unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

Ateşkesi AKP bozdu

27.07.2017 08:41

Türkiye toplumu, durdurulamaz bir biçimde, büyük bir çatışmaya doğru yol alıyor. Çatışma, sadece devlet katında, devlet içindeki karşıt klikler arasında veya Türkiye ile dış odaklar arasında değil; bizzat toplum içinde ve günlük yaşama ilişkin konuları da kapsayacak biçimde yaşanacak.

Günlük hayata, mahallelere, hatta evlere dahi giren şu soru ister istemez yakıcılaşıyor: Nasıl yaşayacağız? Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz? Doğal ve toplumsal olayları nasıl yorumlayacağız? Dinsel düşünce biçiminin yöntemlerine, değerlerine ve kurallarına göre mi; yoksa bilimsel ve seküler düşünce biçiminin yöntemlerine, değerlerine ve kurallarına göre mi?

Bu ikisi barış içinde bir arada yaşayamaz. Bir arada yaşayamıyor oluşlarının güncel kanıtı bizzat AKP iktidarının (Siyasal İslamcıların) uygulamalarıdır.

Bilim ile din uzlaşabilir mi? Bilimsel düşünce biçimi ile dinsel düşünce biçimi uzlaşabilir mi? Bu iki farklı düşünce biçiminin yol açtığı farklı hayat tarzları barış içinde bir arada yaşayabilir mi? İkisini de kapsayabilecek bir toplum sözleşmesi oluşturulabilir mi?

Tüm uygarlık tarihi boyunca tartışılan çok temel, tarihsel ve sosyolojik bir soru. Ama bu düzlemlere girmeden söyleyelim: Olanaksız! Neden?

İki düşünce biçimi de evrensellik iddiası taşır. Gerek evreni/doğayı anlama ve açıklama, gerek toplumları yönetme, gerekse insanların günlük yaşamlarını düzenlemeye ilişkin yöntemler, değerler, ilkeler ve yasalar bütünü önerirler. Ama bu yöntemler ve dolayısıyla çıkarımları birbirine taban tabana zıttır. Daha doğrusu aralarında yüzyıllar vardır; bu, zıtlıktan da öte aşılamaz bir farklılık. 7. yüzyıl ile 21. yüzyıl nasıl bir arada yaşayacak; hele ikisinin de evrensellik ve iktidar iddiası varsa?

Evrensellik iddiası ve çabası, bu iki düşünce biçiminin, kendi yöntemlerini birbirlerine değmeden ve bulaşmadan uygulamalarını engeller ve çatışmayı getirir. Çatışma, iki düşünce biçiminden birinin sönmesi ve yok olması ile bitebilir ancak. Zaman zaman ikisinden biri üstünlük kazanır ve diğerini bastırır; ama bu, çatışmanın son bulduğu anlamına gelmez. Bazen de geçici ateşkesler yapılır ve sınırlar belirlenir. Bu geçici ateşkeslere de laiklik denir. Farklı güç dengelerine göre farklı ateşkeslere rastlanabilir tabii: Din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılması veya din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması gibi…

Türkiye Cumhuriyeti 600 yıllık bir saltanatı ve 1400 yıllık bir hilafeti yıkarak, yani keskin bir çatışma sonucunda kuruldu ve bir ateşkes (toplum sözleşmesi) yapıldı: Radikal ve devrimci olduğu gençlik döneminde din ile dünya işlerinin, devrimci barutu tükendikten sonra din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması biçiminde formüle edilen laiklik ilkesi.

AKP iktidarı işte bu ateşkesi bozdu ve çatışmayı tekrardan Türkiye toplumuna dayattı. İktidara gelirken, sınıfsal özünden koparılmış bir demokrasi anlayışının arkasına sığınıp (ve birçok dangalak solcuyu da yanıltıp) mağduru oynayarak; iktidarını pekiştirdikten sonra da tüm iktidar araçlarını devreye sokarak zor yoluyla…

Türkiye toplumunun 20. yüzyılın başında yeni bir devlet kurarken yaptığı ateşkes (toplum sözleşmesi) AKP iktidarı marifetiyle bozulmuştur ve ister istemez derin bir çatışma doğmuştur. Çünkü bu konu giydiğimiz giysi, yediğimiz yemek, duygusal ilişkilerimizin biçimi ve çocuğumuzun eğitimi kadar somut, hayati ve dolayısıyla yakıcı.

***

Güncel güçler dengesi açısından baktığımızda mevcut durum nedir?

Çatışmayı dayatan taraf (Siyasal İslamcılar) iktidarda. İktidarın bütün olanaklarını kullanıyorlar. Devletin (legal ve illegal) zor aygıtları içinde örgütlüler. Bunun dışında kitle tabanlarında vurucu bir kesim de örgütlüyorlar (milis kuvveti benzeri). Çatı partileri (AKP) içinde örgütlüler ve halkın yarısı üzerinde de yoğun bir ideolojik hegemonyaları var.

Peki, Türkiyenin aydınlık yüzü diye nitelediğimiz kesimi bu çatışmaya ne kadar hazır? Bu kesimin öncüsü olma iddiası bulunması gereken Sosyalist Sol ne kadar hazır?

Hepimiz görüyoruz ki durum pek iç açıcı değil. Ama mücadele de henüz kaybedilmiş değil. Öncelikle bazı noktalarda berraklaşmamız gerek:  

- Sözünü ettiğimiz çatışma -güncel anlamda- kapitalizm/sosyalizm çatışması değil. O yöne doğru gidebilir mi, tabii ki gidebilir. Bu tamamen, çatışmada emekçi sınıfların ağırlığına ve güçlü bir önderliğe bağlı. O güçlü önderlik de günün çatışmalarına müdahil olabilmenin yollarını aramaktan geçiyor; azami programı tekrarlayıp politika dışı kalmaktan değil. Kaldı ki aşamaları ret, sonul hedefi imkânsızlaştırır.

- Erdoğan-AKP iktidarına muhalif kanattan kredi açan tutumlara kesinlikle son verilmeli. AKP iktidarının sözcüleri topluma dinsel düşünce ve yaşam biçimini dayatırken -her zamanki gibi- takiye yöntemlerini devreye sokuyorlar; insanların kafasını bulandırmak, tepkileri yumuşatmak ve çatışmada ön almak için bazı paravanlar kullanıyorlar.

Bilindiği gibi AKP demokrasi, özgürlük, askeri vesayet, ceberut cumhuriyet diye diye iktidarını pekiştirdi. O gün bu yemi yutan sağlı-sollu liberallerin bugün nasıl ağlaştıklarını görüyoruz; ama onlar için artık çok geç. Bugün de bazıları AKP-Erdoğanın vatan savaşı mevzisine geldiği, ister istemez anti-emperyalist olduğu, dolayısıyla gerici uygulamalarını öne çıkarmamak gerektiği (*) türünden hayaller yayıyorlar. Çok yazdığımız için tekrar etmek istemiyoruz; bizim uyarılarımıza kulak asmıyorlarsa iktidar medyasının yoğunlaşan manşetlerini dikkate alsınlar. Yoksa on yıl öncesinin liberalleriyle aynı kaderi paylaşabilirler ve kafaları bulandırdıklarıyla kalırlar.  

- Emperyalist odakların muhalif saflara sızmasına ve onlardan medet umma eğilimlerine karşı net tutum alınmalı. Türkiyeye yönelik emperyalist müdahalelerin niteliği konusunda yeteri kadar deneyimimiz vardır sanıyorum. ABDnin operasyonel araçlarına dönüşmüş örgütlerle (ad da verelim: FETÖ ve PKK-YPG) sınırlar kalın bir biçimde çizilmeli. Yurtseverlikten ve anti-emperyalizmden bir milim dahi taviz verilmemeli. Emperyalist odaklar ve araçlarıyla muhabbet ile Türkiye emekçileriyle muhabbet arasında ters orantı vardır. Olgudur bu; lehimize olan, lehimize çevrilebilecek bir olgu. Kaldı ki bu noktada kararlı tavır, AKP manipülasyonlarına set çekmek için de gereklidir.

***

Türkiye toplumunun yarısının AKP-Erdoğan iktidarının ajandasına ilişkin kafası net. Son Maltepe Mitinginde de görüldüğü gibi bunu eylemli olarak da ortaya koyuyor. Çağdaş-modern bir yaşamdan, laiklikten yana, cumhuriyet değerlerine bağlı, aynı zamanda yurtsever ve emekçi bir topluluktur bu. Bu kitle sağlam durursa (**), AKP tabanında da yarılmalar yaratabilir. AKP tabanının tümü şeriat isteyen Siyasal İslamcılardan oluşmuyor. Dolayısıyla çatışmanın iyice keskinleşeceği kritik noktalarda Siyasal İslamcıların yalnızlaşacağını, çağdaş ve laik Türkiyeden yana olanların potansiyelinin yüzde 50nin çok üstüne çıkabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir.

Bu potansiyel, Türkiyenin (diğer Ortadoğu ülkelerinde bulunmayan) en büyük şansıdır. Yeter ki, 1) bu kitle ile hemhal olmayı becerebilen, 2) sağlam durmasını sağlayan 3) emperyalist sızmalara set çekebilen bir önderlik oluşabilsin. Sosyalistlerin belki de en acil konusu, böyle bir öncü örgütün oluşturulmasıdır. Öte yandan bu çapta bir potansiyelin, Siyasal İslamcıların saldırılarına pratikte de göğüs gerecek ve alt edecek kendi militan gücünü yaratamaması da düşünülemez.

NOTLAR

(*) Kurtuluş Savaşı dönemine gönderme yaparak, laikliğin değil vatan savunmasının baş mesele olduğunu söyleyenler yanılıyorlar. Yanılgılarının nedeni vatan savunmasını kavranacak halka olarak tespit etmeleri değil; tarihsel benzetmeleri fazlaca basit yapmaları. Bu toplum cumhuriyet devrimlerini yaşamış ve büyük ölçüde içselleştirmiş bir toplum; bu nedenle 20. yüzyılın başındaki Türkiye toplumundan farklı. Günümüz Türkiyesinde vatanseverlik ile laiklik sentezlenmiştir; ikisini birbirinden ayıramazsınız, ayrı şeyler gibi sıralayamazsınız.

(**) Çatışma korkusu bugün cumhuriyetçi tabanı etkiliyor; çeşitli belirtileri (teslim olma, uzlaşma, mevcudu koruma, uzaklaşma, apolitikleşme eğilimleri) de görülüyor. Doğaldır, çünkü bugün inisiyatif Siyasal İslamcılarda. Ama bu korku yarın AKP tabanını etkileyebilir. 

Eğitim