Çok Okunanlar

Diyanet'in skandalları bitmiyor! Atatürk'e ağır gönderme

FETÖ ile suçlanan Arda Turan ve Okan Buruk için karar verildi

Gizli çalışmanın ayrıntıları ortaya çıktı!

Can Ataklı isyan etti: Bana akıllı troll yollayın

Selvi: İstanbul için Kılıçdaroğlu'nun gönlünde yatan ismi biliyorum

Kendini olağanüstü sanan olağan altılar!

Berk YÜKSEL

“Dünyanın, kendi yansıman olduğunun farkına vardığında ondan özgür olursun.' Stefano E. D'Anna

Klasik bir söylem olan: “eller gider aya, biz yaya' söylemi maalesef şark kurnazlığının egemen olduğu topraklarda her dönem için geçerlidir…

Birey olamamış, evrimleşmemiş insanlardan oluşan topluluklar özgüven eksikliklerini yenmek için sürekli kendi kendilerine kendilerini pazarlayan bir yapıda yetişirler. Bu olağanı olağanüstü gösterme çabasıdır. Olağandan bile altta olan yapı kendini olağanüstü zanneder ve “küçük dünyaları ben yarattım' diyerek ona buna toslar ve en sonunda bir çıkmaza girip duvara çarparak kendi hazin sonunu hazırlar. Kendine, kendini pazarlayan, kendi ile, ait olduğu yapı ile böbürlenen bir yapıdan olsa olsa taklitçi olan bir zihniyet çıkar.

Bilime değil hurafeye geçit veren toplumlar tarihte gerekli evrimleri geçirmediğinden hem önem vermezler bilime, hem de küçümserler. İnsan merkezde değildir; hegemon erkler güç sahibidir. Güç el değiştirir zaman içerisinde ancak asla ama asla insan odak noktası olamaz. İnsan tipi “yığın' biçiminde olduğundan onun öyle kalması için olağanüstü çaba sarf eder olağan insan. Onun kendine muhtaç şekilde kalacağı kadar eğitim, zenginlik edinmesini sağlar. Yardım eder ancak öldürmeyecek, süründürecek kadar. Onun için üzülen, hakkını aramak için ses verenler bizzat onun tarafından linç edilebilir, sadece eski kölesel düzen devam etsin diye.

Hürriyet ve bireyin hür olma bilinci bu topraklardan çok uzaktır. Her dönem tapılacak bir güç bulunur. Birileri batıda “Gezegen Kaynakları A.Ş.' isimli şirketle göktaşlarında maden arayarak, asteroitlerden madencilik yapmak için çabalarken, ortak fonlarla uzay araçları yapıp asteroitlere inerken; bir diğeri kamyonete sığacak füzyon reaktörünü hayata geçirirken, bataklıkta yaşayan diğeri söylenir durur. O zaten ezeli ebedi mağdurdur, yaşamı bir eziklikler abidesidir. “Değerli yalnızlık' psikolojik hastalığından muzdariptir. Kendini kurban gören her zaman haksızdır. “Bütün dünya düşman bana benden başka dost yok' komplo teorileri ile hasta bünyesinde olmayan algısı da körelmiştir.

Medeniyet ile uygarlık ile şark kurnazlığının egemen olduğu topraklar arasındaki fark açıldıkça yalnızlaşma psikolojisi iyice şiddetlenir. Bir plan ile yola çıkıldığında bu tip topraklarda önce “yapamazlar, imkânsız, nasıl yapacaklar', “Astronotu uzaya zor çıkarıyorlar bir de göktaşına makinelerle mi inecekler' diye kulağın üstüne yatılır. Yapınca, gerçekleşince ise “biz istesek daha iyisini yaparız, bizim üzerimizde oyunlar oynanıyor, bizdeki potansiyel hiçbirinde yok' ile bu efsanevi kimsenin rastlayamadığı potansiyel enerji bir türlü kinetik enerjiye dönüşemez. Bu da öfkeyi, yalanı doğru sanmayı, dünya ile korelâsyonun kopmasını getirir. 

Dünya egemen güçler önderliğinde değişir. Endüstrileşmiş ülkeler “Artık kömürden petrole geçiyoruz' dediği zaman dünya değişmiştir. Eğer şimdi de “artık petrolden füzyona geçiyoruz' denirse her şey yine kökten değişecektir. İzleyici toplumların gerçekler ile bağlantısı kopuk olanları gerçekleri görmek istemez. Ülkelerinde alakasız bir algı yönetimi ile havaya sokuldukları için yetersiz bilgi ve birikimleri ile “karşıyız karşı her şeye karşı' pozisyonlarını kuvvetlendirip; iyice kendi içlerine dönerler. Bu içe büzülmenin sonu ise hiç de hayra alamet değildir.

Bu tip toplumlarda hegemon güçler atar tutar ancak hep mesajlar içeridir. Dışa yönelik gerçekçi bir kudret olmadığından iç pompalanır, tribünlere oynanır. Atılan taşlar hiçbir zaman ürkütülen kurbağaya değmez. Yoksul insanların yoksulluğundan yararlanan, sömüren sistemlerin uzun vadede evrimleşmiş toplumlarla yarışa girme imkânı yoktur.

Bu tip toplumlar kendini “olağanüstü' zanneden “olağanaltı' insanlardan oluşmuş toplumlardır. Kendilerini bilmezler, aynayı uzatana düşman gözü ile bakarlar. Şark kurnazlığının mantığı; “ben de her şeyi ama her şeyi en kısa sürede, en kolay biçimde hiç çaba sarf etmeden isterim ve ona sahip olmak için her türlü ahlak ya da erdem kuralını ayaklar altına almaktan da hiçbir sakınca duymam' mantığıdır.

Bu tip toplumlarda tarihi eser bulununca kendi sahiplendiği tarih dışında ise başkentte bile olsa gömülüp üzerine asfalt dökülür. “En kralı biziz gerisi tü kaka' mantığının iliklere işlemiş ruh halidir. Aynı topraklarda toplu taşıma araçlarında durmadan insanlar düşebilir ve kafasını çarpıp ölebilir. Binlerce yıllık fresklerin üzerlerine çıkılıp poz verilebilinir. Kitaplar pahalı diye alınmazken misli para fala, hocaya verilebilinir. Her gün bir kişi rögar kapağına basıp, kırılması sonucu bir çukurda ölebilir. Şiddetin de bu tip bataklıklarda bir müeyyidesi yoktur. Her gün medya kafasına esenin önüne geleni doğradığı haberleri ile doludur ve bu kanıksanmıştır. Şiddet bu topraklarda kutsanır.  En çok bağıran, en çok saygı uyandırandır. Böğürdükçe taraftarı artacaktır, içerik ise hiç önemli değildir.

Tüm bunlar artarda sıralanınca alt insan tepki verir: “Çok içimizi kararttın, hiç mi ümit yok, biz var ya biz…' Coğrafyaları isimlendirip kendine benzer alt insanlardan oluşan yapıları kutsama bir mağduriyet birliğidir, sağlıksızdır. Sığ suyun kısmen büyükçe balığı olmak hedeflenir. Kısıtlı örnekler, mucizeler kutsanır, genel ve sürekli bir başarıymış gibi megafon ile bağırılır. Dev kuleler kâğıttandır.

Kimse taşın altına elini koymaz. Eğitimi, bilimi, sanatı, üretimi, paylaşımı, yatırımı, insana yatırımı merkeze almaz. Bir şeyleri kökünden iyileştirmek istemez. Tarih içinde bu tip devrimleri yapmış insanlar; bu topraklara geldiğine geleceğine pişman edilmiştir. Hayatlarını adayan bu tip özel insanlar ne acı ki kitlelerin bir bölümünde öfkenin merkezidir.

Acı hikâye böyle sürer gider; biri gider göktaşından maden elde eder, Mars’ta yaşam alanı kurar, yeni enerji üretimini keşfeder; diğeri ise Algida’yı “Aligıda' yapıp dondurma satar. Acıdır ama gerçektir. O yaptıkça, buldukça ilerledikçe diğeri sebep üretir, “sömürüldük' der, kendini yer bitirir. Öfke onun merkezidir, bir diğeri gördüğüne olan yanıp tutuştuğu öfkesi. Bu kitlelerin ise üzerlerindeki biat tozundan silkelenmesi için topyekûn bir eğitim seferberliğinden başka çıkar yol yoktur. Hegemon yapılar yıllar içerisinde değişir ancak ortak noktaları kitlenin üzerine attıkları atalet toprağıdır. Aydınlık ise onlara göre değildir.

Birilerinin bu toprakların hal-i pür mealini çırılçıplak, hiç saklamadan gizlemeden söylemesi ve gerçeği duymak istemeyen kulaklara haykırması, görmek istemeyen gözlere sokması, susmak bilmeyen boş konuşan ağızları bir an için susturup dinlemeyi de öğretmesi gerekmektedir. Hem her konuda ezeli mağdur görünüp, hem de ebedi zalim olunamayacağını defalarca anlatması gerekir. Belki o zaman bir ümit aydınlık yarınların umudu ufukta yine belirebilir. Zoruna gidenin yapacağı tek şey, aynadaki aksi ile yüzleşmesidir; hayali düşmanın gölgesi ile değil!

"İçinde yaşadığınız dünya ile içinizde yaşattığınız dünya arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlu olursunuz." Anton Cehov

İlgili Haberler

ABC Forum

ABC Forum | Mustafa İlker Gürkan | Andımız ve ulus sorunu

ABC Forum

ABC Forum | Şafak Yüca | Gelenekçi-Liberal Kalkınma Modeli: İnşaat

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri

ABC Forum

'Hesap vereceksin tetikçi Küçük'

ABC Forum

Şuraya Bir 'Afrin' Çizelim - “Bordo Bereliler 2 Afrin'

ABC Forum

Zübükler…