YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Yeni Rusya politikası ile başlayan rota değişikliği mi?

12.08.2016 08:52

27 Temmuzda barışmak için Erdoğan tarafından Rus lider Putine gönderilen özür mektubuyla başlayan süreç, 9 Ağustosta iki liderin bir kısmı açıklanmayan, bir dizi noktada mutabakatıyla sonuçlanmışa benziyor.

Birbirleriyle, kimi siyasal ve ekonomik sorunlar yaşayan iki komşu ülkenin sorunlarını çözmeye dönük müydü sadece bu görüşme?

Kanımca hayır. Olay çok daha kapsamlı. Hem bölgemizi, hem de dünyayı ilgilendiren yanı olduğunu düşünmek için çok nedenin olduğu görülüyor. Bölgemizde yaşananlardan hareketle bu konularda bir beyin fırtınası yapmakta yarar var.

Amerikanın Ortadoğu ve bölgemiz için onlarca yıldır dayattığı Büyük Ortadoğu Projesi(BOP), ılımlı İslam, siyasal İslam, Arap Baharı gibi tüm politikalar yaşam bulmadı, çöktü. Amerikanın bu politikalarına karşı Suriyede güçlü bir karşı koyuş ortaya çıktı. Amerikanın bu politikalarına destek olan Avrupa ve Türkiye, desteklenen siyasal İslamcı, terörist yapıların yarattığı sorunları kendi kucaklarında buldular. Kapitalist sistemin Küreselleşme adıyla ortaya koyduğu politikalarda tam bir çöküş yaşanmaya başladı. Sistem kendi sorunlarına çözüm üretmekte zorlanır hale geldi. Çin yeni bir ekonomik dev olarak ortaya çıktı. Hindistan bir güç odağı olarak kendisini hissettiriyor. Sovyet sisteminin çöküşünden sonra bocalayan Rusya kendine gelmeye başladı ve Artık ben de varım, beni yok sayarak hiçbir şey yapılamaz demeye başladı.

Suriye bir kesişme noktası, çatışmaların ve yakınlaşmaların kilidi olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Amerika, Rusya, Avrupa ve diğer etkili güçler ana hatlarıyla mevcut yapıyla devam etme noktasında bir mutabakata varmış gözüküyorlar. AKP hükümeti bu gerçeği görerek bugüne kadar izlediği politik çizgiden çark ederek bu realite çerçevesinde oluşan anlayışa yakınlaşmış gözüküyor. Yakın gelecekte Türkiyenin Esad rejimiyle bir yakınlaşmasının olacağını, aynı şekilde Kürt sorununun çözümünün bir yanı da PYDye olan yaklaşımda ortaya çıkacağını söyleyebiliriz.

Gelinen bugünkü koşullarda dünyayı geçmişten çok farklı olarak değerlendirmek gerekiyor. Artık tek kutuplu bir dünyadan bahsedilemez. Çok kutuplu bir dünya oluştu. Ekonomik ve siyasal olarak farklı etki alanları, yeni güç odakları oluştu.

Dünya yeniden paylaşıldı ve bu paylaşımda Türkiyenin Rusyanın etki alanında kaldığının görülmesi gerektiğini düşünebiliriz. Rusya ile ilişkiler daha da derinleşebilir. Bu süreci tamamlayan ortak bir takım kurumsal yapılar oluşabilir ya da var olan yapılara katılımı düşünebilirler. Günümüz realitesi itibari ile NATO, Avrupa Birliği gibi hedefler revize edilerek devam edecektir diye düşünebiliriz.

Bugün beş odaktan bahsetmek mümkün. Amerika, Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan. Devletlerarası ilişkilerde daha çok çıkara bağlı şekillenmeler daha belirgin faktör olarak öne çıkıyor. Yani bir konuda birbiriyle dost olan iki ülke başka bir konuda düşman olabiliyor. Bu noktada ülkeler arası büyük bir geçirgenlikten bahsedebiliriz. Geçmişte egemen ülke dayatarak sonuç alıyordu. 1980, 1984 yıllarında karşılıklı olarak Amerika ve Sovyetler Birliğinin olimpiyat boykotlarını bu çerçevede görmek gerekiyor.

Bugün ortaya çıkan, etki alanlarını paylaşan güç odaklarının tümünün ortak noktalarından birisi, içinde terörist yapıları barındıran, kendilerini her an tehdit eder gördükleri siyasal İslam tehdidi. Dikkat edilirse söz konusu odakların tümünde böylesi bir sorun var ve tümünü farklı biçimlerde tehdit etmektedir( Bu ülkeler büyük oranda Müslüman nüfus barındırmakta) Bu nedenle bu ortak noktada Bunun engellenmesi için bir mutabakata vardıklarını ve bu çerçevede hareket ettiklerini düşünmemiz mümkün.

Bu nedenle, Amerikancı bir yapı olarak kurulan AKP ve Fettullahçı terör örgütünün uzun vadede bu güçler tarafından daha az kabul göreceğini söyleyebiliriz. AKPnin içinde çok büyük oranda köktendinci, tarikatçı yapıların olduğu biliniyor. 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra da AKP liderliğinin, onca uyarıya rağmen bu guruplarla arasına mesafe koymadığını görüyoruz.

Sonuç olarak, içi doldurulmayan demokratikleşme vurgusu günü kurtarmaya dönük, yakın geleceği tehlike altında tutan bir söylem olma özelliğinden öteye gitmiyor. Asıl olan mekanizmalardır vurgusundan hareketle içi boş söylem yerine hızlı bir şekilde demokratik mekanizmaların oluşturulması gerekiyor. Bu başta parlamentoda olmak üzere tüm demokratik güçlerin ve sivil toplum örgütlerinin katılımı sağlanarak yapılmalıdır.

Bu rota değişikliğinin diktatöryal eğilimleri daha da güçlendirmemesi için her kesimin azami dikkat göstermesi gerekiyor.

Eğitim