Çok Okunanlar

'Hanımefendi danışmanı'ndan Atatürk düşmanına: 'Yanındayız kardeşim'

Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye boykot çağrısı

Diyanet'in skandalları bitmiyor! Atatürk'e ağır gönderme

'İstanbul'un AKP adayı artık belli'

Mansur Yavaş, adaylığına ilişkin 'doğru haberi' paylaştı

Engelliler Kongresi günlerinde 'Sosyal Engelliler'

Prof. Dr. Coşkun Özdemir

24-25 kasım  tarihleri arasınd a İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezinde  “1.ENGELLİLİK ARAŞTIRMALARI KONGRESİ “ düzenlendi. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olarak kabul edilmiştir. Kongre İstanbul Üniversitesinden Prof. Resa Aydın ve Ankara Hacettepe Üniversitesinden Prof.Tülin Düger’in başkanlığında gerçekleşti. Kongre boyunca bir çok ilginç bildiri izledik. Devlet ve.belediyelerin  son yıllarda konuya artan bir ilgi gösterdiği çalışmalara destek verdikleri anlaşılıyor. Bu sevindirici bir gelişme ama henüz büyük eksiklerimiz var. Bir de her yerde  siyaset olmasa. Önce "sakatlar" diye anılan daha sonra "özürlüler" diye adlandırılan son yıllarda engelliler olarak anılması tercih edilen bu çok kalabalık gruba ilgi, II. Dünya Savaşından arda kalan milyonlarca sakat kişiler ve çocuk felci geçirip kaslarının gücünü kaybeden yüz binlerce insanın varlığı ve sorunlarının algılanması ile başlamıştır. Bu ilgi Howard Rusk adlı bir Amerikalı hekimin öncülük ettiği  ve rehabilitasyon olarak anılan bir kavramın ve disiplinin  doğmasına yol açtı.

Rehabilitasyon sağlığını şu ya da bu derecede  yitirmiş insanların geri kalan güçlerini mümkün olan en iyi şekilde kullanmalarını ve onların yaşam kalitelerini arttırmayı topluma ve üretime katılmalarını amaçlıyor. Rehabilitasyon kavramı yıllar içinde topluma integrasyon ulaşılabilirlik (accesability) sosyal engellilik gibi yeni kavramlarla desteklendi. Bugün özellikle gelişmiş ülkeler engelli insanlara onurlu bir yaşam sağlamak için çok etkin organizasyonlar gerçekleştiriyorlar. Oralarda engelliler eğitim ve istihdam yoksunluğu yaşamıyorlar. Bir tiyatroya, baleye, operaya gittiğiniz zaman onlara rastlıyorsunuz.

Beni bu ülkelerde gördüklerim ve izlediklerim arasında en çok etkileyen şey yukarıda andığım sosyal engelli kavramı oldu. Kongrede bu alandaki 50 yılı bulan deneyimlerinden yararlanarak yaptığım konuşmanın yanı sıra bildirilere soru ve katkılarla katıldım. Ancak  bu yazıda özellikle sosyal engelli kavramı ülkemizde nasıl gündeme alınabilir?  Bu yazıda onu işlemek  istiyorum. Ben yurdumuzda bu anlayışa ve bu yaklaşıma büyük ihtiyaç olduğu inancındayım

***

"Sosyal engelli" benim yıllar önce ilk kez Danimarka'da karşılaştığım ve öğrendiğim ve gelişme halindeki bir ülkede yaşayan bir insan olarak içtenlikle benimsediğim bir kavram oldu. Danimarka’da 40 yıl kadar önce rehabilitasyon kursu yaparken dünyanın dört bir tarafından gelmiş olan biz kursiyerleri bir güzel binaya götürdüler. İçeri girdiğimizde 30 kadar sevimli çocuğun yardımcılar eşliğinde kahvaltı ettiğini gördük. Ortada engelli filan yoktu. Bizim şaşkınlığımızı görerek hemen açıkladılar; burası evlenmemiş annelerin barındığı bir yerdi. Anneler işe gitmişlerdi. Çocuklar bakım altında idiler. Engellilerle ilgilenen rehabilitasyon organisazyonları bu anneleri korumaya alıyor, onlara iş buluyor ve çocuklarına sahip çıkıyordu. Bu genç kızlar evlenmeden anne oldukları için aileleri ve toplumla bir sürtüşme içine giriyor ve toplumda zor durumda kalıyorlardı. Onlar, sosyal engelli idiler ve diğer engelliler gibi korunmayı, desteklenmeyi hak ediyorlardı.

Evet, ben fırsat buldukça yineliyorum yazık ki pek dikkat çekmiyor ama bakınız-WHO- Dünya Sağlık Örgütünün engelli tanımında ' fiziksel, ruhsal, zihinsel nedenlerin yanı sıra sosyal nedenler' de yer almaktadır. Sosyal engeller görmezden gelinemez. Yukarda belirttiğim gibi bizim bu anlayışı, bu yaklaşımı tereddütsüz  benimsememiz gerekir. Düşünmeliyiz ki memleketimizde çok sayıda belki milyonlarca sosyal engelli var. Ne var ki böyle zengin gelişmiş bir ülkeden örnekler alarak bu servisleri ekonomik sosyal ve kültürel açılardan çok farklı ve yazık ki  yoksunluklar içinde bulunan yurdumuza aktarmak olası değildi. Kurs sonunda yazdığım raporda bunu belirtmiştim. Danimarka zengin bir ülke onların engellileri de bizden çok farklı konumda bulunuyorlar. Bizde evlenmeden anne olmuş genç kızlar için radikal çözüm(!) töre cinayetleri ile onları yok etmektir. Bizim, sosyal engellilere dışlanan horlanan baskı altında yaşayan, yalnızlığa terk edilen, ahıra hapsedilen, 12 yaşında evlendirilen, tarikatların güdümüne terkedilen kızlarımıza-kadınlarımıza kendi koşullarımıza ve olanaklarımıza uygun bir çözüm bir çare aramamız gerekiyor.  

Töre cinayetlerine kurban giden ne kadar çok genç kızımız var. Tüm özgürlükleri elinden alınan, eziyet edilen, dayak yiyen, kuma gidip perişan olan, dul kalıp namus bekçileri tarafından saldırıya uğrayan, yoksulluk içinde kıvranan kadınlarımız. Nazım Hikmet'in soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen dediği kadınlarımız. Varlığı ile övündüğümuz çokca sözünü ettiğimiz insan haklarının, kadın hakları ve eşitliğinin, demokrasinin hiç ulaşamadığı milyonlarımız ve seçimlerde, ramazanlarda sadaka dağıtılan eğitim yoksulu yığınlarımız var. Bunların hepsini sosyal engelli saymak doğru olmaz mı? Çaresizlik içindeki kadınlarımız için sanırım kadın sığınma evleri var ama ne kadar yetersiz. Kadınların en çok  eziyet çektiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise hemen hiç destek yok. Engellilerin Türkiyede 8,5 milyon olduğu ifade ediliyor. Buna her fırsatta itiraz ediyorum  bu sayı  doğru değil eksiktir.

Engelli tanımını görmezden geliyoruz Özürlüler Vakfının yıllar önce başarı ile hazırladığı ama Sağlık Bakanlığının, Özürlüler İdaresinin, SHÇEK'in katılmadığı, izlemediği geniş kapsamlı kongrede yine hemen her şey tartışıldı ama sosyal engelliler gündemde yoktu. Takdirle izlediğim övgü ile andığım bu son kongrede  de sosyal engelli gerçeğine yer verilmemişti. Bu konuya ancak yönetici olduğum ya da katıldığım panelde ya da kongelerde kısaca değinebiliyorum. 13 -14 yaşlarında evlendirilen genç kızlarımızı, erkek egemen toplumumuzdaki aile yapısını ve orada bu genç kızların yaşam koşullarını düşünün lütfen. Yalnız ruh hastalarını değil, sosyal ekonomik kültürel geleneksel töresel nedenlerle ruh sağlığı, ruh dengesi bozulmuş milyonları düşününüz. O zaman engelli sayısının nüfusumuzun oldukca yüksek bir yüzdesine ulaştığını kabul edeceksiniz.

Sosyal engelli kavramı mutlaka gündeme gelmeli ve çözüme kadar oradaki yerini korumalıdır . Bu bence gerçekçi bir yaklaşımdır. Girmeğe çalıştığımız AB, Türkiyeye karşı samimi davranışlar içinde olsaydı azınlık hakları, işkence iddiaları, ifade ve düşünce özgürlüğü 301'inci madde, orduyu etkisizleştirme çabalarından çok daha önce, süregelen feodalite düzeni, ekonomik eşitsizlik yoksulluk eğitim yoksunluğu ve sağlık hakları ile ilgilenmeli idi.

Lütfen, engelli tanımına dikkat edelim. Sosyal engelliler, fiziksel engellilerden çok daha fazladır bu ülkede. Bu gerçeği iyi algılayalım. Onları engelliler kapsamına alalım Siyasal iktidarları yönetimi bunun için zorlayalım. Bu sosyal devletin bir görevi ve sorumluluğudur. Bu görevi yerine getirmek vazgeçilmez bir zorunluluktur.

[email protected]   

İlgili Haberler

ABC Kritik

'Yaptırım' mı?,  'Kitle İmha S­ilahı' mı? 

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Bir PKK-FETÖ-AKP işbirliği: Andımızın kaldırılması

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Bilim, Bilim, Yine Bilim ve Aydınlanma!

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Çatladıkapı ülkesinin çadır mahkemeleri

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

ABC Kritik | Berk Yüksel | Echo ve Narcissus

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Sol Muhalefetin Acıziyeti

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Krizle geldiler ama krizle gitmeyecekler

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Televizyondaki açık oturum konuşmaları

ABC Kritik

ABC Kritik | Nejla Kurul | Karma eğitimi savunmak gerek

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof Dr. Coşkun Özdemir | Türkiye ne halde?

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Müstemleke geldiniz müstemleke gidiyorsunuz: McKinsey'in Türkiye serüveni