darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Nahit Duru

Özkökün ben yazdım dediği yazının trajikomik hikayesi

29.09.2016 08:19

Ankara Sıkıyönetim Mahkemesince haksız, hukuksuz mahkum edilişimin 34üncü yıldönümü...

Olayın öyküsü, birini mahkum etmeye kararlı bir gurup hakimin, savcının neler yapacağını göstermesi açısından ilginç...

12 Eylül rejiminin olağanüstü yönetimi sürüyordu. O dönemin tek muhalif yayın organı ARAYIŞı çıkartmak için çabalıyorduk. 

Ecevitin yayın danışmanlığı yapması ve yazması yasaklandıktan sonra ARAYIŞ dergisinin tüm yükü üzerime binmişti. Baki Özilhan, Mehmet Erdül, Oruç Aruoba, Şükrü S. Gürel, Haluk Gerger, Şahin Mengü gibi bir kaç kişi ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. Ertuğrul Özkök de dergiye daha sık gelir olmuştu. 

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcısı Hakim Albay Nurettin Soyer - Fetullah Gülenin mahkum olmasını sağlayan savcı-  "SİYASİ ŞOV" başlıklı Haftanın Yazısı nedeniyle ifademe başvurmak üzere 26 Ağustos 1981 Çarşamba günü aratmış, bir gün sonra için Mamaka çağırmıştı. 

Saat 11.00de Soyerin odasındaydım. Savcı, Sıkıyönetim Komutanlığının yazılı emriyle SİYASİ SOV yazısı ile ilgili soruşturma açıldığını, ifademe başvuracağını söyledi... 

Avukatım Şahin Mengü ve Mehmet Erdül, Mamaktaki komutanlık binasının nizamiyesinin karşısında arabanın içinde bekliyorlardı... 

Soyer, yazıda suç unsuru bulunmadığını kendisinin de bildiğini, ancak komutanlığın 52 sayılı bildiriye aykırılıktan soruşturma başlatılması yolunda yazılı emir verdiğini anlattı...

Savcı, bana yazıyı kimin yazdığını, Ecevitin katkısının bulunup bulunmadığını sorunca yanıtım net oldu:

 Bu anonim bir yazıdır. Sorumluluk da bana aittir. Ecevitin katkısı bir yana, bilgisi bile yoktur... Haftanın Yazısının konusu, Yazı Kurulunda belirlenir, ve gerekli inceleme yapıldıktan sonra kaleme alınır... Bu yazıda da, 52 sayılı Milli Güvenlik Konseyi kararına, sıkıyönetim yasasına veya diğer yasalara aykırı hiçbir şey bulunmamaktadır 

İfademi tamamladım.  

Soyer; Ben dava açılmaması yönünde mütalaa yazacağım. Ama, Komutan resen dava açtırabilir diye uyardı...

ARAYIŞa giderken Soyerle konuştuklarımızı ve ifademi özetledim... Şahin Mengünün ilk kez suratı asıldı... Dava açıp, bir yerden tutturup sana ceza verecekler.. Recep Ergunun uyarısını hatırla dedi... 

Ağustos ayının son günlerinde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 2 nolu Askeri Mahkemesinden celp geldi... Dava açılmıştı... 

Savcı Nurettin Soyer, davanın açılmasına engel olamamıştı.. 

O güne kadar 52 Sayılı MGK kararına aykırılıktan bir gazeteci aleyhine dava açılmamıştı. İlk kez 52 sayılı karara muhalefetten dava açılan gazeteci olarak tarihe geçiyordum.

İlk duruşma 15 Eylül günü saat 14.00de yapıldı. Mahkemenin hakimi sivildi.

Duruşma salonu oldukça kalabalıktı... Arayış çalışanları, kimi eski milletvekilleri duruşma salonundaydı..

Sıkıyönetim mahkemelerini takib eden muhabirler de duruşmayı izliyorlardı. Biliyorduk ki, çoğu gazete bir satır haber vermeyecekti. Nitekim öyle olacaktı.

Savcı mütalaasında, 1961 Anayasasının geçerli olduğunu söyledikten, bir yığın yasa maddesi saydıktan sonra, yazının; 52 nolu Milli Güvenlik Konseyi kararının koymuş olduğu yasaklara aykırı bulunduğunu, bu nedenle benim 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasının 16ncı maddesine göre cezalandırılmamı" talep ediverdi..

Mahkeme, savunma yapabilmemiz için duruşmayı 29 Eylül günü saat 10.40a erteledi...

29 Eylül çabucak gelivermişti.

Duruşma öncesi avukatlarım, Hasan Bıyıklı ve Şahin Mengü espiri üzerine espiri yapıyordu...

Mengü, Eskiden olsa, davayı kaybetsek, yargıtaya başvurma hakkını kazandık derdim. Şimdi ne diyeceğim yahu.. derken, Bıyıklı beni rahatlatmak için  şu sözleri söyleyecekti:

 Kaybetmeyiz ama. Edersek, emir yoluyla bozma hakkını kazandık deriz Şahin. Sonuçta biz avukatlar herşeye bir kılıf buluruz... " 

Avukatlar, savunmayı mahkeme heyetine sundular... 

Savunmada, Siyasi Şov yazısında adı geçenlerin 52 sayılı Milli Güvenlik Konseyi kararının 5inci maddesinde tanımlanan ilgililer kapsamına girmediğini, bu nedenle suçun oluşmadığını belirterek, beraat kararı verilmesini talep ettiler... 

Savunmanın son bölümünde ise; beraat kararı verilmediği takdirde, Askeri Yargıtay 2nci dairesinin kararına göre, verilecek hapis cezasının paraya çevrilmesini istediler...

Ancak, mahkeme heyeti emir komuta zinciri içinde mahkumiyet verme konusunda kararlıydı...Heyet, suçun işlendiğini iddia ederek, 3 ay hapis cezası verdi... Askeri Yargıtayın kararına rağmen; hapis cezasının para cezasına çevrilmesi" isteğini de reddetti. 

Ertesi gün Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet gibi gazeteler, hüküm giydiğimi tek sutun haber olarak verebilmişlerdi.. Çünkü onlar için de korku dağları bekliyordu...

Birkaç gün sonra kararın gerekçesini görünce, başta avukatlarım Şahin Mengü, Hasan Bıyıklı dahil herkes hayrete düşecekti. 

Çünkü yazıda hiçbir biçimde yer almayan bir cümle, sanki varmış gibi kabul edilmiş gerekçede "Siyasi Şov" yazısındaki emekli aktörler sözcüğü emekli askerler olarak değiştirilerek yer bulmuştu.

Cezaya neden olan  kararda şöyle yazılıyordu:

Arayış Dergisinin 27. sayısında yayınlanan Siyasi Şov başlıklı yazıda öncelikle Milli Güvenlik Konseyinin 52 numaralı bu kararı eleştirilmekte bunun siyasi kadrolara klasik anlamda siyaset yapma olanağını kaldırdığı belirtilmekte, bu kararın diğer bazı şahıslara siyaset yapma olanağı verdiği halde , eski siyasi kadrolara bu hakkın verilmediği belirtilerek , yazının sonunda bu siyasilerin Danışma Meclisine alınmayacağı anlaşılınca, Kurulacak Danışma Meclisinde ileriye yönelik hesapları olan bazı EMEKLİ ASKERLERCE siyasi şov sahnesi haline dönüştürüleceğini şimdiden kabullenmek gerekeceği belirtilmektedir"

ARAYIŞta yayınlanan yazının o bölümü şöyleydi:

Danışma Meclisinin ileriye yönelik hesapları olan bazı EMEKLİ AKTÖRLERİN siyasi şov sahnesi haline dönüşmesini şimdiden kabullenmek gerekir

Buradaki emekli aktörlerden kasıt, eski politikacılardı... Ancak, yazıdaki emekli aktörler, gerekçede emekli askerlere dönüştürülmüş ve bu nedenle ceza verilmişti.. 

Şahin Mengü ve Hasan Bıyıklının hapis cezasının paraya çevrilmesi taleplerinin red gerekçesi de ilginçti:

... Mahkemeve Basın Kanununun 16. maddesi hükümleri nazara alınarak yazının sahibi olarak kabul edilmiş ve basın kanununun hükümleri uygulanıp, sorumlu müdür sıfatı ile verilen hapis cezasının para cezasına çevrilmesi yoluna gidilmemiştir

Oysa Mengü ve Bıyıklının savunma ekinde verdikleri Askeri Yargıtay kararında, Yazarı belli olmayan yazılardan ötürü, Yazıişleri Müdürlerine verilecek hapis cezalarının paraya çevrilmesi öngörülüyordu...

Tam 9 kişinin emeği ile hazırlanan ve mahkum olmama neden olan Siyasi Şov yazısını 2000li yılların ortalarında Ertuğrul Özkök sahiplenecek, "ben yazdım Nahit Duru hapis yattı" iddiasını ortaya atacaktı. 

Yazıda Ertuğrulun da katkısı vardı. Ne var ki, yazı tamamen onun eseri değildi. Ben dahil tam 9 arkadaşımla oluşturmuştuk yazıyı. Ecevit de katkıda bulunan 10uncu kişiydi.

Ve mahkemede katkısı olanların hiç birinin adını vermedim. Yazının tüm sorumluluğunu üstlendim. 

Cezamı, Ocak 1982 başında Ulucanlar Cezaevinde konuk edilerek çekecektim. 

Aslında 1980li yıllarla, günümüz arasında fark var mı? Varsa hangisi daha otoriter, sorusunun yanıtı önem kazanıyor.

Yakın tarihimize göz atalım.

2008 yılından başlayarak masum insanlarımız, Fetö- iktidar işbirliği ile balyoz, askeri casusluk, sözde şike davası gibi kumpas davalarla hapse atılmış, bir kısmı mahpus damında yaşamını yitirmiş, bir bölümü amansız hastalıklarla mücadele eder hale getirilmemiş miydi?

Günümüzde de, suçlu suçsuz ayrımı yapılmadan, devlet memurları işten atılmıyor, Fetullah Gülen Terör Örgütü ile bağlantısı bulunmayan insanlar hapse konulmuyor, haksızlığa uğramıyor mu?

Kanımca, 12 Eylül 1980de başlayan, hukuksuzluk belki de artarak sürüp gidiyor.

Eğitim