unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Ömer Faruk Eminağaoğlu

İyi Parti hakkındaki kapatma iddiasının hukuksal yönü -II-

28.10.2017 08:54

İyi Parti hakkındaki kapatma iddiasının hukuksal yönünü yazının dünkü bölümünde ortaya koyduk.
AKPnin kuruluş sürecinde Erdoğanın yarattığı aykırılıkları düşününce ve bu aykırılıkları da ilgi yaratmak adına kullandığını hatırlayınca, konunun bir de siyasal yönünü incelemekte yarar var.

İyi Parti, Erdoğanın izinden mi...

Hatırlarsak, AKP 2001 yılında kurulduğunda, Erdoğan şiir davası olarak bilinen davadaki mahkümiyeti nedeniyle, siyasi parti üyesi olamayacağından, AYM bu konuda ihtar kararı vermiş, Erdoğanda parti kurucu üyeliğinden ayrılmış, parti ile üyelik bağı da sona ermiş, dolayısıyla genel başkanlığı da 19.10.2002 tarihinde bitmişti. Erdoğan 03.11.2002 tarihinde yapılan genel seçimlere de katılmamıştı. Buna rağmen Erdoğanın adı 03.11.2002 genel seçimlerine ilişkin oy pusulalarında parti genel başkanı olarak yazılmış, YSK bu durumu tam kanunsuzluk nedeniyle seçimin iptal nedeni saymamış idi.
03.11.2002 tarihindeki seçimlere katılamayan Erdoğan, daha sonra iptal edilen Siirt seçimleri nedeniyle, söz konusu mahkümiyetinin sonucu olarak ortaya çıkan seçilme engelinin de Anayasada yapılan değişiklikle aşılması ve mevzuat değişikliği karşısında, (bu düzenlemenin hukuksal sonuçlarına aykırı biçimde) Siirt seçimlerine katılmış, Siirt milletvekili seçilmesi sonrasında da partisinin genel başkanı ve başbakan olmuştu.

Erdoğan bu süreçte, hukuka aykırılıklar yarata yarata, bu aykırılıklar görmezden geline geline, bu aykırılıklara göz yumula yumula, bu aykırılıklardan beslene beslene süreci yürüttü.

Özellikle geldiği islami taban nedeniyle, dinsel söylemleri, sömürü düzeyine vardırırcasına ve buradan beslenerek hareket etti.

Bu nedenle geldikleri Refah, Fazilet, Saadet tabanını, kullandıkları yenilikçi kanat söylemleri ile de kendilerine çekti.

Akşenerin başkanı olduğu parti, isim ve logo konusunda SPYnin 96/1 nci maddesine aykırılık yaratmakta.

Bu durum, bir kapatma nedeni değil ise de, böyle bir kullanım yasaya uygun da değil.

Bu konuda genel mahkemelere hukuksal başvuru yolları söz konusu.

Kullanılan ismin ve logonun SPYnin 96/1 inci maddesindeki yasaklar kapsamında kaldığını, siyasetin içindeki bu kişilerin bilmemesi olanaksız...

Kullanılan bu isim ve logo hakkında, YCBnin tutumu ile bağlı olmaksızın kendilerinin hak arama yollarını kullanabileceklerinden başvuru sahipleri haberdar mı...

Haberdarlar ise, bu yolu değil de neden YCBna başvuru ve onun iradesine bağlı kalmayi tercih ederler...

Acaba Akşenerde Erdoğan gibi, Erdoğanın partinin kuruluşunun hemen sonrasında girdiği yolda aykırılıklar yaratıp buralardan gündemde kalıp beslenip, sonuçta amaçladığını aldığını görüp, hakkında yapılacak bu başvurulardan siyaseten beslenme yollarına mı gitmek istiyor...

Nasıl ki Erdoğan geldiği islami tabanı kendine çekecek aykırılıklar yaratıp, bunları kullanıp sömürüp, kendi tabanını kendine çekti ise, Akşenerde milliyetçi tabanı kendine çekecek aykırılıklar yaratıp, buradan mı beslenmek ve bu yolla ayrıca gündemde kalmak mı istiyor...
MHP tabanını, yeni bir rüzgar, yeni bir söylemle de ayrıca mı kendi yanına çekmek istiyor.
Erdoğanın AKP kuruluş sürecinde, kendi hakkında hukuksal engeller var iken bunları görmezden gelip yarattığı aykırılık, şimdi de Akşener tarafından parti adında ve logosunda mı yaratılıyor...

Bu durumda Akşenerin Erdoğandan farkı ne...
Siyasi partiler iktidara gelmek için, iktidarda kalmak için düzen ve yasaların dışına çıkmayı kural haline mi getiriyor...
Partileri, düzenin, yasaların dışına çıkmak yolundaki tutum ve davranışları mı besliyor...
Siyasi partiler, hukuk ve demokrasiyi korumak, hukuk ve demokrasiyi geliştirmek için mi var yoksa...
Aykırılıklar var ise, hukuk düzeninin, yasaların dışına çıkmak yerine, hukuk ve demokrasi standardını yükseltmek gerekirken, tutulan bu yol doğru olmasa gerek...

***

Bu arada bir iki söz söylemekte yarar var.

İktidarda, 2008 yılına kadar gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle, demokratik ve laik Cumhuriyete aykırılığına karar verilen bir parti yani AKP var.
Bu parti üstelik, iktidar olanaklarını 2008den sonra da her geçen gün demokratik ve laik Cumhuriyete aykırı olarak kullanarak ta bu güne geldi.
Üstelik 2008den sonra da, o davaya konu eylemleri tekrarlamakla kalmadı, o eylemleri her alana taşıdı ve sürdürdü, sürdürmeye de devam ediyor.

Hatırlarsak, aynı gerekçe nedeniyle daha önce RP kapatılmış ve bu kapatma kararı da İHAM tarafından İHASa uygun bulunmuş idi.
RP kapatma kararı, Türkiyede verilen ve İHAM tarafından uygun bulunan tek siyasi parti kapatma kararı idi.
RP hakkındaki o karara konu eylemlere bakınca, AKPnin gerçekleştirdiği eylemler, RPnin eylemlerini misli misli katlamış durumda.

Bugün, demokrasi karşıtı AKP demokratik hükümet, laik Cumhuriyet karşıtı AKP laik hükümet görevi yapabiliyor...
Üstelik demokrasi ve laiklik, Cumhuriyetin değişmez niteliği olmasına rağmen...
Bu aykırılıkları yaratan o partinin genel başkanı da Cumhurbaşkanı hatta yine bir anayasa değişikliği ile başkan olup, tekrar aynı nitelikteki partisinin, yürütmenin, ülkenin başına da geçebiliyor…
Kenan Evrenin seçimsiz, yani darbe ile hükümetin, ülkenin başına geçmesinin çok daha ötesinde aykırılık yaratılabiliyor.

2010 Anayasa değişikliği nedeniyle artık AKP hakkında kapatma davası açabilecek bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı fiilen bulunmuyor...
Yine 2010 ve 2017 Anayasa değişiklikleri nedeniyle artık, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçim şeklini de düşününce, bu Mahkeme üyelerinin artık TBMM ve parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı tarafından seçildiği gözetilince, TBMMdeki çoğunluğun AKPde oluşu, Cumhurbaşkanının AKP genel başkanı oluşu dikkate alınınca, AKP kendisi hakkındaki ola ki açılacak bir dava durumunda da, o davaya bakacak mahkemeyi de kendisi oluşturmuş durumda...
Yani böyle bir durumda AKPnin yaptığı, hukuk devletini korumak değil, kendisini güvenceye almak ve böyle bir ortamda Cumhuriyet karşıtlığını artırarak devam ettirmek...
Hukukun üstünlüğü için bir mücadele ortaya konulmazken, bu durumda kimse AKP için ağzını açmazken, ülkede Evren hukuku, 12 Eylül hukuku yerine, Erdoğan Hukuku, 15 Temmuz Hukuku, AKP hukuku uygulamaya sokulmuş iken, İyi Parti için yapılan başvurular da, işte böyle bir tabloda yapılmış bir durumda...

***

Hukukçu kimliğim dışında, bir de siyasetçi kimliğine sahip olmakla, yukarıda ortaya konulan hukuksal gerçeklik karşısında, siyasetçi olarak aklıma takılan bir kaç soru da bulunmuyor değil...

Akşenerin Anıtkabir ziyareti sürecin doğal bir parçası ve de anlamlı...
Ama Hacı Bayram Veli Cami ve Türbe ziyareti ustaca düşünülmüş, yine dinden uzak durmayan bir davranış...
Bu konuda geçmişe dönük örnek vermek isteyenler, devletin 1928 yılına kadar dini niteliğinin bulunduğunu, bu niteliğin 1928 yılında kaldırıldığını ve 1937 yılında da laiklik ilkesinin Anayasaya girdiğini unutmamalılar...
Sözlerinde beyanlarında sürekli allah veya dine yönelik kavramların yer alması, AKP sonrası için, AKPnin toplumu taşıdığı durumdan yararlanmak adına, yine din konusunun sadece inanç alanında kalmayacağı, sıkışılan ve gerek durulan her alanda kullanılacağını ortaya koyuyor...
Topluma hitap eden, söylemleri ile mesaj veren bir siyasetçinin, günlük dilde değil, anayasanın dilinden ayrılmadan konuşması gerekiyor…

Daha dün CHPden ayrılan bir milletvekilinin karar organında yer alması ve önde olması, hem CHPnin ne durumda olduğunu, hem de toplumda ve CHPdeki her durumdan yararlanma iradesini de siyaseten ortaya koyuyor.
CHP ise niçin bu durumun ortaya çıktığını düşünmek yerine, kendilerinden başka transfer yoluna gidilmemesi istek ve ricasında bulunuyor...
Çünkü bir parti için bunun hukuksal ve siyasal anlamı, ya tüzüğünden, ilke ve değerlerinden kopuk kadrolarla çalıştığı ve bu kadroları artık tutamadığı ya da bir şey üretemediği için artık kadrolarını elinde tutamadığıdır.
Öte yandan mehter marşı, parti logosu gibi konular, siyaseten her unsurun kullanılacağını gösteriyor...
Sonuçta, TBMMdeki her parti hukuk ve demokrasiye sahiplenip ilerlemek yerine, durumlarını korumak ya da ipi göğüslemek adına şimdiye kadar ki aynı bildik yoldan devam ediyor...

Eğitim