YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

Modern solcu lümpen taksiciye karşı!

15.03.2018 08:30

Tartışmaya başlamadan önce sık kullanılan bir kavramın tanımı üzerinde anlaşmak gerekiyor: Lümpen proletarya. 

Lümpen proletarya terimi, proletaryanın lümpen olanı anlamında kullanılmaz. Bir işçi (veya herhangi bir sınıfın üyesi) lümpen olabilir, bu tür nitelikleri ağır basabilir; ona sadece lümpen denir. Bu sınıfsal değil bireysel bir durumdur, kişisel bir özelliktir. 

Lümpen proletarya terimi kendine özgü nitelikleri olan bir toplumsal kesimi tanımlamak için kullanılır. Aslında Marksist literatürde pek de üzerinde düşünülmüş, kesin hatlarla analiz edilmiş bir kesim değildir. Daha çok emeği ile değil küçük emek hırsızlıklarıyla geçinen, yasal olmayan yollarla para kazanan, patronlarının tetikçiliğini ve hizmetçiliğini yapan, kısaca toplumun tortusu diyebileceğimiz bir kesimdir. Hırsızlar, dilenciler, dolandırıcılar, pezevenkler, mafya mensupları vb… 

Dolayısıyla taksi şoförleri için lümpen proletarya terimini kullanmak doğru değildir. Taksi şoförleri içinde lümpen olanlar yok mudur; vardır. Hizmet sektörünün özel bir alanında, bireysel bir biçimde çalışıyor oluşları -özellikle günümüz koşullarında- bu oranı artırmakta mıdır; evet doğrudur, artırmaktadır. Fakat üniversite öğretim üyeleri içinde de sürüyle lümpen vardır ve oranı da düne göre epey artmıştır. Ama bu durum, söz konusu kesimlerin lümpen proletarya kategorisine dahil edilmeleri sonucunu vermez. 

Kabaca, taksi şoförlerinin kullandıkları üretim aracına (yani otomobillerine) sahip olmayanlarını işçi, sahip olanlarını da -irili ufaklı- esnaf olarak sınıflayabiliriz. Şu anda aktif olarak çalışan taksi şoförlerinin büyük çoğunluğu işçidirler. Hem de son derece ağır (tehlikeli, yıpratıcı) koşullarda, yoğun bir emek sömürüsüne maruz kalarak, her an işlerini kaybetme tehdidi altında, minimum örgütlenme şartlarında, neredeyse köle gibi çalışmaktadırlar. Diğer sektörlerdeki çoğu emekçi gibi… 

*** 

Sınıfsal anlamda uber taksi şoförleri ile bildik taksi şoförleri arasında hiçbir fark yoktur. İki kesim de sahibi olmadıkları bir üretim aracını kullanarak geçinmeye çalışmaktadırlar. Çalışma koşulları arasında tabii ki fark vardır: Bakkal çırağıyla süpermarket çalışanı arasındaki fark gibi. 

Bazı arkadaşlar klasik taksicilik sistemi ile uber sistemi arasındaki çatışmaya, taşralı kapitalizm ile kurallı kapitalizm arasındaki çelişki düzleminden yaklaşıyorlar, taşralılığın kötülüklerini sayıp döküyorlar ve kurallı olanından yana tavır koyuyorlar. Onlara göre her olumsuzluğun temelinde kapitalistleştiğimiz halde burjuvalaşamamamız yatmaktadır ve işte şimdi gerçek burjuvalar gelip bizi adam etmektedirler. Süpermarketlerin mahalle bakkallarını adam ettikleri gibi, uberciler de lümpen taksicileri adam edecektir; adam olmayan da yok olup gidecektir. 

Bu ikisi arasında tercih yapmak dışında bir yolumuz kalmadıysa vay halimize… İngiliz işgali ile Amerikan mandası arasında tercih yapmak gibi bir şeydir bu. Bu ikilemi reddederek gerçekleşmişti Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimleri. 

Böyle bir reddiyeyi oluşturabilmek için soruna emekçinin safından yaklaşmak gerekir. Emekçinin safında olmak, onun kir pas ve çamurunu savunmak veya hoş görmek (göz ardı etmek) anlamına gelmez. Böyle cıvık bir popülizme elbette karşı olunmalı. Mesele emekçinin kir pas ve çamurunun neden ve nasıl oluştuğunun temeline inmek ve bu olumsuzluklardan kurtulmasının tek yolunun kendi devrimci pratiği olduğunu kavramaktır. Bu bakış açısına sahip olduğumuzda, emekçiyi -çok haklı gibi gözüken veriler kullanarak- kötülemek yerine, o devrimci pratiğe önderlik etmeye çalışabiliriz. 

Her zaman verdiğim örneği burada tekrarlayacağım: Curieler tonlarca çamur ile uğraştıklarını biliyorlardı; ama bir gram radyumu elde etmenin tek yolunun o tonlarca çamuru damıtmak olduğunun da bilincindeydiler. Curie yöntemini benimsemelidir devrimci. 

Mevcut taksicilik sistemi veya yeni giren uber sistemi hakkında fazla bir şey söyleyemem, ayrıntılarını bilmiyorum. Fakat hangisi olursa olsun, bu sistemin ezilenleri/emekçileri sabah-akşam direksiyon sallayarak geçimini sağlamaya çalışan şoförlerdir. Konuya -tabii ki genel sistemin bir parçası olarak- bu çelişki açısından yaklaşmak gerekir. Böyle yaklaştıktan sonra kirleri pasları, çamurlukları, lümpenlikleri tartışma hakkımız da olacaktır. 

*** 

Fazla uzatmadan bir noktaya daha değinmek istiyorum. 

Bugün Türkiyede emekçilerin çoğunluğu ilkel milliyetçiliklerin ve dinciliğin yoğun ideolojik hegemonyası altında. Ayrıca örgütsüzler ve sömürücülerinin karşısında yapayalnız durumdalar. Ya iktidardan ulufe dilenmek ya da yaşadıkları cangılda sorunlarını bireysel isyanlarla çözmek zorunda kalıyorlar. Her türlü çürüme, yozlaşma, lümpenleşme ve saldırganlık bu zeminden besleniyor, giderek yayılıyor.  

Emekçi sınıfların öncüsü olma iddiasındaki sosyalistlerin çoğunluğu ise bu cangıldan sürüldüler, korunaklı alanlara çekilmek (hatta daha korunaklı alanlara sığınmak) zorunda kaldılar. Sonuçta emekçilerden uzaklaştılar; sınıf mücadelesinden kopup ideolojik, kültürel düzleme ve kimlik siyasetlerine sıkıştılar. Sığınmacı oldular. Çıplak gerçeğimiz budur. 

Bu durum farklı yozlaşmalara neden oldu. Kendi içine çökme, iç didişme, emekçi değerlerinden uzaklaşma, vatanseverlikten ve halkçılıktan kopma gibi… Çünkü sığınılan alanlar, -farkında değiliz ama- belki daha da fazla yerel ve küresel hakim sistemin hegemonyası altındadır. 

Sistem, toplumu örgütsüzleştirerek bir kısırdöngüye soktu: Emekçi cangıllarıyla sözde-modern korunaklı alanlar arasındaki çatışma üzerinden sürdürülüyor bu düzen. İşte taksiler tam da bu çatışmanın kıvılcım aldığı noktalar: Taksi şoförleri ve müşterileri. Şoförden lanet eden müşteri; müşteriye her şeyi reva gören şoför… Çatışma bu düzlemde devam ettikçe, sistem de güle oynaya sürer. 

Bu kısırdöngüye teslim olan bir sosyalizm çürümeye ve yok olmaya mahkûmdur. Kısırdöngü bir şekilde kırılmalı. Korunaklı alanların cangıllara devrimci müdahalesiyle mi kırılacak, yoksa tam tersine cangılların korunaklı alanlara devrimci müdahalesiyle mi? Şimdiye kadar denenen birincisi. Alınan yol ortada. 

Eğer ikincisi gündeme gelecekse, korunaklı alanlara sıkışmış ve çıkma mecali bulunmayan solcuların başı belada demektir. Çünkü cangıl, devrimcileriyle bile olsa, her türlü kir pas ve çamuruyla birlikte gelecektir. 

Kuramsal olarak arzulanan, tabii ki bu kısırdöngünün iki kesimin devrimci potansiyelinin sentezinin oluşmasıyla kırılmasıdır (Haziran Direnişi bu yönde bir açılımdı aynı zamanda). Ama hayat kurama uymak zorunda değil. Kuramın ise hayata uyma zorunluluğu var. 

Hayat devam eder, kısırdöngüler önünde sonunda kırılır, mevcut kuram bu yetenekte değilse deneye-yanıla kendi kuramını da yaratır. Sanıyorum bu saatten sonra olacak olan da budur. 

 

Eğitim