darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

Katar'dan gelecek 15 milyar doların gideceği adres belli oldu

'Ekonomide korkulan senaryo gerçekleşmek üzere'

Merdan Yanardağ: Erdoğan, kararname ile bir gecede herkesin mülküne el koyabilir!

Ünlü muhabirden Brunson krizine ilişkin önemli iddia

Alman basını: Erdoğan'ın fikrini değiştirmesi için fazla zamanı kalmadı

Duterte Obama’ya neden 'o… çocuğu’ dedi?

Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte'nin ABD Başkanı Barack Obama için söylediği sözler büyük tartışma yarattı. Peki, Duterte neden böyle bir çıkış yaptı ve "ilk taşı" o mu attı? soL Haber Portalı'ndan Tulga Buğra Işık gelinen süreci özetledi. 
Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, ABD Başkanı Barack Obama’ya “o… çocuğu' diyerek gündeme geldi.  Duterte’nin bu çıkışı yaptığı günlerde, G20 zirvesi sebebiyle Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret eden Obama, diğer devlet başkanlarının aksine kırmızı halıyla karşılanmadı. İnişi sırasında protesto edilen Obama’nın yaşadıklarının “kazayla olamayacağı' vurgulandı. Olayın ardından Wall Street Journal’da çıkan bir yazıda, Çin’in ABD’nin “onuruna karşı', “örtülü' bir savaş yürüttüğü öne sürüldü. Peki, Duterte neden böyle bir çıkış yapma “ihtiyacı' hissetti, bu cesareti nereden buldu ve yaşananlar Asya’yla mı sınırlı?

DUTERTE NEDEN OBAMA’YA KÜFRETTİ?
Küfrün kendisi kadar medyada yer almasa da, Duterte’nin çıkışının sebebi çok basit, Obama’nın Filipinler’in içişlerine karışmak istemesi. Seçimler sırasında uyuşturucuyla mücadeleyi merkeze alacağını ve bunun için “ne gerekiyorsa' yapacağını söyleyen Duterte, seçildikten sonra bu konuda seri adımlar attı ve gerçekten de çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan operasyonlar yapıldı. Attığı adımı savunan Duterte, “önceden de insanlar ölüyordu, ancak eskiden ölenler masumlardı' dedi.
Obama’nın Duterte ile gerçekleştireceği görüşmesinde, Duterte’yi bu konuda eleştireceğinin söylenmesi üzerine, Duterte ABD’nin içişlerine karışamayacağını belirterek malum sözleri söyledi. Sonraki açıklamalarında da ABD’nin kendilerini “insan hakları' yönünden eleştiremeyeceğini vurgulayan Duterte, ABD’ye Filipinler’de gerçekleştirdiği katliamları hatırlattı.

The Conversation’da yayımlanan Shelton Woods imzalı bir yazıda, Filipinler’in sömürge geçmişine vurgu yapılarak, ülkenin egemenliğine büyük önem verdiği ve ABD’nin ülkeye karışmasının istenmediğine dikkat çekildi. The Philippine Star’ın yayımladığı, Duterte’ye desteğin %91’e ulaştığını gösteren araştırma da, bunu doğruluyor. Ancak Duterte’nin çıkışının yeni bir durum olduğunu söylemeliyiz. ABD’nin yakın bir müttefiki olan Filipinler, bölgede ABD’nin Çin karşıtı hamlelerinde de anahtar konumda.

ABD’NİN GÜNEY ÇİN DENİZİ STRATEJİSİ VE DUTERTE’NİN ÇIKIŞI
Bölgede kabaca “Çin karşıtı' olarak tanımlayabileceğimiz bir eksen kurmak isteyen ABD, buna Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Avustralya dâhil olmak üzere pek çok ülkeyi dahil etmek istiyor. Ancak söz konusu eksenin ABD’nin istediği haliyle oluşmasında zorluklar var.

Bölge ülkelerinde hâlihazırda büyük bir askeri varlığı olan ABD, Güney Çin Denizi kriziyle bile bunu ancak sınırlı miktarda artırabiliyor. Özellikle de bölgedeki ABD üslerine karşı hem Güney Kore’de hem de Japonya’da protestoların arttığı düşünüldüğünde, ABD Çin’e karşı askeri kuşatma gerçekleştirecek “vekiller' kullanmak zorunda kalıyor.

Bunun için Japonya’nın gönüllü olduğu görülüyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında silahsızlandırılan Japonya, halkın çoğunluğu karşı olmasına rağmen, yeniden başka ülkelere karşı müdahale gerçekleştirebilecek bir ordu kurmaya girişti. Bunun için gerekli yasal düzenlemeler de birer birer yapılıyor. Japonya’nın yeniden silahlanmasıysa, Asya ülkelerinde “tatsız' hatıraların canlanmasına sebep oluyor.

Her ne kadar Güney Kore ve Filipinler, “ABD müttefiki' olsa da, bu iki ülkede de Japonya kanlı katliamlar gerçekleştirdi. Örneğin 1945’te gerçekleştirilen Manila katliamında, Japon askerleri 100 binin üzerinde sivili öldürdü. Japon militarizminin acı hatıraları hala zihinlerdeyken, Çin karşıtı seferberlik, ABD’nin istediği “hevesle' yürütülemiyor. Bunda Çin’in bölge ülkelerine el uzatan diplomasisinin de rolü büyük. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer testlerini kınayan Çin, bölgede bir tür “denge' siyaseti yürüterek, kendisine karşı bir eksen oluşturulmasının önüne geçiyor.


Durum böyleyken, Duterte’nin nereden cesaret aldığı da daha kolay anlaşılıyor. Mevcut ortamda ABD’nin bölgedeki “müttefiklerine' sırt çevirme ya da onların belirlediği çizgileri aşarak “içişlerine karışma' lüksü bulunmuyor. Duterte'nin açıklamasından sonra Obama-Duterte görüşmesi iptal edilse bile, ikili Duterte’nin dönem başkanı olduğu Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği zirvesinde kısa bir temas gerçekleştirdi.

DURUM SADECE FİLİPİNLERLE Mİ SINIRLI?
Filipinler ve Çin’in son adımları “sembolik' olarak görülebilecek olsa da, bu adımların öncesinde ABD’ye karşı yapılan daha “sert' bir hamle bulunuyor. Çin Halk Cumhuriyeti tarafından tasarlanan Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ile bölgede yeni bir “uluslararası finansal yatırım' örgütü kurulmuş oluyordu. ABD, kendi müttefik ülkelerinden bu bankaya dahil olmamalarını istemiş, bu konuda yoğun bir diplomasi yürütmüştü.


Ancak ABD karşı çıkmasına rağmen Avustralya, Almanya, Filipinler, Güney Kore, İngiltere, İsrail ve İtalya 25 Aralık 2015’te anlaşması imzalanan ve 16 Aralık 2016’da çalışmaya başlayan AIIB’ye dahil oldu. AIIB’nin kurulmasıyla birlikte ABD küresel ölçekte “oyun kurma' tekelini kısmen yitirmiş oluyordu. Bununla birlikte ABD karşıtı “popülist' söylemlerin de önü açıldı.

Buna bir örnek olarak İngiltere verilebilir. ABD’nin uyarılarına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma yönünde karar aldı ve hem Obama’ya hem de Hillary Clinton’a “hakaret etmiş' olan Boris Johnson’ı dışişleri bakanı yaptı. Obama’nın “yarı Kenyalı ataları' yüzünden İngiltere’yi sevmediğini savunan Johnson, ırkçı olduğu yönündeki yorumlara aldırmadan söylediklerinden dolayı pişman olmadığını belirtti. Johnson, Clinton içinse “boyalı sarı saçları ve sarkık dudakları ve çelik mavi bakışıyla akıl hastanesindeki sadist bir hemşireyi andırıyor' demişti. Johnson, Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesini de talep etmişti.

Yürütülen diplomasi için “kalitesiz' denebilecek olsa da, Wall Street Journal’da belirtildiği gibi Obama’nın sert çıkışları muhatap ülkeleri rahatsız ediyor gibi görünmüyor. Bunda elbette Obama’nın başkanlığının sona erecek olmasının rolü olabilir. Ancak ABD yaptırımlarının “korkutuculuğunun' azalmış olduğu ortada.

YENİ DURUMUN SINIRLARI NEREDE?
Her ne kadar ABD karşıtı çıkışlar yükselişte olsa da, burada tarif edilen durum, yeni bir ittifak odağı oluşturulmasındansa, mevcut ilişkilerin biçimine dair pazarlıkları andırıyor. Henüz ABD karşısında “gerçek' bir askeri ve iktisadi alternatif yok.

ABD eksenindeki ülkeler, ABD’ye yalnızca kendilerinin ABD’ye “muhtaç' olmadığını, ABD’nin de kendilerine ihtiyaç duyduğunu göstermek istiyor. Bunu yaparken de Çin ve Rusya’nın açtığı çatlaklardan faydalanıyor. Yapılan silah anlaşmaları ve diplomatik anlaşmalar buna işaret ediyor. Bu ülkelerin ABD’yi ve ABD ile ilişkilerini ne kadar “test edeceğini' bekleyip göreceğiz. ABD’deki tartışmalarsa, mesajın kısmen de olsa alındığına işaret ediyor.

ABD'ye karşı kullanılan söylemler, zaman zaman "yüksek" de denebilecek dozajlarına rağmen, "ilkesel" bir karşı çıkış barındırmıyor.

İlgili Haberler

Dünya

16 yaşındaki lise öğrencisi, Apple'ın ana sistemini hackledi

Dünya

Makam aracını bıraktı, 23 bin liralık bisiklet aldı

Dünya

FSB: Ermenistan-Türkiye sınırını geçen bir Gine vatandaşı gözaltına alındı

Dünya

Arap medyasından, Katar'ın Türkiye'ye yaptığı 15 milyar dolarlık yatırıma tepki

Dünya

İran'da çatışma: 4 asker yaralı

Dünya

Meksika'da kadın manken yasağı

Dünya

Kabil'deki saldırıları IŞİD üstlendi

Dünya

Fransa'da ilginç yasak: Sokakta oturmak yasak

Dünya

Alman gazetesi ABD'nin yaptırımlarının etkili olmamasının nedenlerini açıkladı

Dünya

Körfez basını, Katar'ın 15 milyar dolarlık yatırım vaadini nasıl gördü?

Dünya

Hindistan eski Başbakanı Vajpayee yaşamını yitirdi

Dünya

Xiamen Havayolları'na ait Boeing 737 uçağı, yere çarparak iniş yaptı