darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Eğitimde çöküş ve çıkış

16.09.2017 10:33

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Bazen ara vermek, kendini yenilemeye, biriken çalışmalara bırakmak, zihni yeni okumalarla canlandırmak, demlendirmek iyidir.

Bu süreçte elbette çok gelişme var; fakat az değişme var.

Bir yandan Saray Rejimi baskıcı ve dinci temelde inşa sürecini yürütmeye çalışıyor; diğer yandan iç ve dış kırılganlıkları günden güne artıyor. Ve yine az değişme var; zira Türkiye bu süreci ya susturulmuş ya da zaten hep susmuş muhalefetlerle karşılıyor. Karşılamaya çalışıyor.

Bu yüzden çok gelişme, az değişme var.

Bu nedenle yeniden başlarken gün gün değişen gelişmelere değil, değişme ihtimaline zemin hazırlayacak ve halkın gerçek sorunlarına dokunan yakıcı yapısal meselelere bakmaya devam edeceğiz.

En başta da eğitim konusuna. Pazartesi günü okullar açılıyor.

Eğitim iki nedenle önemli. Birincisi, akıl ve özgür düşünceyle bağını koparmış bir iktidarın sözde nesil yaratma projesi uğrunda tel tel dökülüyor eğitim.

İkincisi, toplumumuz için eğitim önemli. Okuyamamış, elleri nasırlı, tırnakları toprak ya da makine yağı dolmuş ana-babalar için çocuklarını okula göndermenin bir anlamı var. Hep duyarız, oku da bizim kaderimizi yaşama. Bu bir sınıf atlama beklentisidir. Ve AKP döneminde sınıf duvarları kalın kalın dikilmekte, sınıflar arasında eğitim yoluyla yukarı tırmanma imkanı bitirilirken; aşağıya doğru işçileştirme zemini güçlendirilmekte. İşsizleştirilen ve işçileştirilen milyonlara biçilen misyon ise bellidir: dindar nesil olun.

Bu saplantı eğitimin içeriğini altüst etti. Yeni müfredat programları ortada. Türkiye, çağdaşlık liginden adım adım İhvan zihniyetine doğru geriliyor. Bütün okulları imam-hatip yapma, yeterli sayıda yurt açmama, okullar arasında ayrım uygulama, yoksul halk çocuklarını denetimsiz tarikat yurtlarına teslim etme, dershaneler kapatılırken ucube binalarda temel liseler açma. Hikaye böyle sürüyor.

Bir de çok sevdikleri istikrar var. Eğitimde istikrar müthiş. Son 15 yılda başladığı müfredatla okulu bitirebilen öğrenci yok. Okul bittiğinde iş bulabileceğini, eğitim aldığı alanda çalışabileceğini uman öğrenci sayısı da çok sınırlı. Bir sene önce kendilerinin başlattığı bir sınav sistemini ertesi yıl kendileri getirmemiş gibi itiraz edip değiştiriyorlar mesela. İktidardayken muhalefetteymiş gibi davranmakta ustalaşmış bir kadroyla karşı karşıyayız.

Şakası bir yana, eğitim bu iktidarın dış politikayla birlikte en zayıf, en başarısız politika uygulama sahası.

Bunu yavaş yavaş halkımız da hissediyor, hissedecek. Son üniversite tercihlerinde 400 bine yakın kontenjanın boş kalması da bunun öncü işaretlerinden. Sadece bina yapmakla olmuyor; bugün Türkiyede her dört üniversite mezunundan birisi işsiz.

İKTİDARIN ÇARE ÖNERİLERİ
İktidarın bu tabloya çaresi, çözüm önerisi var mı? Buraya gelelim.

İki önerileri var. Birincisi, içerikte daha fazla dincileştirme; yani din istismarına dayalı bir eğitim anlayışı; ikincisi ise finansmanda kamudan özele daha fazla kaynak transferiyle kamu kaynaklarını devlet okullarının hizmetlisi, yakacağı, kütüphanesi için değil özel çıkar için kullanma anlayışı.

Hep söylüyoruz; Saray Rejiminde kamu karşıtlığıyla laiklik karşıtlığı hep elele. Kamucu olmayan bir laiklik mücadelesinin bu nedenle başarı şansı yok.

İlk öneriye bakalım. Bu iktidarın temel dünya ve ülke okuması şöyle: Bu ülkede herhangi bir sorun varsa bunun nedeni yeterince dindar olunmamasıdır. Siyasal İslamcılık dediğimiz olgu budur. Bu nedenle de okullar arasında imam-hatipler özel olarak özendirilmekte, en iyi barınma-yemek imkanları bu okullara verilmekte, özellikle yoksul ailelerin çocuklarını bu okullara vermesi amaçlanmakta.

Bu dönüşüm tüm hızıyla sürüyor. Bu yıl imam-hatiplerde okuyan öğrenci sayısı 1.5 milyonu bulmuş olacak. Bu sayının yıldan yıla arttırılması ve devlet okullarının ya imam-hatipleştirilmesi ya da dönüştürülmeyen okulların da içerik olarak bu okullara benzetilmesi temel hedefleri.

Şimdi ana soruya gelelim; bu konuya itiraz ettiğimizde ilk yükselen ses iyi de, dindar nesil olmasında ne sorun var?

Yanıt verelim; bir insanın dindar olması ya da olmaması değil mesele. Bir ülkenin ve gençlerin geleceğinin kendisini dindarlığın ölçüsü yerine koyan bir iktidar tarafından esir alınması. Asıl sorunumuz budur. Daha düne kadar dindarlık için Gülencileri model gösteren, bugünse başka tarikat ve yapılara kapıyı açan bir iktidarın günlük ihtiyaçları için bir ülkenin, bir halkın, çocukların geleceği esir alınabilir mi? Konumuz, gerçeğimiz budur. Ve ne yazık ki biz eğitimdeki tahribatın izlerini yıllar içinde çok daha fazla hissedeceğiz.

Sayfalarca yazabiliriz, ama hayat en doğru yol göstericidir. 2 yıl önce İzmir Bucada yoksul bir mahalledeki devlet okulunun zorla imam hatipleştirilmesine karşı biraraya gelen öğrenci velilerinin forumuna katılmıştım. Konuşmalar bittiğinde, erken çökmüş, başörtülü bir anne çekine çekine söz aldı ve özetle ben çocuğumu çöplerden kağıt toplayarak okutuyorum; ben onu benim gibi olmasın, kendini kurtarsın, meslek öğrensin diye okula yolluyorum. Dini bütün biriyim; çocuklarımıza inançlarımızı biz öğretiriz, ama sizin asıl göreviniz bizim öğretemediklerimizi öğretmek. Bu okul imam hatip olmasın dedi. Haksız mıdır? Son üniversite sınavında, tüm desteklemelere rağmen imam-hatip okullarından mezun öğrencilerin bir üniversiteye yerleşme oranında ne denli gerilerde olduğuna bakın; yeterlidir. Siyasal İslam, dindar nesil yetiştirmiyor; kendisine itaat eden, sorgulamayan, işçileşmiş ve itirazsız kuşaklar istiyor. Siyasal İslam eğitimi bir yükselme aracı olarak değil; toplumu bilinçli olarak cahil bırakma aracı olarak görüyor. Bu nedenle derdi din değil, din istismarı üstünden kendisini kalıcılaştırmaktır. Siyasal İslam, dine karşı dindir.

Bana kalırsa meselenin özeti budur ve doğru itiraz hattı buradan kurulmalıdır. Ve Laik-bilimsel eğitim, bu memleketin ezilenlerinin, gelecek kuşaklarının ihtiyacıdır en çok da.

Şimdi buna itiraz edecekler var; laik-bilimsel eğitim herkesin ihtiyacı diyecekler var. Buna itirazım yok; fakat somut gerçeğe de bakalım ve buradan ikinci noktaya, yani eğitim sorunlarına dincileştirme dışında çare olarak gördükleri özelcilik olgusuna sıçrayalım.

ÖZEL ÇIKARCILIK DEĞİL KAMUCULUK
Devlet okullarındaki niteliksizleşme, özellikle orta sınıf aileleri hızla özel okullara yönlendiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün açıklamasına göre 2 Eylül 2016 ile 2 Eylül 2017 tarihleri arasında 1777 yeni özel okul açılmış ve bu bir rekor. İki nedeni var.

Bir yanda devlet okullarındaki bilimsellikten uzak yapılanmadan çocuklarını kaçırmak isteyen ailelerin laiklik mücadelesini bireysel kurtuluşçuluğa indirmesi ve Cumhuriyet, Atatürk sembolleri kullanan okullara çocuklarını göndermesi önemli bir etken. Ama çare değil. Tekil kurtuluş mümkün değil.

İkincisi, iktidarın kamu kaynaklarını özeli geliştirmek için buraya aktarması, yani öğrenci başına destek ödemesi yapması. Asıl büyük gündem de burası olmalı. Büyük paralardan söz ediyoruz.

Bir hesaplama yaptım. Bu yıl devlet özel okullara kayıt yaptıracak 75 bin öğrenci için bu okullara toplam 290 milyon TL ödeme yapacak; yani kaynak aktaracak. Bu yıl kayıt yaptıracak öğrencilerle birlikte devletin teşvik ödemesi yaptığı öğrenci sayısı ise 340 bin olacak. Yani devlet bu yıl özel okullara tam olarak 1 milyar 250 milyon TL kaynak aktaracak. 1 milyar 250 milyon lira.

Cumhuriyette Çiğdem Toker Şehir Hastaneleri üstünden sağlıkta kamu kaynaklarının nasıl özele aktarıldığını ısrarla yazıyor. Verdiğim rakamlarsa işin eğitimdeki boyutunu gözler önüne seriyor.

Devlet halkın vergilerinden toplanan kamu kaynaklarının 1 milyar 250 milyonluk kısmını neden özele aktarır? Bu bir tercihtir; Saray Rejimi ilkel birikim üstünde yükselmekte. Ödenek isteyen devlet okullarına sürekli kaynak yok deniyor. Bu bir yalandır; kaynak vardır ve özel çıkar için, sermaye birikimi için özele transfer edilmektedir.

Peki Halkçı-Kamucu bir iktidar başta olsaydı, bu paraları özele aktarmak yerine kamu için, devlet okullarında kullansaydı neler yapılabilirdi?

Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre Türkiyede yaklaşık 62 bin okul var. 340 bin öğrenci için özel okullara ödenen 1 milyar 250 milyon lira kamuda kalsaydı her devlet okuluna temizlik, yakacak, kütüphane ödeneği olarak fazladan yaklaşık 20 bin lira ödenek gönderilebilecek. 20 bin TLnin bir devlet okulu için ne anlama geldiğini gidin en yakınınızdaki devlet okulundaki bir öğretmene ya da idareciye sorun. Kendi yağlarıyla kavrulmak, finansman bulmak için eğitim dışında mesailerini hangi işlerle geçirdiklerini öğrenin. Diğer yandaysa bazı okullarda kayıt için temizlik malzemesi istenmeye başlaması gerçeği var. Devlet ödenek vermiyor, arkasından da öğretmenle veliyi karşı karşıya getiriyor. Asıl odağı bulmak, oraya odaklanmak zorundayız. Zor değil. Ve bu konu herkes için geçerli. Bugün hangi görüşten olursa olsun bir öğretmenle, idareciyle bu konuyu gündeme getirerek konuşsanız size hak verdiklerini göreceksiniz.

Öyleyse çare eğitimde de kamuculuktur.

Laik, bilimsel, kamucu eğitim.

Eğitimde sınıfta kalan değil, ayağa kalkan bir ülke.

İşsizliğe, intiharlara, sömürüye maruz kalan değil; çalışan, üreten, özgür düşünen, sorgulayan ve hakkını arayan nesiller.

Yol buralarda çatallanmıştır.

Bu iktidar Türkiyenin sorunlarını çözemiyor, olsa olsa derinleştiriyor.

Hepsi bir iktidar alternatifi yaratma sorunudur; hepsi doğru program etrafında halkı örgütleme sorunudur.

Eğitim