YAZARLAR

Tüm Yazıları Gaffar Yakınca

Özgürlük hareketi değil halk düşmanı

12.12.2016 08:16

Tüm muhalif örgütlere toptan terörist dendiği soğuk savaş yıllarında bu kavramın tartışılmasında ısrar ediyorduk. Haklıydık. Çünkü dünyanın hangi köşesindeki anti-emperyalist bir direniş ya da devrimci bir mücadele varsa batı emperyalizmi onu hemen terörist damgası ile yaftalıyordu. Üçüncü dünyaya yüzyıllar boyunca kan kusturan, kendi işçi sınıfını en acımasız yöntemlerle ezen kapitalist devletler ezilenlerin her hamlesinde terör kavramına sarılıyor, tüm mücadele denemeleri terör yaftası ile gayrımeşru bir pozisyona itiliyordu.

Bu kavramlar savaşı, silahlı kavganın kendisinden bile önemli idi. Bunun için (neredeyse tamamı sol görüşlü olan) örgütler de bu konuda yüksek bir hassasiyete sahipti. Biçimi ne olursa olsun her savaş belirli ahlaki kriterler içinde yürütülürdü. Eline silah almış olan örgütler attıkları her adımda meşruiyet sahibi olmaya çalışır, eylemlerini bu noktayı gözeterek düzenlerlerdi. O zamanlar batı blokunun terörist olarak tasnif ettiği örgütlerin çoğu aslında neredeyse hiç sivil kanı dökmemiş, şiddet eylemlerini çok net hedefler tayin ederek yapmış örgütlerdi. Sadece Kızıl Tugaylar, RAF, THKO, FARC gibi devrimci örgütler değil, ANC, MPLA, Viet Kong türü bağımsızlık hareketleri veya IRA ve ETA gibi ayrılıkçı örgütler de belirli bir ahlak çerçevesinde savaşıyordu.

İntihar bombacılarının sahneye çıkışı

1980li yıllardan itibaren önce intihar bombacısı kavramı gündeme geldi. Tarihte pek çok savaşta görülmüş olan feda eylemcileri ilk kez modern zamanların kent çatışmalarında boy göstermeye başladılar. Bildiğim kadarıyla böylesi ilk eylem 1983 yılında şii bir militan tarafından Lübnandaki ABD elçiliğine yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırıdır. Ancak sol tandanslı örgütlerin elinde intihar eylemleri bile hedef gözeten eylemler oldular. Daha ziyade işgalci ya da emperyalist bir gücün askeri varlığına yönelik olan bu eylemlerde sivil kayıplarına pek az rastlanıyordu.

Ne zaman ki bu eylemler islamcı örgütler tarafından yapılmaya başlandı, işin içine cihad kavramı da girdi. İslamcı militanlar cennete gitme arzusuyla en büyüğü ABDdeki 11 Eylül saldırıları olmak üzere binlerce inithar eylemi yaptılar. Bu eylemlerde çoğunluğu sivil 50 binden fazla insan yaşamını yitirdi.

İslamcı militanın mantığı son derece kaba bir biçimde çalışıyordu: kafirlerin hepsi benim düşmanımdır, sivil ya da silahlı ne kadar çok öldürürsem o kadar çok sevap kazanırım. Arada müslüman ölüyorsa o da zaten müslüman olduğu için benim gibi şehit olup cennete gidiyor.

Bir cinayeti mazur göstermek için bundan daha sefilce, daha rezil bir açıklama görülmüş müdür bilmiyorum, ancak aynı nitelikte eylemleri yapan islamcılar dışında da bir örgüt ortaya çıkmıştır. O örgüt bizdeki PKK ve onunla bağlantılı olan TAKtır.

Evet, açık bir şekilde ifade edelim: PKK (tıpkı IŞİD gibi) tarihin gördüğü en vahşi şiddet eylemlerinin yaratıcısı ve failidir.

Adını koyalım: halk düşmanı bir örgüt

Ankara Güvenpark bombasını anımsıyorsunuz, Dolmabahçedeki bomba da onun bir benzeridir. Güya Kürt halkı için savaştığını iddia eden, bu örgüt kendince askeri" bir eyleme kalkışmış, sonuçta silahsız savunmasız onlarca insanımızı katletmiştir.

Eylemin polislere yönelik olduğunu ima ederek susanlar veya meşruiyet kazandırmaya çalışanlar da aynı anlayışın parçasıdır. İstanbul Dolmabahçede cumartesi akşamı bir maç çıkışında, beklemekten başka bir iş yapmayan bir grup polisin ve hınca hınç insan kalabalığının olduğu bir noktada bomba patlatmanın tek tanımı vardır: halk düşmanlığı.

PKK, böyle bir örgüttür. Başka eylemler bir yana Güvenpark ve Dolmabahçe bombaları bunun açık ispatıdır. Demokratik ve sol kamuoyu tarafından mahkum edilmelidir. PKKyi herhangi bir biçimde meşru göstermeye çalışan her çaba halka atılan bombalara, sıkılan kurşunlara cevaz vermek anlamına gelir.

PKK ve onun türevi örgütlerin halkımız nezdinde sığınacak bir yeri kalmamıştır. Solun ve solcuların arasında da barınamazlar, bırakalım ait oldukları yere sığınsınlar.

Bu bakımdan ilk yapmamız gereken dilimizi gözden geçirmek olmalıdır. Bakın Dolmabahçe saldırısına dair açıklama yapan Avrupa ülkeleri terör sözcüğünü kullanmaktan imtina ediyorlar. Çünkü politik savaşta dilin çok önemli olduğunu biliyorlar. Bizim de aynı şuurla hareket etmemiz gerekir. PKK gibi bir örgüte hala özgürlük hareketi demek kabul edilemez. Bu örgüt, Kürt Özgürlük Hareketi nitelemesini hiç bir şekilde hak etmemektedir. 

Başka politik aktörlere adlı adınca hitap etmek konusunda gayet cesur olan arkadaşlarımız aynı cesareti PKK karşısında da göstermelidir.

Eğitim