genel olarak yaşamın kendisi değişiyor.

Dönüşümün iki ekseni var. Zamansal olarak Ortaçağa, mekânsal olarak Ortadoğuya benziyoruz.

Bir yandan akla, bilime, özgür düşünceye, eleştirel-laik duruşa karşıtlıktan beslenen siyasal gericilik olarak Ortaçağlaşma; diğer yanda bombalarla, intihar saldırılarıyla gündelik yaşamı örselenmiş, korkunun hakim olduğu, ölümlerin, kayıpların birer sayıya dönüşüp normalleşmeye başladığı, sıradanlaşma tuzağının baskın hale geldiği Ortadoğululaşma.

2017nin geride kalan ilk haftasının yüzümüze acı şekilde vurduğu tokat bu iki olgudan bağımsız değil. Yılbaşı kutlaması sırasında onlarca insanın dinci bir terör örgütü tarafından rahatlıkla katledilmesi ve katilin aramızda elini kolunu sallayarak gezmesi birinci olgu; diğer taraftan Perşembe günü İzmirde gerçekleştirilen bombalı saldırı ikinci olgu. Reinadan İzmire değişmeyen bir gerçek var: Ortaçağlaşma ve Ortadoğululaşma tuzağındayız.

İzmir saldırısının gerçekleştiği gün Suriye Lazkiyede, Irak Bağdatta benzer terör saldırıları meydana geldi. İzmir, Lazkiye, Bağdat. Türkiye, Suriye, Irak. Aynı gün içinde dahil olduğumuz gündem halkası artık budur. Emperyalist müdahalelerle paramparça edilmiş, etnik ve mezhepsel savaşlarla yıkılmış yeni Ortadoğu gerçeği bombalı saldırılar, intihar saldırıları. Yöntem olarak değil sadece; vahşetin giderek sıradanlaşması, gündelik yaşamın parçası haline dönüşmesi, yaşamla ölüm arasındaki sınır çizgisinin görünmezleşmesi ve alışma duygusu. Emperyalizmin, taşeronlarının ve bu ülkelere sürdükleri cihatçı çeteciliğin sonucu bu: Yeni Ortadoğu ve şimdi ne yazık ki Yeni Ortadoğunun bir parçası olma riskiyle karşı karşıyayız.

ABD emperyal dış politika aklının görünür merkezlerine bakalım; Foreign Policy dergisinin 2017 yılında en fazla çatışma-şiddet dalgasına maruz kalması beklenen ülkeler sıralamasında Suriye-Iraktan sonra ikinci sıradayız. Yemenin, Afganistanın üstündeyiz. Türkiye, Suriye ve Irakın kaderiyle birleşti. Emperyalizm desteğiyle Büyük Ortadoğuya Ilımlı İslam ihraç etme modeli çöktü; şimdi Büyük Ortadoğunun radikal İslam ve başarısız devlet modeli Türkiyeye ihraç ediliyor. Görünen budur.

Türkiye, kaynağı ve nedenleri her ne olursa olsun, küme düşüyor. Bu küme düşüş; hukuku, güvenliği ve genel olarak devlet aygıtı çökmüş bir ülke görüntüsü veriyor. Terör saldırılarının hedefinde, gündelik yaşamın korkuyla şekillendiği ve acıların sıradanlaşmaya başladığı bir ülke. Ortadoğululaşma budur. 7 Haziran 2015ten bu yana, geride kalan bir buçuk yıllık süreçte terör saldırılarında 594 sivil, 555 asker ve 305 polis kaybettik. Toplamda 1454 kişi. Yazıyla bin dört yüz elli dört.

Ortadoğululaşma, bu terörün, şiddetin normalleşmesi ve karşısında hiç kimsenin çare üretmemesi, üretememesidir. Sabah evden çıkarken akşam eve sağ salim dönebilecek miyim? sorusunun yüzeye çıkmasıdır. Gündelik, kamusal ve sosyal yaşamın kalabalıklar korkusuna dönüşmesidir; atomizasyondur, kuşku, korku ve parçalanmış toplumsallıktır.

Diğer yanda ülkenin bir bölümünde terörün şehir savaşları stratejisine yönelmesi, karşısındaki sert güvenlikçi ittifakla birlikte yıkılan şehirler, terk edilen yerleşim yerleri görüntülerini bize de taşıdı. Neresi Halep, neresi Cizre ayırmak zorlaştı. Yeni Ortadoğululaşma, aynı zamanda bu ayrımı artık yapamamaktır. Ama en kötüsü, bu ayrımı yapamazken buradan çıkış yolunu arayamamak, karanlıkta kalmaktır. Bu nedenle yeni Ortadoğululaşmayı tamamlayan en önemli unsur Ortaçağlaşmadır.

Ortaçağlaşma

Ortaçağlaşma olgusu bir yanıyla Yeni Ortadoğululaşma (Iraklaşma, Suriyeleşme) tuzağının tamamlayıcısıdır; diğer yandan ideolojik ve sosyal düzeyde eski Ortadoğululaşma (Suudlaşma) olgusunun devamıdır. İki Ortadoğu düzleminde Ortaçağlaşma, hakim ideoloji ve siyasete dönüşmekte.

Ortaçağlaşma, Yeni Ortadoğululaşma tuzağının tamamlayıcısıdır, iki nedenle. Birincisi, karanlık, çıkışsızlık ve çaresizlik hissinin yerleşmesidir. Kanıksama, çıkış yaratamama ve kabullenmedir. Kant, Aydınlanma için aklını kullanma cesareti göster vuruculuğunda bir teşhis yapmıştı. Yeni Ortaçağlaşma, cesaretin ve aklın eşzamanlı yavaş ölümüdür.

Demokratik siyasal kanalların tıkanması, otokratik rejim ve bu ortamda şiddetin bizatihi kendisinin sözün, aklın, konuşmanın yerini alması; şiddetin siyasallaşmasıdır diğer yanıyla. Bugün her düzeyde, her alanda siyaset ve karşı siyaset imkanlarının rafa kaldırılması Ortaçağlaşmadır. Hukuksuzluk, keyfilik, yurttaşlık haklarının askıya alınması, herkesin kendi hukukunu kurmaya çalışması, linç, intikam ve kin duygularının terör, şiddet dalgası eşliğinde yayılması. Kimsenin kendisini güvende hissetmemesi. Ortaçağlaşma sadece ideolojik bir yapılanma, dincilik temelli bir dönüşüm değildir. Modern devletin çöküşü, herkesi eşitleyen hukuksal güvencelerin aşınması, kimlikler temelinde parçalanmadır. Bu resmi tamamlayan, meşrulaştıran, sorgulanmamasını garanti altına alansa dinci-gerici ideolojik-sosyal yapılanmadır.

Öyleyse Ortaçağlaşma, Yeni Ortadoğululaşma tuzağının tamamlayıcısıdır saptamasının ikinci nedenine gelelim. Yukarıda da belirttik; Yeni Ortadoğululaşma terörün, şiddetin gündelik hayatın parçası haline gelmesi; sosyal, kamusal yaşamın parçalanması ve atomizasyondur; devletsizleşmedir. Bu toplumsal parçalanma halini yeni bir sosyalleşme biçimine çeviren dinci örgütlenmelerdir. Yeni bir anlam dünyası, aidiyet ve güvenlik hissi, maddi ve manevi kalkınma vaadi etrafında yeni örgütlenme sahaları bulan, örgütlenme alanını genişleten yegane sosyalleşme biçimi tarikatlar, dinci yapılanmalar ve buralardan yayılan gericiliktir. Yurttaşlığın ölümünü, sosyal-kamusal yaşamın parçalanmasını yurttaşlık öncesi sosyallikler ve gerici yapılanmalar bütünlemektedir. Yazık ki bu olgu, gidişatı tersine çevirecek bir çağdaş çıkış yolu bulamazsak gelecek yıllarımızı belirleyecek. Sabahları erken vakitte işe, okula gitmek için uyandığımızda karşımızda bulduğumuz gerçek karanlığı bu karanlık olasılık tamamlamaktadır.

Öyleyse Yeni Ortadoğululaşmanın tamamlayıcısı olan Ortaçağlaşma olgusu, köklerini eski Ortadoğululaşmada, Suud tipi bir rejim ve ideolojik yapılanmada bulmaktadır. Eski Ortadoğu ile Yeni Ortadoğu; Suud gericiliği ile Irak ve Suriyeye hakim hale gelen, terörün, şiddetin esaretinde, dinci bir yapılanma olan IŞİD tarafından toprakları işgal altında, parçalanmış, çökmüş devlet görüntüsü birbiriyle bütünleşmeye başlamıştır ve birleşme sahnesi yine yazık ki ülkemiz, Türkiye olmaktadır. Tuzaktır, tehlikedir.

Ortaçağlaşma-Ortadoğululaşma Diyalektiği

Fakat Ortaçağlaşma-Ortadoğululaşma diyalektiği bununla sınırlı değildir. Hukuku çökmüş, devletin kamusal vasıflarının giderek ortadan kalktığı, şahsileşmiş iktidar pratiklerinin yaygınlaştığı bir düzen dayatır bu diyalektik. Devletle toplum arasındaki ilişkileri belirleyen zemin yurttaşlık ve hak olmaktan çıkar; hayırseverlik ile kindarlık arasında salınan, rasyonellikle bağını koparmış bir düzende tarikatların ve mafyalaşmanın hükmünü ilan etmesine tanıklık edilir. Yurttaşlığın ölümüdür.

Laikliğin, aklın, çağdaş ve eleştirel düşünme-yaratma pratiklerinin ölümüdür bu diyalektik. Sanatın, bilimin, edebiyatın değil; lümpenleşmenin, mafyalaşmanın, kültürel çözülme ve çürümenin yüceltilmesidir. Çok izlenen filmlere, çok izlenen tv programlarına bakın. Ortaçağda halkın sopayla terbiyesini tamamlayan ideolojik aygıt olan dincilik, elektriği ve televizyonu keşfetseydi aynı programları yapar, aynı filmleri çeker, aynı çürümeyi pompalardı. Çünkü Ortaçağ, çürümedir.

Kadının otobüste, parkta, okulda tekmelenmesi; kadınlığın örselenmesidir de. Cumhuriyet Devrimiyle Ortaçağdan çıkış adına sağlanan hangi kazanım varsa yıkımıdır. Bir Engizisyon görmemeniz, kent meydanlarında toplanan felsefe, bilim kitaplarının yakılmasına tanıklık etmemeniz bu gerçeği değiştirmez. Sessiz, derin yıkımdır. Eğitimin niteliksizleştirilmesi ve dincileştirilmesidir. Okuduğunu anlayamaz kuşaklar yetiştirme; felsefenin geriletilmesi, aklın kötülük kaynağı olarak hedefe konulmasıdır. Yeni Ortaçağ, karanlığın internetli ve televizyonlu halidir. Bu sayede size sevimli, esprili gösterdikleri kişilere yeni yılı hedef göstertebilir; satrancı ve felsefeyi akılla bağı olduğu için düşmanlaştırabilirler.

Yeni Ortaçağ, sabah erken kalktığınızda karşılaştığınız kadar zifiri karanlıktır. Aydın ve aydınlanma düşmanlığıdır; Güray Öze, Ahmet Şıka uygun bulduğu yer cezaevidir; aydının kapatılmasıyla karanlığın yayılması programının birlikte uygulanmasıdır Yeni Ortaçağ. İlerici, muhalif akademisyenlerin adım adım meslekten atılmasıdır.

Yeni Ortaçağ emekçinin Somada, Ermenekte, Şirvanda madende toprak altında kalmasıdır. İşçinin ölümüne çalıştırılması, kurtulanın işten çıkarılmasıdır. Ölümlerin kaderle, fıtratla açıklanması, haklılaştırılmasıdır. Yeni Ortaçağ, ezilenlerin ezilmişliklerinin ilahi bir emir haline getirilmesidir. İbn-i Rüşdlerin akılla, felsefeyle imanı uyumlu gören İslamı değil, Muaviyenin yoz ve mezhepçi İslamcılığıdır.

Yeni Ortaçağ, tarikat yurtlarında yoksul halk çocuklarının yanarak can vermesidir. Devletin kamusal görevlerden elini çekmesi ve bu kamusallıkların Ortaçağ artığı yapılarca yeniden örgütlenme amacıyla yarım yamalak tamamlanmasıdır. Ortaçağ kamusalın ölümüdür; bu ölümden dinci ideolojinin hükmünü ilan ederek çıkmasıdır.

Yeni Ortaçağ ekonominin dışında siyasal zorlamaya dayalı bir yağma ekonomisidir. İdeolojisi haraççıdır; haraç ekonomisini haracı meşrulaştıracak bir siyasal-ideolojik donanım bütünler. Haraç ekonomisini, yağma düzenini sorgulatmayacak; eleştiriyi, aklı, özgürlük arzusunu tetiklemeyecek bir güvenlik stratejisidir Yeni Ortaçağ dinciliği. Bugün de olan budur.

Türkiyenin ve Ortadoğunun bu yeni denklemden çıkması hala mümkündür. Yegane çıkış, hukuku yeniden tesis etmek; inançları, fikirleri, şiddetsizliği güvence altına alacak yeni, güncellenmiş bir laik-demokratik cumhuriyet sözleşmesi etrafında ülkeyi yeniden örgütlemek; halkçı-kamucu bir ekonomi etrafında yağma-haraç-fıtrat düzenine son vermektir. Terörün, şiddetin, yayılan çöküş ve çaresizlik görüntüsünün; Aladağ, Soma, Şirvan karşısında 100 yıl sonra geldiğimiz yer yeniden burasıdır.

Sorunları yaratan Siyasal İslamcılık ise bu sorunları çözemez. İzmir saldırısından sonra iktidar mensupları bu saldırılar bizim Suriyede, Irakta olmamızı engelleyemez diyorlar. Önce Suriye ve Irak olmamızı önlemek gerek; acil risk budur. Türkiye Yeni Ortaçağ karşısında yeniden Cumhuriyet; Yeni Ortadoğululaşma karşısında iç ve dış barış çizgisi tutturmak zorunda.

Yaşamın kendisi politiktir; bu politiklik bugün farklı dünya görüşlerine, beklentilere ve siyasal pozisyonlara sahip olalım ya da olmayalım herkesi etkiliyor, ilgilendiriyor. Zira ölüyoruz. Türkiyenin yeniden yaşam siyasetine, yaşatma siyasetine kavuşması ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaca dönüşüyor. Ne diyordu Kant: Aklını kullanma cesaretini göster.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

Eğitim