Çok Okunanlar

'Hanımefendi danışmanı'ndan Atatürk düşmanına: 'Yanındayız kardeşim'

'İstanbul'un AKP adayı artık belli'

Mansur Yavaş, adaylığına ilişkin 'doğru haberi' paylaştı

Fatih Erbakan'dan Saadet Partisi'ne 'darbe'

MHP'li başkan adayından rakiplerine: Elleriyle mezar kazmaya başlasınlar

İnançlılar vesayeti

Prof Dr. Coşkun Özdemir/[email protected] 

Aydınlanmanın benimsenmediği toplumlarda demokrasi ve insan hakları yeşeremez. İki dinci cephenin kapışmalarına ve milyarlık yolsuzluk olaylarına tanıklık ettiğimiz şu son yıllarda aydınlanmadan yoksun ortamlarda inançların ülke için nelere mal olduğunu irdelemek istedim.

Bir süre türlü çeşitli açılımlarla yatıp kalktık. Onun ardından  eksen kayması geldi. "Acaba kaydı mı kaymadı mı?" diye tartışıldı. Bir süre de ortadoğu liderliği açılımı gündemde kaldı. Ama bence en hızla, en tutarlı gelişen açılım ve kayma ülkede aklı bilimi değil, inançları egemen kılmayı amaçlayan dinci toplum açılımı olmuştur. Ayrıca ülkede hukuk kayması, bilinç kayması, ahlak ve ilke kayması olduğu da yadsınamaz. Bu süreç medya ve yapısal değişime uğrayan sermaye katkısı ile ilerliyor. Neredeyse dışlanan bilimin temsilcisi olmak gereken ve son zamanlarda ağır yaralar alan üniversitelerimiz de ağır ağır inançlara teslim ediliyor. TV'lerde bilimsel düşünceden nasibini almamış akademisyenler dinliyoruz. Demokrasimiz inançlara öncelik veren bir doğrultuda ilerliyor. İnançlar vesayeti hızla gelişmektedir.

Bu yazıda çok çarpıcı örneklerle bu gelişmeyi kanıtlamayı deneyeceğim:

İNANÇLI ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ

Yakın yıllarda  İstanbul Tıp Fakültesi’nin Nöroloji Ana Bilim Dalında 5'inci sınıflar için verilen derse, 7 öğrenci  pervasızca 40 dakika gecikerek giriyorlar. Ders anlatan hocanın "Bu saatte nereden geliyorsunuz, bu kadar gecikerek derse girilir mi?" sorgulamasına "biz cuma namazından geliyoruz" diye cevap veriyorlar. Açıkçası  “biz senin dersini takmayız öncelikli olan cuma namazıdır' demek istiyorlar. Dekanlık ve rektörlüğün bu haber kendilerine ulaştığında nasıl davrandıklarına ait bir bilgi edinemedim. Randevu alarak başvurduğum fakültemiz 1980 mezunu  sayın rektör Yunus Söylet bana bu olayla ilgileneceğini vaad etti. Sonucu öğrenemedim. Yakın yıllarda ve tarihimizde ilk kez ana bilim dalımıza elimi sıkmayı reddeden bir asistan geldiğini yazmıştım. Ak saçlı da olsa bir erkek hocanın elini sıkmak günah olur inancını benimsiyordu bu kızcağız. Bu inanç, yaşlı bir hocaya duyulacak saygının çok üstünde idi. Derin bir kaygı duymuştum.

Bundan yıllar önce Konya’da Selçuk Üniversitesi'nde yine 5'inci sınıf tıp öğrencilerinin beyin lokalizasyonları dersinde sıra duygu ve heyecanlara gelince hocaya itiraz ettiklerini "Hocam, bu anlattıklarınız dinimize aykırıdır duygu ve heyecanların yeri beyin değil kalptir "diyerek dersi kestiklerini de yazmıştım. Bir yıl sonra hekim  olan bu gençler şimdi nasıl halk hekimliği yapmaktadırlar merak etmez misiniz ?

Cübbeli Hoca tarihin ünlü bilim ve sanat insanları ile tanışamayacak

Son yıllar içinde TV'lerde sıklıkla  din yorumları yapan ilahiyatçıları, ünlü imamları dinliyoruz. Onlara geniş yer veriliyor. Düşünce ve yorumları saygı ile dinleniyor. Cübbeli Ahmet hoca sık sık göründü ekranlarda. Onu ciddiyetle dinleyen Fatih Altaylı hocaya bir soru yöneltti; “Hocam bu dünyadan gelip geçen büyük insanlar oldu. .Büyük bilim adamları Einstein gibi, Galile,Newton gibi ve  büyük sanatçılar, Michalengelo, Leonardo da Vinci gibi. Bu insanlar cennete giremezler mi?"

Cübbeli hoca hemen cevapladı “Fatih bey bu insanlar yaşarken Müslümanlık var mıydı? Evet vardı. Peki bu bilim ve sanat insanları Müslümanlığı seçtiler mi ? Hayır. O halde elbette cenneti hak etmiyorlar'

Bunu dinleyince “eyvah" dedim çok yazık, Cübbeli hoca, öteki dünyada bu büyük bilim insanları ve sanatçılarla tanışamayacak. Öyle ya o cennette, ötekiler cehennemde. Bir başka ilahiyatçı  Ali Rıza Demircan “İslam diyor ki' diye başlayan söylemlerinde Kuran dışı bir referans tanımadığını belitti.

DEKOLTE GEZEN KADINLAR

Şu rastlantıya bakın yukarıda inançlı öğrencilerinden  söz ettiğim üniversiteden bir ilahiyat profesörü “kadınlar dekolte gezerlerse tecavüz beklemelidirler ve bu takdirde suç yalnız tecavüzcü erkeğe ait olmaz onu  paylaşmış olurlar' diyor. Prof. Orhan Çeker ifadelerinin ardında olduğunu ve çok sayıda onay mesajı aldığını bildiriyor. İnancını samimiyetle, dürüstçe dile getiren bir insan o. İslam referansı ile kadın üzerinde erkek denetimi sağlanıyor. O günün Üniversite Rektörü sayın Süleyman Okudan bir açıklama ile bu olaydan duyduğu derin üzüntüyü dile getirmiş ve bu tür yaklaşımların asla  Selçuk Üniversitesine yakışmadığını ve bu sözleri kınadıklarını bildirmişti. Ne varki sayın İlahiyat profesörü hakkında herhangi bir kovuşturmaya gerek görülmedi. Sözleri akademik özgürlük sınırları içinde sayıldı. Demek ki o öğrencilerine özgürce zehir saçmaya devam edecektir. Avrupa şampiyonu bir atletimiz Nevin Yanıt'a “kaltak kız kıyafetinden utanmıyor musun?" diye seslenildiği de hatırlardadır.  İlahiyatçılardan yeni bir inci daha var bilirsiniz; "Açık gezen kadın perdesiz ev gibidir. Ya kiralıktır ya satılık. Örtünmeyen kadınlar fuhuşu davet ederler!" İşte akılla donatılmayan inanç böyle bir şey.

İdil Biret’in konserine burada içki içilerek günah işleniyor diye saldıranları unutmak mümkün mü? Sivas katliamı belleklerimizden silinebilir mi?

Tüm yaşamını bilime eğitime adamış bir azize diye anılan Türkan Saylan’a yapılan saldırılar nereden kaynaklanıyor?

Onu "Zıbarıp gitti, cehennemde onu zebaniler karşılayacak, Atatürkçü Düşünce Derneği üyelerini de yanına çağırsın" diye ananlar nasıl bir inanç taşıyorlar?

Kadın düşmanlığı mı yoksa sapkın kör inançlar mıdır bunlar? Ahlaksızca bir cinsel tecavüz olayında 13 yaşındaki kızın sorumlu olduğuna karar veren mahkemenin bu kör inançlardan esinlendiğini düşünmez misiniz? Fetocu muydu bu hakimler?

Ya enkaz altında kalan kuran kursundaki çocukları için 'çok şükür plajda mayo ile değil namaz kılarken can verdi' diye teselli bulan babalar nasıl bir inanç taşıyorlar. Halka bir yılbaşı eğlencesini haram edenler hangi ortamda yetişiyor? Bir de “vahiyle akıl çatışması varsa akla başvurun' diyen 12'inci asırda yaşamış İbni Rüşt'ü ,İbni Haldun'u düşünün. Müslüman geçinen bu iktidar içinde onları ananlara rastlıyor musunuz?

Aydınlanmanın benimsenmediği bir toplumda demokrasi ve insan haklarını geçerli kılabilir misiniz? Uzun yıllardır bu inancı taşımayan politikacılar tarafından yönetildik. Ama hiç kaygılanmayalım; TV konuşmacılarımızın çoğunluğu yıllardır ülkemizde irtica var yaygaralarının sadece bir paranoyadan ibaret  olduğu güvencesini veriyorlar!

Ülkede gelişen, güçlenen laiklik düşmanlığını görmezden geliyorlar. Kaçak saray küllüyesinde zikir yapıldığını laikliğe meydan okunduğunu öğrendik. Bütün bunları özgürlüklerin gelişmesi olarak yorumlayanlar az değil. Şimdi artık imamların ev ziyaretleri başlayacak ve ilkokul çocuklarımız umreye gidecekler.

EMİNE ERDOĞAN'DAN KADIN HAKLARI GÜVENCESİ  

 Türk kadınlığını temsil eden (!) Emine Erdoğan sanırım geçen yıl -iki yıl önce de olabilir- Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmada yurdumuzda kadın haklarında büyük ilerlemeler (!) kaydettiğimizi bütün dünyaya ilan etti. Ne mutlu bize değil mi? Örtünme özgürlüğünü de kastetmiş olabilir. Şimdi artık hakim ve polis emniyet müdürü hanımlarımız da örtünme özgürlüğüne kavuştular. Çağdışı söylemlerinde hiç de yalnızlık hissetmeyen Orhan Çeker ve benzerleri yaymaya çalıştıkları inançları ile görevlerine devam edeceklerdir.

Bir başka tarihci yazar da "Cumhuriyet şeriatı susturmak için kurulmuştur ve istiklal harbinden 50 kat fazla insan öldürülmüştür" buyuruyor. Yine  geçtiğimiz yıl bir de Erzurum'da yayınlanan derginin yayınları açıklandı. Üst düzey bir bürokrata ait bir dergi. Erzurumlu kızları aşağılayan yazılar yayınladı. "Erzurumlu kızlar artist olmak için İstanbul'a gidip kadın olarak dönüyorlar" diyor. Kadın düşmanlığından önce inanç sapıklığıdır bunlar. Ama irtica ile mücadele ülkemizde suçtur. Bu yüzden Silivri'de yıllarca yatanlar oldu. Dünyaya, insana, kadına bakışları budur. Çok sayıda akademik ünvanlı geri kafalara sahibiz bu ülkede. Kadın, eşit haklara sahip bir insan değil, bir cinsel objedir. Erkeğe bağlı ve erkeğe tabi olmalıdır. Evet, irtica bir paranoyadır ve icat edilmiştir iddialarına karşın uzun yıllardır laiklik karşıtı, din ve inanç sömürücüsü iktidarlar desteği ile din eksenli bir açılım ülkemizde hızla gelişmiştir. Din kaynaklı muhafazakarlık yaygınlaştırılmıştır. Türbanla birlikte bir çok benzer konunun tartışmasında referans olarak dini inançlara başvurulmaktadır. Bugün ülkemizde iktidarın desteğinde gelişen İslam inancı laiklikle uzlaşmayı kabul etmiyor. Burada, bunun sayısız kanıtlarından ancak bir kaçını verebildim. Diyanet İşleri Başkanlığı bu insanlık dışı kör inançlara karşı sesini yükseltmiyor. Hatta Van depremi ile ilgili bilim insanlarının açıklamalarını eksik buluyor. 'Bir de metafizik var, yaradan var onun sınavları var' buyuruyor. Ama “kadınlar ev işleri ile çocuk bakarak yorgun düşerler unutkan olabilirler o nedenle bir yerine iki kadının şahitliğinin gerekli sayılması doğrudur. Birisinin unuttuğunu öteki tamamlar' diyen ünlü bir ilahiyat profesörü Prof. Süleyman Ateş özgürce konuşuyor.

Erbakan'ın kaybının milletimiz için nasıl bir yoksunluk ifade ettiğini birbiri ile yarışarak belirten politikacılarımızın açıklamalarına da tanık olduk. Ama AKP'yi kuranlar hocalarını hangi nedenle terk ettiler, bunun açıklamasına rastlamıyoruz. Evet, yıllardır kaymanın her türlüsünü yaşıyoruz. Asıl kayma inançlara doğru olandır. Alkol satan yerler denetleniyor ve yasaklar getiriliyor. Migros'tan bira ısmarlayamıyorsunuz, yasak.TÜSİAD da geçen yıllarda evlere şenlik bir Anayasa hazırlamıştı. Anayasacı bir profesör "pasif laiklik" önermişti. Böylece dinci toplum dayatmalarına destek veriyordu. Sonraki gelişmelerle bundan vazgeçti .Bu inançları savunanlar onların Fetocular ve  iktidarla birlikte küresel emperyalizmin hizmetinde nasıl başarı ile kullanılabileceğini hiç umursamıyorlar.

İlgili Haberler

ABC Kritik

'Yaptırım' mı?,  'Kitle İmha S­ilahı' mı? 

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Bir PKK-FETÖ-AKP işbirliği: Andımızın kaldırılması

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Bilim, Bilim, Yine Bilim ve Aydınlanma!

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Çatladıkapı ülkesinin çadır mahkemeleri

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

ABC Kritik | Berk Yüksel | Echo ve Narcissus

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Sol Muhalefetin Acıziyeti

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Krizle geldiler ama krizle gitmeyecekler

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | Televizyondaki açık oturum konuşmaları

ABC Kritik

ABC Kritik | Nejla Kurul | Karma eğitimi savunmak gerek

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof Dr. Coşkun Özdemir | Türkiye ne halde?

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Müstemleke geldiniz müstemleke gidiyorsunuz: McKinsey'in Türkiye serüveni