darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

'Kılıçdaroğlu hastalığı' yeniden nüksetti'

Erdoğan: Ak Parti, Atatürk'ün başlattığı mücadelenin temsilcisidir

Genel müdürden Garanti Bankası çalışanlarına 'ekonomi' maili: Sır saklama yükümlülüklerimiz...

Candaş Tolga Işık'ın iddiasını Emniyet yalanladı: Haber yalan mı?

Yemen'de 40 çocuğu öldüren bombanın hangi ülkeden geldiği ortaya çıktı

Lozan'a dair değinmeler

Sami GÜNAL
Bundan bir önceki yazımızda, durup dururken Lozan’ın neden gündeme geldiği konusunda irdelemelerde bulunmuştuk. Bugünkü yazımızı ise Lozan’a dair değinmelere ayırdık. (http://www.abcgazetesi.com/lozan-neden-gundeme-geldi-29739h.htm)

Cumhuriyeti temsil eden tüm kurum ve unsurlar kötüdür ve kötülenmelidir. Cumhuriyet ve sahiplerine karşı en ufak bir karşıtlık iması dahi gösteren tüm köhnemiş kurum ve unsurlar ise baş tacıdır.

Güya, Lozan’ı küçültmek ve suçlamak için kullanılan tüm argümanlar, eğer bir suç ve eksiklikse, özlemi duyularak savunulmaya çalışılan dönemlere aittir. Buna rağmen ülkemi öldürsen de satsan da padişahım sen çok yaşa, sendromu içinde tarihi bilgiler çarpıtılmakta… Yok yok, tam da bilgi sahibi olunmadan ideolojik körlük bataklığına saplanma hali söz konusudur. Hareket saikı cumhuriyet karşıtlığı olunca bilginin yerini küfür (küçültme) almaktadır. 
Bilgi küpleri(!) fırsat bu fırsat deyip şimdiye kadar yürüttükleri FETÖ ortaklığını kamuflaj etme sevdasıyla silindir olup yokuş aşağı yuvarlanmaya başladılar. Aslında bu yöndeki ideolojileri temeldir ve kalıcıdır. Kamuflaj dönemseldir. 

FETÖ elebaşına karşı tepki gösterenleri “millet düşmanı' ilan etmekle kalmayıp onu bir “abide' olarak ilan ederek paralellik kurmaktan bitap düşmüş kimileri Lozan’dan sekiz ay sonra kaldırılan halifeliğin Lozan’da kaldırıldığını sanırken, FET֒ye parsel parsel gönül bağlayan kimileri de özlemini duyduğu atalarının yönetimlerinde kaybedilen adaların Lozan’da kaybedildiğini sandığı yetmezmiş gibi belge olarak da bir turizm şirketinin, -kaybedilen, edilmeyen ne kadar ada varsa tümünü de kapsayan- gezi vapurunun yol güzergâhını gösteren harita broşürünü yutturmaya çalışıyor.

Görecelik kuramı denen bir olgu var. Türkçesi, sana göre bana göre diye formüle edilebilir. Örneğin, değil ki bir topluluk, iki insan arasında dahi bir renk söz konusu olduğunda kendini gösterme arenası bulduğu için görecelik kuramının iştahı kabarır.

Ama objektif unsurlar taşıyan argümanların olduğu yerlerde görecelik kavramı hayat bulamaz. Utanır da gelemez. Örneğin Güneş doğudan doğup batıdan batıyorsa göreceliğin ne işi var orada? Haddini bilir de gelmez oraya.
Ama ben ille de bu objektiflik karşısında kendime göre bir fikir beyan edeceğim dersen bunun adı görecelik olmaz, ideolojik körlük içinde bataklığa saplanmak olur.

Soyut belirlemelere kalkışmak insanı olmadık zorluklara ve etiketlenmelere maruz bırakır. Soyut belirlemelerle savunu yapmak bilgi sağlamlığı gerektirir. Yani, somut verilerle hareket edilmesi gerekir. Bilimsel düşünüş somut verilerden hareketle soyut belirlemelere kapı açar.

Soyut belirlemelere düşünsel donanımımız elvermediğinde atalarımızın ve düşün adamlarının hazır kullanımımıza sunduğu, aklın imbiğinden süzülüp gelmiş olan somut çıkarımları kullanırız. Ya da an gelir bizim dayanaksız düşüncelerimizi çürütmek için bize karşı kullanırlar. Yeri gelmişken bunlardan birini de biz kullanalım:

“Doğmamış çocuğa kaftan biçilmez.' Biçilemediği gibi doğmamışa neden kaftan biçilemediği de sorulamaz, sorgulanamaz.

Lozan’da neden şunu yapmadılar, onun için suçlular, gibi bir soyut belirleme iki ucu keskin bir bıçaktır. Ya tarihe dair bilgi yoksunu olduğumuz yönünde bize karşı ithamlarda bulunacak kişilerin hakkımızda somut çıkarımlarda bulunmalarına sebebiyet veririz ya da bilgi düzeyimizi sorgulamasalar dahi bu sefer de maksatlı şekilde tarihi gerçekleri saptırıyor, dedirtebiliriz kendimiz için.

Gündeme ani gelişi nedeniyle tarafsız tarihçiler ve yazarlar, anlattıkları ve yazdıklarıyla, ilgili ilgisiz kamuoyuna Lozan nedir ne değildir anlattılar. Bu vesileyle biz de geri durmayıp Lozan’a dair değinmelerde bulunalım.
Lozan, 1. Dünya Savaşı muktedirleriyle bir hesaplaşma alanıdır. Hukuki ve siyasi sorunların nihai çözüme erdirildiği yerdir.

Lozan, bir hezimet yeri değil, bugünkü AB-D ile tüm hukuki, iktisadi ilişkilerin düzenlendiği ve yeni kazanımların elde edildiği yerdir.

Hangi kazanımlar hangisinden geri ya da üstün ki? Ya kapitülasyonların lağvedilmesi? Bir ülke halkının aleyhine olacak şekilde yabancılara tanınan ekonomik imtiyazlar tümden Lozan’la kaldırılmıştır. 

Lozan, bağımsızlığımızın ve hükümranlığımızın tanındığı, saygı duyulduğu ve dünya devleriyle siyasi bir devlet olarak eşitlendiğimiz bir yerdir. 

Sevr’i gösteren olmadı, Lozan’a da razı olan olmadı. Bilakis Sevr’i gördüler ve Lozan’ı kendi elleriyle inşa ettiler. Sevr, Osmanlı’nın imzasına sunulurken; Atatürk, İsmet Paşa’nın belagati ve diplomatik yeteneğiyle onu yırttırarak Lozan’ı imzalattı. Sevr, Osmanlı zamanında içerisinde adaların da kaybedildiği bir buçuk milyon kilometrekareden geri kalan Anadolu’nun da taksimine ve elinin kolunun bağlanmasına kalkışırken; Lozan, bu kalkışma planını yırtarak Anadolu’nun deliksiz tapusu olmuştur.

Bunlar, inkâr edilemeyecek, küçümsenemeyecek, saptırılamayacak güneşin halleri gibi kesinliği olan Lozan antlaşmasının kazanımlarıdır.

Bunlar mı hezimettir? Nokta!
Lozan’da, Meis adasını bırakma sorunu var ki o uzlaşma olmasa mevcut kazanımlar olamayacak… Tankınız yok, topunuz tüfeğiniz yok, donanmanız hak getire, eliniz ayağınız bağlı… Peki, Meis gitti de ya gelenler? Onun sayısını ve büyüklüğünü de bu bilgi küpü akıl daneleri kitaba bakarak bulsunlar ama yine de kimseye söylemesinler.
Danışman, yazar, tarihçi ve taraftar geçinenler belli ki oldukça tarih bilgisi fukaralarıdırlar. 12 Adalar olarak adlandırılan kara parçaları 1911’de İtalyanlara bırakılırken yine, diğer adıyla Adalar denizi olarak anılan Ege’nin diğer adaları da Osmanlı zamanında 1912 Balkan Harbi’yle Yunanlılara bırakılmıştır.

12 Adalar, daha sonra İkinci Dünya Savaşı’nda mağlup sayılması sonucu İtalyanların elinden alınarak Yunanistan’a devredilmiştir. Tarihi gerçekler bu kadar yalın ve net. Tartışma yok, görecelik yok. Ortada Atatürk yok, Cumhuriyet yok, Lozan yok. Kim var? Osmanlı var.

Asıl üzerinde durulması ve konuşulması gereken vahim sorun, son on yıl içinde Türkiye’nin mülkiyetinde bulunan, Ege’deki irili ufaklı 152 adanın Yunanistan tarafından işgal edilmesi ve T.C. toprakları olan adaya Başbakan’ın pasaportla ve Yunan vizesiyle sokulmasıdır.

Yazıyı gazeteci İsmail Saymaz’ın sözleriyle bağlayalım:
“Bu çağ; Lozan’da aldığımız, hak kazandığımız Süleyman Şah Türbesi’ni 500 binlik orduyla kaybettiğin çağ değil, 20 bin kişilik orduyla Yunan’ı devirdiğin çağdır.'

 

İlgili Haberler

Politika

Açığa alınan Şırnak eski Vali Yardımcısı tutuklandı: ByLock kullandığı tespit edildi

Politika

Kılıçdaroğlu: Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor

Politika

Ümit Özdağ'dan Kılıçdaroğlu'na 'Annan' eleştirisi: CHP bu plana sert çıkmıştı

Politika

AKP'nin Anayasa taslağını hazırlayan isimden Berberoğlu itirafı

Politika

Erdoğan'ın yeni atama kararları Resmi Gazete'de

Politika

Mehmet Ali Güller | Gemi tartışması ve karaya oturmak

Politika

'TBMM, Rus parlamenterlerle dostluk grubu kuracak'

Politika

Kılıçdaroğlu: Kofi Annan'ı saygıyla hatırlayacağız

Politika

Bahçeli'den Erdoğan'a tebrik telefonu

Politika

'Kılıçdaroğlu hastalığı' yeniden nüksetti'

Politika

AKP'de yeni MYK belli oldu... İşte isimler

Politika

Hulusi Akar'dan Menbiç açıklaması