YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Laik İslamcılık masalı

03.06.2016 09:31

Tunusta Siyasal İslamın lideri konumundaki Raşid Gannuşi 20-22 Mayıs tarihlerinde partisi Ennahdanın kongresinin toplanmasından hemen önce Le Monde gazetesine bir röportaj verdi ve burada özetle parti ile hareket, dini ile siyasi faaliyetler arasına ayrım çizgisi çekeceklerini ilan etti. Kendi ifadesiyle Ennahda Siyasal İslamdan çıkıp müslüman demokrasisine girecekti. Nitekim kongre gerçekleşti ve bu yönde bir yeni hamle yapıldı.

Yaklaşık 10 gündür bu gelişmenin bize yansımalarını izliyorum. Hakim bakışın iki eksende kurulduğunu belirtebiliriz. Birinci bakışa göre Ennahda AKP modeline doğru ilerlemektedir; İslam ile demokrasiyi, laikliği uyumlulaştırma yolunda önemli bir adım atmaktadır. Bu bakışa sahip kalem erbabını ideolojik zombi olarak nitelendirmek mümkün. Ya AKPnin müslüman demokrasi, muhafazakar demokrasi, Milli Görüş gömleğini çıkarıyoruz hamlesinin bugünlere ulaşmak için kurulan bir taktik tuzak olduğunun farkında değiller ya da kalemlerini ve yüreklerini ilgili makama kiraya vermişler. İkincisinin daha yakın ihtimal olduğu açık.

İkinci bakışa göre ise Ennahdanın bu hamlesi aslında Arap Baharı sonrasında laikliğin, laik cephenin zaferi.  Ennahda ya da Siyasal İslamcılık yenilmiştir.

İkinci bakışın kısmen doğruluk payı var; rüzgar laiklikten yana esiyor; ancak bu bakışın da es geçtiği bir boyut var. Siyasal İslam özellikle otoriter ya da diktatöryal rejimlerin baskın olduğu ülkelerde en büyük taktik esneklik yeteneğini geliştiren harekettir. Dikta dönemlerinde ayakta kalması, gerileme dönemlerinde mevzi koruması, arkasına aldığı destekçiler bir yana, biraz da bu siyaset okumasına ve taktik esnekliğe dayanır. Gerçekten bir İslamcı hareketin kendisinin artık müslüman demokrasiye geçeceğini ilan etmesi laikliğin zaferi olsaydı, bugün Türkiyede laikliğin zaferini yaşıyor olabilirdik. Oysa bugün Türkiyede laiklikle ilgili tartışma, laikliğin cenazesini kimin kaldıracağıyla ilgilidir. Bu nedenle ikinci bakışın da gerçeği tam olarak yansıttığı söylenemez.

Kaldı ki bu bakış, liberal Post-İslamcılık tezleriyle de bir noktada birleşmektedir. Bu bakışa göre İslamcılık bitmiştir. İslamcılığı aşırı idealize edilmiş bir pozisyon olarak kodlayan bu bakış, İslamcılığın güçle, parayla buluşmasından doğan yozlaşmaya bakarak İslamcılık bitti, Post İslamcılık devrindeyizi ilan ediyor. Yanılıyorlar, Siyasal İslamcılık tam da buydu zaten, sapma yok.

Öyleyse Tunustaki yeni durumu nasıl yorumlamalı? Bizim açımızdan asıl ilgi çekici olan şey, İhvan yani Müslüman Kardeşler enternasyoneline bağlı hareketlerin Arap Baharı sonrasında, özellikle de Mısırda İhvanın bastırılmasının ve terörle özdeşleştirilmesinin ardından bu yeni dönemi belirli alanlarda mevzileri koruyarak geçirme arayışında olduğudur. Bu yeni değil; aynı durum 28 Şubat sürecinde Siyasal İslam içindeki yenilikçi-gelenekçi tartışmasıyla bizde de görülmüştü. Ama ilgi çekici olan şey, bizim de bugünlerde bir yeni laiklik atılımı için çareler, çıkışlar ararken üzerinde uzlaşmaya çalıştığımız laiklik tanımıyla ilgilidir. Gerçekten laiklik sadece din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması mıdır? Bu sorunlu tanıma dair en güzel örnekleri, Gannuşinin son kongre vesilesiyle gündeme getirdiği açıklamalarda buluyoruz.

Tunus ve Gannuşi

Kongrede alınan kararlara ve Nahda yetkililerinin yaptıkları açıklamalara bakarak ilerleyelim: birincisi artık cami ile siyaseti birbirinden ayıracaklarını ilan ediyorlar. İkincisi hareket ile partinin ayrışmasından söz ediyorlar. Buna göre hareket sivil toplum alanında davet çalışmalarını, İslamcı örgütlenmeyi sürdürecek, buna karşın siyasi parti olarak Nahda bunu yukarıdan aşağıya gerçekleştirecek bir siyasi projeden vazgeçecek. Özetle, politik alanda siyasi partinin laiklik vurgusu karşılığında sivil toplum alanında İslamcı örgütlenme sürdürülecek.

Niyet okuma üzerinden gitmeye gerek yok. İhvan büyük daralma koşullarında yeni bir mutabakat ile kendisine yaşam ve örgütlenme alanı açmaya çalışıyor. Bu noktada İslamcı-İhvancı örgütlenmeyi yaşamın içinde, sivil toplumda ilerletecek. Zaten Arap Baharı öncesinde, özellikle de Mısırda büyümesinin koşulları bu yolla oluşmuştu. Din işleri ile devlet işlerinin ayrılmasına sıkışan bir laiklik tanımının geldiği yer burası. Nahda bu laiklik tanımını benimsiyor.

Gerçekten laiklik sadece din işleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrılması mıdır? Ve ikinci soru; devlet sivil toplum alanından kopuk, ekonomik ve sosyal ilişkilerden bağımsız, yalıtılmış bir örgütlenme midir? İki soruya da hayır yanıtını verebiliriz. İslamcılık sahip olduğu ekonomik ve sosyal güçle, ulemanın cami üzerinden yürüteceği davet faaliyetleri ve örgütlenmesiyle sivil toplum alanında İhvanizasyonu hızlandıracak; bu sırada devlet işlerine karışmayacak; devlet de bu duruma müdahale etmeyecek. Buyrun size yeni laiklik. Bugün dinle devlet işlerinin ayrılması anlamına sıkışan bir laiklik tanımına en çok geri çekilme devrindeki İslamcı hareket ve partiler ihtiyaç duyuyor.

Hatırlayalım: kendisine iktidar alanı tanınmadığında Türkiyedeki İslamcı hareket de yenilikçi-gelenekçi ayrımı temelinde bölünmüş ve AKP kurulmuştu. AKP özgürlükçü laikliği savunuyordu. Devlet din işlerinden elini çekmeli; din işleri de devlet işlerine karıştırılmamalıydı. Mesela Diyanet derhal kapatılmalıydı. Bugün gelinen yere iyi bakalım: İktidara iyice yerleşen, konumunu sağlamlaştıran İslamcılık bırakın kaldırmayı; kendi sosyal-siyasal-ideolojik örgütlenmesinin en önemli aygıtlarından birisi olarak yapılandırdı bu kurumu. Dolayısıyla taktikti.

İlginçtir; az önce de belirttik, Gannuşinin İhvanın uluslararası geri çekilmesi ve Siyasal İslamın giderek El Kaide, Boko Haram ve IŞİD ile özdeşleştirilmesi karşısında kendisini bu özdeşlikten ayırmak için giriştiği yeni meşruiyet hamlesinin bir benzerini 2001-2002 sürecinde AKP de benzer argümanlarla kurgulamıştı. AKPnin kuruluşundan bu yana ideolojik-siyasi doktriner ismi olarak hareket eden Yalçın Akdoğan; 2001-2002 sürecinde, hareketi muhafazakar demokrat olarak ilan etmeden önce İslamcı Bilgi ve Düşünce dergisine yazdığı bir yazıda pozisyonlarını Yeni İslamcılık olarak açıklıyor ve Yeni İslamcılığı, Siyasal değil Sosyal İslamcılık başlığıyla ifade ediyordu. Yani artık parti, siyasal faaliyet yukarıdan aşağıya İslamcı olmayacak; sosyal alanda, sivil toplum alanında ise İslamcı örgütlenme sürdürülecekti. İslamcılık aşağıdan yukarıya bir mücadele yürütecekti. Buna mecburlardı; hem güç merkezlerinden onay almak hem de İslamcı gündemin ötesine geçerek o zamana kadar ulaşılamayan ve büyük bir temsil bunalımı yaşayan kesimlere doğru tabanı genişletmek için. Nitekim bu taktik tuttu; Siyasal İslamcılık tabanını görünüşte İslamcı olmayan bir gündem üzerinden adım adım genişletti ve ardından bugün bu tabanı İslamcı temelde dönüştürüyor. Hem devlet hem de sivil toplum alanını bütünleştirerek; arada varolduğu söylenen ayrım çizgilerini silikleştirerek. Devletle sivil toplumu İslamcılaştırma gündemi etrafında bütünleştirerek.

Nitekim Akdoğan gerek yazılarında gerekse söyleşilerinde Yeni İslamcılığın sistem içinde tutunabilme mücadelesiyle ilgili olduğunu ifade etmiştir. Aynı durum şimdi de uluslararası İhvan parti ve hareketleri için geçerli. İslamcı hareket ve partilerin alanı daralıyor; gerek iç gerekse uluslararası rüzgarlar aleyhte esiyor. Şimdi önlerinde tek seçenek var. Bu süreci önce yaşam alanını koruyarak atlatmak ve ardından da AKP modeliyle yeniden iktidarı zorlamak.

Kıssadan hisse; bu taktikle ilerlemiş bir iktidar deneyimi önümüzde duruyor. İslamcılığın ne demokrasiyle ne de laiklikle uzlaşması mümkün değildir. Siz yine de daha geçtiğimiz yıl Selefilere sabredin, adım adım gideceğiz diyen Gannuşinin videosu hiç yayınlanmamış gibi yapmaya devam edebilirsiniz; anladığınız laiklik buysa size kolaylıklar.

Deniz  Yıldırım - @denizyildirim79

Not: AKPnin kuruluş döneminde geliştirdiği bu taktik açılımla ilgili detaylı bir inceleme için, Evren Haspolat ile birlikte derlediğimiz dumanı üstünde 1980 Sonrası Türkiyede Siyasal Akımlar kitabımızda yer alan Muhafazakar Demokrasi ve AKP başlıklı makaleme bakılabilir. 

Eğitim