YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

Gecikmiş ama Henüz Vakit Varken Başlamış Adalet Yürüyüşü

16.06.2017 11:54

15 Haziran 2017 Perşembe günü, kuşkusuz, önemli bir gün olarak tarihteki yerini alacaktır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun ifade ettiği üzere, Adalet Yürüyüşü başlıklı yürüyüş bugün Ankaradan başladı ve İstanbula ulaşıncaya kadar sürecek. Bu yürüyüşün anlamı ve önemi konusunda bir şüpheye düşülmemesi icap ediyor, fakat tepkilerden de anlaşılacağı üzere, böylesi tarihi bir yürüyüş veyahut eylem için Kılıçdaroğlunun samimiyetine temkinli yaklaşanlar da az değil. Bu yazıda hem Adalet Yürüyüşü için oldukça gecikildiği ama hem de her şeye rağmen henüz vakit varken başlatıldığı üzerinde durulacak. Aynı zamanda, bu yürüyüşün iki açıdan Enis Berberoğlu ile sınırlandırılmamasının büyük önem taşıdığı da tartışılacak.

            Neden gecikmiş bir Yürüyüş?

            Bu satırların yazarının da içinde yer aldığı çok sayıda insan, CHPnin eylemliliğine ilişkin olarak çok ciddi yetersizlikler ve sorunlar bulunduğu konusunda uzun zamandır emin. Türkiyenin kuruluş felsefesinden, yani Aydınlanmacı, laik, demokratik devlet ve toplum idealinden uzaklaştığı, karşı-Aydınlanmacı, anti-laik, cemaatçi temeller üzerinde yükselen bir tür cemaatler konfederasyonunu hedefleyen grupların ülkede hegemonya seviyesine ulaştığı uzun zamandır bilinmeyen gerçekler değil. Toplumsal tabakalaşma sisteminin liyakat usüllerine dayanmadığı, aksine partizanca hatta reisçe belirlendiği, adalet sisteminin çökertildiği, hukuka riayet etmeyen vahşi kapitalist ekonominin bütün yaşam alanlarını talan ettiği, memleketin tümden inşaat şantiyesine dönüştüğü, yoksulluk, işsizlik gibi çözülmesi gereken sosyal sorunların güç sahibi azınlığın gücünü pekiştirmesi için kullanıldığı yani kısacası modern-dışılaşan bir Türkiyenin vuku bulduğu son derece aşikardı.

            Bütün bu yapısal sorunları net olarak gösteren olağan dışı olaylar gerçekleşiyordu. Soma Cinayeti, Ermenek Cinayeti, Çocuklara yönelik suçlarda patlama, Kadınların islamcı ideolojiye göre biçimlendirilmek istenmesi ve bu yönde atılan adımlar, sanat eserlerinin keyfi olarak yıkılması v.d. Bütün bu gerilemelere rağmen CHPnin yönetici kadrosunun eylemlilik konusundaki deyim yerindeyse utangaçlığı partiye inanan insanları çileden çıkardı. CHPnin yapması gereken ve yapabileceği o kadar önemli işler bulunduğu halde, bunların hiçbirini gerçekleştirmedi ya da gerçekleştirilmesini yönetici kadro doğru bulmadı. Bu sürecin kuşkusuz en can alıcı olayı 16 Nisan Referandumudur. Referandum sonuçlarının meşru olmadığı o kadar nettir ki AKPnin yönetici kadrosundaki çok küçük bir grubun dışında herkes bu konuda hemfikirdir. Böyle olmasına rağmen CHP yönetim kadrosu ve özellikle Kılıçdaroğlu kenara çekilmeyi, eylemsiz kalmayı tercih etmiştir. Bu çok sayıda insan tarafından Türkiyeye yapılabilecek en ciddi kötülüklerden birisi olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme haksız sayılacak bir değerlendirme değildir elbette.

            Henüz Vakit Varken

Kısacası CHP liderliğine bu konularda yöneltilecek eleştiri kuşkusuz sürdürülmesi gereken, anlamlı ve değerli bir eleştiridir. Ancak, her ne kadar geç kalmış olsa da Adalet Yürüyüşü yine de henüz vakit varken yani henüz Türkiye Cumhuriyeti siyasasının tam olarak düşmediği bir zamanda başlatılmıştır ve bu nedenle değerlidir. Cumhuriyetin inşa edici aktörü olan Fırka kuşkusuz bugün de yeni bir inşa sürecinin gerekliliğinin farkında olmak ve aktörlüğü üstlenmek zorunda olan yegane siyasal örgüttür. Bu bakımdan başlatılmış olan Adalet Yürüyüşü önemli sonuçlara gebedir. Bir vekilinin adaletsiz biçimde tutuklanması, CHP için yetti gayrı noktasına gelmeyi mümkün kılmıştır ve bu gecikmiş olsa da hala önemli potansiyelleri olan bir harekete yönelebilir. Esasında hayır oyu vermiş insanların birlikteliğinin nasıl sürdürülebileceği sorusuna yanıt oluşturması nedeniyle bu yürüyüş büyük bir potansiyeli içinde barındırmaktadır. Kılıçdaroğlunun da ifade ettiği gibi, bu yürüyüş basit bir CHP yürüyüşü olmamalıdır. Adalet arayan, haksızlıklara karşı sesini yükseltmek isteyen herkesin yürüyüşü olmak durumundadır. Demek ki bu adaletsizliğin seslendirilmesinde en büyük örgüt olan CHP sadece CHPlilerin temsilciliğine kendisini adayamaz artık. Çünkü CHP artık, epeydir, hayır oyu vermiş olan milliyetçilerin de, HDPlilerin de ve diğer irili-ufaklı bütün grupların da temsilcisi durumundadır ve bundan uzak olmamalıdır. Dolayısıyla, bu yürüyüş salt CHPli bir vekilin tutuklanmasına yönelik bir tepki olarak örgütlenmemelidir.

            Tam da bu noktada CHPnin Yeniden Cumhuriyet inşası programına ve sevdasına sarılması kaçınılmazdır. Sadece bir Adalet Yürüyüşüne ihtiyacı yok bu toplumun sağduyulu, ahlaklı büyük, kalabalık gruplarının! Neoliberal ekonomik politikanın, İslamcı kültürel hegemonyanın, araçsalcı-çoğunlukçu demokrasi egemenliğinin üstesinden gelinmesine ve yerine kamunun ağırlıklı olduğu ekonominin, Aydınlanmacı kültürel sahanın ve birlikte toplum halinde yaşamayı cumhuriyetçi temellere dayayan bir demokrasinin inşası kalabalıkların, büyük kitlelerin beklentisidir. Dolayısıyla, bu bir Enis Berberoğluna adalet yürüyüşüne indirgenmemelidir; liyakatsizliğe, hukuksuzluğa, demokrasi-dışılığa, eşitsizliğe karşı isyanda bulunan herkesin ve özellikle genç kadınların ve erkeklerin hareketi olmak zorunda olan bu Yürüyüş bir kurtuluş yolunu insanlara göstermek durumundadır.

            Kısacası, Türkiye Cumhuriyetinin inşasını gerçekleştirmiş siyasal aktör olarak CHP bugün de cumhuriyetin toparlanması, liyakatin, hukukun, laikliğin, demokrasinin yeniden güçlenmesi için yegane aktör olduğunun farkındalığına varmak zorundadır. Liyakat usullerine dayalı toplumsal tabakalaşmayı, hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olduğu devleti, laikliğin benimsendiği birlikte yaşama modelini, piyasa ekonomisinin yıkıcılığına karşı toplumu savunan planlı, kamucu ekonomiyi, eşitliği ve adaleti bütün toplum için savunan ve bu idealler için yürüyen aktörü en azından toplumun yarısı hatta daha fazlası destekleyecektir.

              

               

Eğitim