darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

AKP'nin İzmir adayı belli oldu

AKP'de Erdoğan'a yalvaran isimleri açıkladı!

Video | Atatürk düşmanı püsküllü, Hz. Hüseyin'in katilini böyle savundu: 'Yezid'e sövmeyin'

İbrahim Kalın'dan Devlet Bahçeli'ye 'hediye' uçak yanıtı

Prof. Dr. Emre Kongar: Emekliliğimizin güvencesi SGK'yı satıyorlar!

Erdemli bir yolun düşünü kuranların düşleri yarım kalır mı?

Suruç katliamının üzerinden aylar geçti ve pek çoğumuz yaşananları kolaylıkla unutmayı başardı. Katliamlara ve acılara alışık olduğumuzdan ya da ateş düştüğü yeri yaktığından olsa gerek unutmayı tercih ediyoruz. Mehmet Lütfü Özdemir mücadeleci bir yazar ve aynı zamanda Suruç katliamının da tanığı. Yaşadıklarını 'Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak’ adlı kitapta derledi.

Çağdaş Gökbel, Mehmet Lütfü Özdemir'le düşleri yarım bırakılmak istenen gençlerin hikayesini konuştu.

Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak... Gerçekten isabetli bir vurgu olduğunu düşünüyorum. Böyle bir kitabı aynı zamanda olaya tanık olan birisinin yazmasını şahsen hayal bile edemiyorum. Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz ve kitabı yazarken ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Öncelikle söyleşi için teşekkür ediyorum. Bugün yeryüzünde eşitlik ve özgürlük için aşk ile mücadele eden insanlar büyük bir düşün, düş yolunun yolcularıdır. Kıyametin koptuğu yere zeytin ağacı dikmeye, kütüphane yapmaya ve çocuklara oyuncak götürmeye giden bizlerde büyük düşün temsilcileri olarak yola çıkmıştık. Dünya tarihinde mülkiyet ilişkilerinin, ataerkinin ve devlet aygıtının ortaya çıkışı aynı zamanda sınıflı toplumların, sömürünün, saldırının, savaşların ve sınırların ortaya çıkışı demektir. Halen bu düzenin, cehennemin içinde 'yaşamaya’ çalışıyoruz, tabi yaşamak denirse!

Bizler, yaşamı mülkiyetten, emeği sermayeden, insanı nesnelerden üstün görüyoruz ve yine gücün mülkiyetten değil, yaratmaktan doğmasına; şartların insanı değil, insanın şartları yönetmesini savunuyoruz. Dolayısıyla bizler bu dünyada sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz, savaşsız ve saldırısız bir yeryüzü 'cenneti’ istiyoruz. İşte bizim büyük düşümüz budur.. Paylaşmanın, sevmenin, eşitliğin ve özgürlüğün kendisini yani yaşamı özgürce yaşamak istiyoruz. Bu bağlamda elinde mülk, sermaye, bilgi ve iktidar/güç bulunan ve bunlar neticesinde kendisinde ayrıcalık toplayan kişi, grup ve devletlerin yeryüzünde olmaması gerektiğini savunuyoruz. Biz iktidarları değil özgürce yaşayacağımız bir yeryüzü istiyoruz ve bu düşümüzün peşinden gidiyoruz. Bu düşü ilk biz kurmadık ve bizden sonrada bu büyük insanlık düşünü kuracak ve sahiplenecekler olacak! Tarih boyunca egemenlere ve zulme karşı, iktidarlara ve ruhban sınıfına karşı mücadele eden ezilenlerin ortak düşünü kendi düşümüz olarak görüp, hem içinde yaşadığımız tarihe ve coğrafyaya karşı hem de büyük düşümüzün tarihine karşı sorumluyuz.

“KİTABIMIZ ERDEMLİ BİR YOLUN DÜŞÜNÜ KURAN DÜŞ YOLCULARINI ANLATMAKTADIR'

Bu bağlamda 'Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak’ bir kitap isminden ziyade düş yolcularının önce ezilenlerin sonra tüm dünya tarihine bıraktığı bir izdir. Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın düşleri bizlere emanet kaldı. Dolayısıyla kitabımız erdemli bir yolun düşünü kuran düş yolcularını anlatmaktadır; bu yola niçin çıktık, ne yapmak istiyorduk bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Ayrıca düş yolcularını katleden sistemin halktan ve tarihten gerçekleri saklamasının önüne geçmek için bu kitap yazılmıştır.

0000000721354-1.jpg

Kitabın ortaya çıkış süreci

Suruç Katliamı’ndan sonra aylar boyunca kendi içime dönük yaşadım. O zamanlarda post travmatik stres bozukluğu’nu yoğun bir şekilde yaşıyordum. Yaklaşık altı ay sürdü bu durum. Bilmiyorum belki devam da ediyordur! O vakitlerde her gün o anlar aklıma geldikçe öfkeden deliye dönüyor ve sinirden ağlıyordum. Katliamdan hemen sonra öfkeden deliye dönmüş bir ruh halindeydim. Şu an bunları ifade ederken dahi o an ve sonrası aklımda ve öylece donup kalıyor sus pus oluyorum! Katliamdan hemen sonra Gaziantep’e cenazelerle birlikte gitmiştim ve orada üç gün geçirdim. Gaziantep’ten İstanbul’a döndükten sonra fiziksel ve ruhsal anlamda rahatsızlıklar yaşadım. Bir yandan bunları aşmak için mücadele ederken, diğer yandan beynimin içinde olan biten tramvayla başa çıkmaya çalışıyordum. Bu zorlukları aşmaya çalıştığımız zamanlarda üstüne Ankara katliamı yaşandı, hali hazırda bir katliamın etkilerinden kurtulmaya çalışırken daha büyüğünün acısıyla da karşılaştık. Ben Ankara’ya o gün hasta olduğum için gidememiştim ama Suruç gazileri ve birçok dostumuz oradaydı. İçinde yaşadığımız ülkenin ve coğrafyanın kaderini katliamlarla ve korku politikalarıyla şekillendirmeye çalışanlara karşı yaşamı savunanlar, barışı savunanlar bir kez daha katledildi.

Suruç katliamını ve sonrasında yaşanan acı olayları birlikte değerlendirdiğinizde gerçekten 'Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak’ diyebiliyor musunuz?

Bizleri varlık sahnesine çıkaran bir hakikat var; biz insanları, hayvanları, doğayı, yeryüzünü, gökyüzünü, dünyayı. Tüm bunlara karşı savaş açan uygar insan ve elindeki güç; doğayı betonlarla, barajlarla, hesler, nükleer ile yok etmeye devam ediyor, savaş politikalarıyla insanları yok etmeye, sürgün etmeye, sömürmeye devam ediyor, hayvanları nesne gibi görüp yok etmeye devam ediyor, kadınları ve çocukları her yerde aşağılamaya ve yok etmeye devam ediyor. Yok etmek istedikleri bizleri onlar var etmedi! Dolayısıyla bizi katledenler ve etmek isteyen faşist zihniyet hakikate savaş açmıştır.

Suruç katliamı ile sevgiye, dayanışmaya, paylaşmaya, umuda ve düşlerimize saldırdılar. Gezi’nin çocuklarının Kürt halkının çocuklarının yarasını sarmasına, acılarını paylaşmasına engel olmaya ve kurulan kardeşlik köprüsünü yıkmaya çalıştılar. Suruç’tan sonra ki aylar içerisinde gazileri gözaltına aldılar, tutukladılar. Faşizme karşı mücadele etmeyi sürdüren birçok düş yolcusu cezaevlerinde. Suruç şehidimiz öğretmen Süleyman Aksu’nun Yüksekova’da ki evini yaktılar yıktılar ve mezarını tahrip ettiler. Ece Dinç’in mezarına saldıran faşistler mezarı tahrip ettiler. Suruç’tan sonra birçok düş yolcusunun cenazesi polis tarafından kaçırıldı! Biz gaziler ve aileler olarak yaralarımızı sarmaya, faşistler saldırdıkça bir arada omuz omuza mücadele etmeye devam ediyoruz. Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak derken aslında hakikat için verdiğimiz mücadelenin yarım kalmayacağı, gerek tarihin gerek yaşamın biz düş yolcularının omuzlarına yüklediği sorumluluğun yerine getirilmesi temelinde değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü bu kitap gerçeklerin üstünün örtülmesini engellemek adına yazıldı.

“RUHUM PARAMPARÇAYKEN ONU TOPARLAMAK İÇİN BAŞLADIM YAZMA SÜRECİNE'

Katliamdan altı ay sonra başladım kitabı yazmaya. Zaten yazmak ve doğada gezmek ve yine dostlar ile muhabbet bu dünyada bana en iyi gelen ve ruhumu dinleyebileceğim alanlar. Ruhum paramparçayken onu toparlamak için başladım yazma sürecine. Katliamın birinci yılına kadar yaşanılan süreci anlatmaya çalıştım. Kitaba ilk başladığımda bir ay boyunca her gece sinirden ağlayarak, kendi kendime ne olursa olsun yazacaksın telkininde bulunarak yazmaya çalıştım. Sonrasında bazı haftalar yazmaya mola verdim. Birinci yılında ilk olarak internetten 'Suruç Katliamı Dosyası’ adıyla kamuoyuyla paylaşmıştım. Sonrasında Suruç Yaralıları ve Tanıkları Platformu’ndan yoldaşlarımız ve yine Suruç Aileleri İnisiyatifi bu çalışmayı kitaplaştırma kararım da bana büyük destek verdiler. Kitaplaştırmaya karar verirken de şöyle bir karar aldık, bu kitabın gelirlerini Suruç’tan ağır yaralı olarak kurtulan ve felç kalan düş yolcusu yoldaşımız Güneş Erzurumluoğlu’nun tedavisinde kullanılmak üzere Güneş’e el verelim ve Güneş yeniden doğsun istedik. Biliyoruz ki zorluklara, acılara ve güçlüklere karşı sevgi ve merhamet yumağı olanlar erdemlidirler. En başından çıktığımız yolu ve düşleri nasıl paylaştıysak sonuçlarında ortaya çıkan bu ağır yükü yine düş yolcuları omuz omuza verip paylaşmışlardır ve paylaşmaya devam ediyoruz. Bizler ortak bir düşün peşinden koşan insanlar olarak dün olduğu gibi bugün ve yarın da "Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak" demeye devam edeceğiz.

Katliamdan ağır yaralı kurtulan Güneş Erzurumluoğlu için başlatılan yardım kampanyasına bildiğim kadarıyla engel olundu ve toplanan yardımlara el konuldu. Sizce böylesi bir kötülüğün arka planında ne olabilir?

Biz Güneş’in yeniden doğmasını istiyoruz. Güneş’in ayağa kalkması demek adaletin ayağa kalkması demektir ve yine umudun, sevginin ve eşitliğin ayağa kalkması demektir. Şimdi DAEŞ ya da IŞİD bir terör örgütüdür dolayısıyla Güneş teröre maruz kalmış birisidir fakat devlet bunu kabul etmiyor! Yaralandığı andan itibaren bir yıl boyunca günlük kırk beş dakikalık bir fizik tedavi hakkı veriliyordu kendisine ve bu süre de sadece kemiklerinin kireçlenmesini önlüyor. Güneş, İsviçre’nin Basel kentindeki bir rehabilitasyon kliniğinin çok iyi olduğunu duyunca raporlarını gönderdi. Doktorlar, 'Tedavi edebileceklerini, umudun olduğunu’ söylediler.

suruc-katliamindan-yarali-kurtulan-gunes-tedavi-beklerken-ceza-aldi.jpg

“BAĞIŞ PARASINI TERÖR PARASI GİBİ GÖSTERDİLER'

Sonrasında Güneş için dayanışma kampanyası başladı. Kampanyanın başladığı ikinci gününde valilik izni alınmadan böyle bir kampanya başlatılmasının suç olduğunu öğrendiler ve kampanyayı dondurdular. Güneş belgelerle Kocaeli Valiliği’ne gitti. Valilik, 'Ne kadar sürede iyileşeceğine dair bir rapor getirmen gerekli’ diyor. Heyet raporunda ömür boyu bakıma muhtaç yazan birinden böyle bir rapor istediler utanmadan! Üstelik Kocaeli Valiliği, Güneş’in Kabahatlar Kanunu’na aykırı davrandığı gerekçesiyle Güneş’e 1500 TL para cezası kesti. Emniyet, Valiliğe Güneş için 'terör örgütüne bağış topladığını söyleyen’ bir yazı yazmış. Yani bağış parasını terör parası gibi gösterdiler.

Güneş yaşadığı ülkede bağış kampanyası başlatamıyor çünkü buna devlet izin vermiyor! Devlet izin vermediğinden başka yollar denendi. Güneş için uluslararası bağış ve destek sitesi www.generosity. com adresi üzerinden 'Umuda el ver, Güneş yeniden doğsun’ adlı bir kampanya başlatıldı. Güneş eğer yeterli desteği bulursa tedavi olabilecek. Güneş’in yeniden sağlığına kavuşmasını çok istiyoruz. Özetlersek, Güneş yaşadığı ülkede devletin istihbarat almasına rağmen önlemediği bir katliamdan ağır yaralı olarak kurtuldu. Bu katliamı önlemediği için katliamın baş sorumlusu devlettir. Devlet hem suçlu hem güçlü bir tutum içerisindedir! Bir yandan önlemediği bir katliam var, bu katliamdan ağır yaralı kurtulanlar var, diğer yandan tedavi olamazsınız size destek yok diyen ve destek verenleri dayanışma içinde olmak isteyenleri engelleyen bir devlet ile karşı karşıyayız. Yaşam hakkımızı her manada gasp eden bir durumla karşı karşıyayız!

Sonuçlarına baktığımız zaman adeta devlet eliyle öldürülmek yok edilmek isteniyoruz ve bu açıkça saf bir kötülüğün ta kendisidir bu faşizmdir. Bugün devlet, sadece kendi ağzından devleti savunan insanların mağdur edebiyatı yaparak var olmaya çalıştığı, yalan ve hilelerle dolu yaşamlarını ve alışkanlıklarını devlet haline getirenlerin devletleştiği aciz, zavallı bir durumdadır. Asıl güçlü olan bizleriz, çünkü biz insanız nesne değil! Toplumu nesne gibi görüp yönetenlerde nesneleştiklerinin farkında değiller! Bir nesnenin planı, programı, vizyonu olmaz dolayısıyla kendisini yalanlar ile var etmeye çalışır ki bu aptalcadır! İşte böylesi bir düzenin sonuçları ortadadır. Katliamlarla ve yalanlarla işledikleri suçların, hırsızlıkların üstünü örtmeye ve toplumdan saklamaya çalışıyorlar. Biz düş yolcuları olarak gerçekleri insanlara ulaştırmaya ve toplumu aydınlatmaya devam etmeliyiz.

Türkiye’de yaşayan gençlere ve düşleri karartılan çocuklara nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Biz yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz! O yüzden bu ülkede barışın olmasını, eşitliğin olmasını istiyoruz. Doğa talanından, kadın cinayetlerine, çocuk tecavüzlerinden yoksulluğa, inanç hürriyetinden ifade özgürlüğüne kadar birçok alanda yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Öyle kuru kuruya 'ırmağının akışına ölürüm Türkiyem!’ demek kolay, bu ülke akmayan, talan edilen ve kurutulan ırmak ve derelerle dolu, ırmağının kuruduğundan haberi dahi olmayanlara devlet her türlü iş güvencesi, cinayet işleyebilme güvencesi verirken diğer yanda gerçek anlamda Artvin’den Alakır’a, Dersim’den Tekirdağ’a, Antalya’dan İzmir’e kadar her yerde doğa için yaşam için mücadele edenleri susturmaya, yok etmeye çalışıyor. Biz kendimizi doğadan ayrı bir yerde görmediğimiz için bunları ekoloji mücadelesi üzerinden örnekliyorum. İnsanlar yani içinde yaşadığım ülkenin insanları, devletin ve devleti ele geçirmek için savaşan grupların ortaya çıkardığı felaketleri görmek için daha ne bekliyorlar? Daha kaç tane katliam, kaç hırsızlık, kaç doğa talanı, ağaç yıkımı, çocuk tecavüzü, kadın cinayeti yaşanacak da insanlar bu gidişe dur diyecek! Açık açık faşizmi yaşadığımız bir dönemde kula kulluk etmemeyi bu toplum ne zaman öğrenecek!

20temmuzsuruc.jpg

“YAKINDA YAŞAYACAĞIMIZ BİR ÜLKE DAHİ KALMAYABİLİR'

Yapılması gereken faşizme karşı birleşik bir mücadeledir. Faşizmi açıkça yaşadığımız böylesi bir dönemde ezilenlerin kısır tartışmaları aşıp ortak müştereklerde buluşacakları zemini hemen yaratması gerekiyor. Yoksa yakında yaşayacağımız bir ülke dahi kalmayabilir! Bir azınlığın, halden anlamazların, yalancıların başımıza açtığı işler bütün bir ülkeyi helak edecek duruma getirdi! Bu yüzden vakit kaybetmeden demokratik temelde faşizme karşı birleşik bir mücadeleyi daha radikal bir noktaya taşımak zorundayız. Cezaevlerine kapatılan vekillere ve belediye başkanlarına sahip çıkarak, katliamların araştırılması ve gizlilik kararlarının ortadan kaldırılmasını sağlayarak, gazeteci ve yazarları sahiplenerek, gerçeği aktaran gazeteleri ve televizyonları sahiplenerek, kadınları ve çocukları sahiplenerek, OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin iptali için mücadele ederek işe başlayabiliriz.

Suruç Katliamı’nın üzerinden on yedi ay geçti. On yedi ay boyunca çocuklarını, sevdiklerini, yoldaşlarını, dostlarını yitiren insanların acısı ve öfkesi gizlilik kararı sürdüğü sürece katlanarak devam ediyor. Biz Roboski, Amed, Suruç, Ankara, İstanbul, Gaziantep ve tüm katliamların sorumlularını biliyoruz ve bu sorumluların halkın vicdanında yargılandığı gibi yargılanmasını talep ediyoruz. Hiçbir Düş Yarım Kalmayacak kitabı Suruç Katliamı’nın iddianamesidir! Suruç için adalet herkes için adalet diyerek katillerden her alanda hesap sormaya devam edeceğiz. Bizi de öldürebilirler ki böylelikle yok ettiklerini düşünebilirler! Ama bizler “Ölürse ten ölür canlar ölesi değildir' şiarından zerrece geri adım atmıyoruz. Bu ülkenin insanları eğer bir gelecek istiyorlarsa sadece devletin konuştuğu bir yerde ve zamanda her şeyin yalan olduğunu, devletin kendilerine yalan söylediğini öncelikle bilmek zorundalar. Devlete, paraya ve iktidara güvenmek yerine dostluklara sarılsınlar ve paylaşmayı dayanışmayı büyütsünler. Sadece laf ile değil pratikle bunu göstersinler ve sevgiyi yüceltip somutlaştırsınlar. Zor olan, düş kurmak ve o düşlerin peşinden gitmektir. Biz düşlerimizin peşinden yürümeye devam edeceğiz çünkü biz düş yolcularıyız o yüzden hiçbir düşün yarım kalmayacağına inanıyor ve kalmaması adına da mücadele ediyoruz.

İlgili Haberler

Güncel

3. Havalimanı Erdoğan'ın dediği tarihte açılmayacak!

Güncel

Tarım işçilerini taşıyan minibüs devrildi: Yaralılar var

Güncel

'Kriz psikolojik' diyorlar! Çocuğuna okul kıyafeti alamayan baba intihar etti

Güncel

Ankaralılar yarına dikkat!

Güncel

Umumi tuvalete dolardaki artış nedeniyle yüzde 50 zam geldi!

Güncel

Prof. Dr. Emre Kongar: Emekliliğimizin güvencesi SGK'yı satıyorlar!

Güncel

Ev sahibi kiracı kavgasında kan aktı: Ölü ve yaralılar var

Güncel

'Doktorum' diyerek çocukların fotoğrafını isteyen şüpheli hakkında yeni gelişme

Güncel

İş cinayetlerine karşı eylem yapmışlardı, tutuklandılar! 3. Havalimanı inşaatında bir iş kazası daha

Güncel

Rekabet Kurulu'ndan TMMOB'a soruşturma

Güncel

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Bilgiyi ihraç etmemiz gerekiyor

Güncel

Bilal Erdoğan: Yeter ki milletimiz okçuluk ve güreşe ilgi göstersin