Gezi’yi kapsayarak aşma şansı

Burak Cop

Türkiye tarihinde 15-16 Haziran 1970 işçi yürüyüşü, 1991 madenci yürüyüşü, Cumhuriyet Mitingleri ve Gezi Direnişi ile beraber büyük toplumsal hareketlenmeler arasındaki yerini şimdiden alan Adalet Yürüyüşü’nün onuncu ve on birinci günlerinde, memleketim Bolu’daki etaba dâhil oldum. Olayın tarihselliğinden duyduğum heyecan Gezi günlerinde hissettiklerime yakındı diyebilirim. 

Bu yazıyı kaleme aldığım sırada yürüyüş 17’nci gününde. İstanbul’a yaklaşıldıkça katılım ve coşku artıyor. Yazı yayınlandığında kafile Kocaeli il sınırından girmiş olacak. 
***
CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının hemen ardından kararlaştırılan Adalet Yürüyüşü, bu kadar kısa sürede böylesine muazzam bir organizasyonun önemsiz aksaklıkları saymazsak mükemmelen kotarılması bakımından başlı başına hayranlık uyandırıcı. Yurt çapındaki CHP’li büyük belediyeler kusursuz bir koordinasyon ve yardımlaşma örneği sergileyerek binlerce kişinin lojistik ihtiyaçlarını karşıladı. 

Bendenizin yürüdüğü iki gün boyunca katılımcıların mola ve kamp yerlerindeki gıda, su ve dinlenme gereksinimlerini Şişli ve Sarıyer belediyeleri karşılarken akşam vakti konaklama alanında da Eskişehir Tepebaşı Belediyesi’nin temizlik işçilerinden oluşan bandonun muhtelif alet edevatı enstrüman eyleyip verdikleri sıradışı konseri sempatiyle izledik. Duraklama alanlarının temizliğinin belediyelerin personeli tarafından ivedilikle halledilmesinin yanı sıra eski adıyla E-5, yeni adıyla D-100 boyunca da belli aralıklarla çöp torbaları yerleştirilmişti. Kafile hakkında “arkalarında çöp bıraktılar'' denmemesi, hem yürüyüşçülerin hem de belediye emekçilerinin ortak kaygısıydı. 

Yaz sıcağında binlerce kişinin kilometrelerce yürümesi ciddi bir susuzluk sorunu ortaya çıkartabilirdi ama belediyeler onun da önlemini almıştı. Mola yerlerindeki tahkimatın yeterli oluşunun yanı sıra yol boyunca da Şişli Belediyesi’nin içme suyu tankları içi yananlara derman oldu. 

Bu zorlu organizasyonun bu kadar kısa sürede örgütlenebilmesi, Berberoğlu’nun tutuklanması ihtimalinin göz önünde bulundurularak belediyelere önceden böylesi bir yürüyüşe hazırlanmaları talimatının verilmiş olabileceğini aklımıza getirdi. Ancak bu bir olasılıktan ibaret ve önemli bir ayrıntı da değil. Kaldı ki böyle bir ön hazırlığın varlığı organizasyonu yapanların becerikliliğine delalet eder ve CHP yönetiminin hanesine artı puan olarak yazılmalıdır.  
***
Onuncu günkü etap sanırım o güne kadarki en uzun yürüyüşe sahne oldu (21 km). Bolu il merkezinin doğusundaki, çimento fabrikasıyla bilinen Çaydurt’tan Ankara’ya doğru 8’inci km’de yer alan başlangıç noktasından hareket edildi, şehir merkezine epey yakın Karacaağaç köyüne dek ilerlendi. Onuncu gün aynı zamanda bayramın arefesine denk geliyordu. Yollar kalabalıktı, özellikle de bizlerin yürüdüğü D-100’e paralel giden E-80 otobanında (bu iki yol arasında birkaç yüz metrelik bir uzaklık var) yoğun bir trafik söz konusuydu. Oradaki manzara ise görülmeye değerdi. 
Pek çok araba yolun kenarına çekmiş; alkışlarla, el sallayarak, zafer işareti yaparak, bozkurt işareti yaparak bize desteklerini ifade ediyordu. Tabii sadece ilerideki otobandan değil, sağ şeridinden yürüdüğümüz yolun ters yönünde seyreden araçların da nicesinden kornalar çalınarak, el sallanarak bize selam verildi. Rabia işaretiyle yürüyüşü protesto edenler ise çok çok seyrekti. Herhangi bir tepki vermeden yol kenarında park edip bizi kameraya çekenler yahut fotoğraflayanlar da eksik değildi. Yanı başımdaki biri arefe gününün “bereketine'' işaret ederek doğru bir tespitte bulundu: 

“Burada bu yürüyüşe tanık olanlar gittikleri yerlerde gördüklerini anlatacaklar. AKP’lisi, Tayyipçi MHP’lisi de anlatacak. Bundan daha etkili bir eylem olamazdı. Bize kızanlar bile namımızı yayacak''. 
***
CHP özellikle 2015’teki seçimlerde milletvekillerinin çoğunu önseçimle belirledi. Elbette CHP’nin örgütsel yapısına, önseçim yöntemine ve milletvekillerinin genel profiline dair pek çok hata ve noksan tespit edilebilir. Bu bambaşka bir yazının konusudur. Fakat şu bir gerçek ki milletvekillerinin çoğunun halkla iç içe ve taban siyasetinden gelen isimler olması, Adalet Yürüyüşü boyunca onların halkla iyice bütünleşmesini, seçmen ve partilileriyle yan yana da değil, omuz omuza olmalarını sağladı. Vekil ile müvekkil arasındaki mesafenin bu kadar kısaldığı, daha doğrusu sıfırlandığı başka bir siyasal eylem türüne bugüne dek tanık olmadım. 

70 yaşına merdiven dayamış Kemal Kılıçdaroğlu’nun her gün kilometrelerce yolu tempolu biçimde yürümesi başlı başına bir fedakârlık örneğiyken milletvekilleri de irili ufaklı özveri örnekleri sergiledi, eylemi zenginleştirdi. Bolu’da tanık olduklarımdan bazılarını aktarayım: 

Yol boyunca sosyal medyadan canlı yayın yapan, hem yürüyüp hem röportajlar gerçekleştiren Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen… Pekşen’in bu faaliyetiyle kendi “Şeker TV''sine rakip olmasına rağmen bundan rahatsız olmayan, kimin neye ihtiyacı varsa oraya koşan, yol kenarındaki erik ağacından boy avantajıyla topladığı erikleri yürüyüşçülere dağıtan İstanbul Milletvekili Ali Şeker… Kafilenin mahsus arkalarında kalan; yürümekte zorlananları, yüzü fazla kızaranları, oflayıp puflayanları kollarına girerek yürüyüşe eşlik eden otobüslere bindiren, her yana koşturmaktan ayaklarının neredeyse lime lime olduğunu sonradan öğrendiğimiz İzmir Milletvekili Musa Çam… İstanbul Barosu’ndan yüze yakın avukatın cübbeleriyle yürüyüşe katılmalarının organizasyonunu sağlayan, kendisi de cübbesiyle yürüyen İstanbul Milletvekili Selina Doğan… Elde megafon yaptığı anonslarla kırk yıllık aktivistleri aratmayan Malatya Milletvekili Veli Ağbaba…

Bunlar yalnızca 2 günlük gözlemlerden seçtiğimiz birkaç örnek. Yürüyüş boyunca CHP milletvekillerinin hepsi sıra neferi oldu, çeşitli sorumluluklar aldı. Maltepe’ye yaklaşıldıkça da sorumluluklarının arttığını görüyoruz. Kafile Bolu’dan Düzce’ye geçtikten sonra, özellikle de provokasyonlara karşı kafileyi korumak ve disiplini muhafaza etmek için üzerinde “görevli'' yazan kırmızı tişörtler giydiler. Düzce’deki, o bölgeyi biraz bilen biri olarak kesinlikle Düzce halkının geneline mal edilmemesi gerektiğini düşündüğüm provokasyonların boşa düşürülmesinin yanı sıra, Sakarya etabındaki saldırgan ve kışkırtıcı eylemlerin de üstesinden gelindiğini haberlerden okuduk. Güzergâhın Bolu merkezine en yakın kısmından (Beşkavaklar Mahallesi’nden Dağkent’e doğru) geçerken ise yurttaşlardan sadece ve sadece coşkun bir destek ve sevgi gördük. 
***
Tempoyu kâh arttırıp kâh azaltarak yürüyüş kolunun çeşitli noktalarında bulunan bendeniz için bazı sürprizler de vardı. DSP Eski Genel Başkanı Zeki Sezer yürüyüşçüler arasındaydı. Uzun zamandır görmediğimiz, İskandinav ülkelerinin siyasetçilerine benzeyen beyefendi kişilikli Sezer sessiz sedasız yürümeyi tercih ediyordu.

Kılıçdaroğlu’nun yanında yürür halde fotoğraf vermek için çırpınan yüzlerce (belki binlerce) kişiden farklı olarak “protokol''de poz vermek gibi bir derdi yoktu. Sohbet ettik ve son yıllardaki sessizliğinin, eşini amansız bir hastalığa kurban verdikten sonra yaşadığı kederle alakalı olduğunu üzülerek öğrendik. 

Sosyalist gruplar da yürüyüşe katılım gösterdi (muhtemelen Maltepe’ye doğru görünürlükleri artacaktır). Bolu Halkevleri en kalabalık gelen gruptu, yürüyüş başlamadan önce de “adalet'' yazılı beyaz şapkalardan elde edemeyenlere kendi amblemlerini taşıyan turuncu şapkalardan dağıttılar. Sosyalist Emekçiler Partisi ve Kaldıraç rastladığım diğer gruplardı. Sosyalist örgütler her ne kadar sloganlarıyla özgünlüklerini ortaya koysa da, hem taşıdıkları pankartlarla hem de sorumlu hal ve tavırlarıyla yürüyüşün ruhuna ve disiplinine uyum gösterdiler. Günün sonunda konaklama alanlarında oluşturulan halk forumlarında da söz alıp mesajlarını kitleye ilettiler. 
***
Adalet Yürüyüşü, toplumun en geniş kesimine hitap eden ve herkesin kendine göre bir içerikle doldurduğu “Adalet'' kavramının hukuksal adaletten toplumsal adalete doğru genişletilebilmesi ölçüsünde, Gezi’nin ulaştığından daha geniş kitlelere uzanacak, böylece Gezi ruhunu kapsayarak aşacak bir siyasetin başlangıcı olabilir.  

YAZARLAR