YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

Teşbih-hata diyalektiği

21.12.2017 10:35

Teşbihte hata olmaz der eskiler. Olmaz olur mu? Bal gibi olur! Baksanıza Şeytan Rıdvanın yediği halta… Göze gireyim diye bir teşbih yapmaya kalktı, başına gelmedik kalmadı. Sen kalk Tayyip Erdoğanı Deniz Gezmişe benzet; kimseye yaranamadı.

Konu o kadar çok ağızda sakız, o kadar çok sofrada meze oldu ki, bize yazacak bir şey kalmadı. Aslında tatlı konuydu. Şeytan Rıdvan, Tayyip Erdoğan, Deniz Gezmiş, Devlet Bahçeli, parka, Amerika… Ne kalem oynatılır ama!

Neyse, biz de konuyu genelleştirir, halkımızın teşbih seçiciliği diyalektiği üzerine bir şeyler yazarız kısaca…

***

Rıdvanın teşbihini duyunca aklıma takılan soru şu oldu: Bu toplumda Deniz Gezmiş, parkalı Tayyip Erdoğandır diyen biri çıkar mı? Deniz Gezmişi, Tayyip Erdoğan üzerinden övmeye kalkışacak birine rastlanabilir mi? Fakat Tayyip Erdoğan, parkasız Deniz Gezmiştir diyene rastlanıyor.

Bu, Deniz Gezmiş ile Tayyip Erdoğan imgeleri arasındaki kritik farkın göstergesi.

Aynı şey Mustafa Kemal için de söylenebilir. Bilindiği gibi son zamanlarda Tayyipi Atatürke benzetenler de çıktı. Peki, neden Atatürkü Tayyipe benzetenler çıkmaz, çıkamaz?

Demek ki, halkımızın en densizlerinin nezdinde bile Mustafa Kemale, Deniz Gezmişe benzemek güzel bir şey, övünç kaynağı…

Ama Tayyip Erdoğan için aynı şey söylenebilir mi? Ben Bahçelinin bile Erdoğana benzetilmekten hoşlanacağını sanmam. Örneğin Rıdvan, şeytana dahi benzetilmeyi, Tayyipe benzetilmeye yeğleyecektir, eminim…

***

Halkımızın teşbih yelpazesi son derece geniş. Biz övgümüzü de yergimizi de teşbihlerle yapmayı seven bir halkız.

Sevdiğimiz kadına sülün gibi deriz, kısrak gibi deriz, ceylan gözlüm deriz, kedinin hatta örümceğin bile bir gideri vardır; ama katana gibi, akrep gibi veya kurbağa gözlü diyerek sevgimizi belirtmeyiz.

Sevilen erkeğe koçum denir, aslanım denir, hatta ayı bile denebilir. Ama manda gibi, solucan gibi diyerek adam sevilir mi?

Aslan gibi delikanlı deriz; ama çakal gibi veya it gibi delikanlı denir mi? Örneğin Yılmaz Güneye aslan gibi yakışır. Peki, -nereden aklıma geldiyse- Sedat Pekere hangisi yakışır?

Gelelim bitkilere… Çiçek ve ağaç adlarının çoğu sevgi ve övgü sözcüğü olarak kullanılır. Ama sebzelere çok haksızlık yapılmıştır. Kimse birbirini hıyar, lahana, kabak, patlıcan diyerek övmez. Meyveler ikircikli… Kiraz güzel isimdir; ama kimse çocuğuna muşmula adını takmaz.

Delici ve kesici aletlerden, çakı gibi, mızrak gibi, ok gibi diyerek övülür; balta gibi, testere gibi diyerek yerilir…

Daha binlerce örnek verilebilir. Bütün bunlar yüzyıllar içinde çok çeşitli deneyimlerle oluşmuş teşbihlerdir herhalde…

***

İşin aslı şu: Tarihin bir hazine sandığı vardır, bir de çöp kutusu. Halkımız kimi nereye koyacağına uzun uzun düşünüp, ölçüp biçtikten sonra karar verir. Karar bir kere verildikten sonra değiştirmek son derece zordur. Teşbihin övgü mü yergi mi olacağını bu kolektif (ve tarihsel) karar belirler.

Erdoğana yalakalık yapmak isteyen Rıdvanın aklına neden Deniz Gezmiş geliyor? Neden Tayyip Erdoğan fessiz Vahdettindir demiyor örneğin? Diyemez! O da biliyor kimin hazine sandığında kimin çöplükte olduğunu.

Halkımız övmek isterken kime, yermek isterken kime benzeteceğini çok iyi bilir. İşte bu anlamda teşbihte hata olmaz.

Halkımız kime benzeteceği konusunda hata yapmaz. Kimi benzeteceği konusunda hata yapanlar çıkıyor bazen; o da zamanla düzeltiliyor.

 

 

 

 

Eğitim