darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

Takvim: Katar'dan Türkiye'ye büyük ihanet

Benzin ve motorine büyük zam!

'Piyasalara saldırının en büyüğü geliyor'

'Otomotiv sektörüne büyük darbe'

Abdulkadir Selvi'den Brunson iddiası

'Millet' her durumda sözü dinlenecek hakikati 'oyla' belirleyecek bir kitle mi?

Aydın Tonga

Bir partinin adı “Adalet' ile başlar da, halkın neredeyse yarısının karşı çıktığı bir sistem değişikliğine “onay' verir mi demeyin; her şey isimle olsaydı dünya da ne namertlik ne korkaklık ne de riyakarlık ve menfaatperestlik olurdu.

Oluyor işte hem de hasından isimler, kavramlar ve dahi “kutsallar da' çıkar, para, ikbal ve makam için bir anda çarçur edilip, harcanabiliyor. Üstelik bu hal, sadece günümüzün bir “derdi' değil. İnsanlık, tarihini kestiremediğimiz yüzlerce yıldır bu hastalıktan muzdarip bir halde yaşıyor. Yine de bir tarihi olsun bu hastalığın dersek, “mülkiyeti' bir mihenk taşı, “iktidarı' lokomotif bir güç, din kılıklı bağnaz hüküm söylemini de bu gücü çokça sırtında taşıyan bir küfe olarak kaydedebiliriz. Bugün çokça dile dolanan “millet' mi, işte o da bu tarihin çokça kurbanı çokça mağduru ve yazık ki çokça da günahkârı oldu. Kendine rağmen insan başkasının günahını “sırtlanır' mı diye sorarsanız; “insanın yüreğini, aklını, kalbini neyle doldurduğunuza bağlı" derim ben de.

Misal devletin resmi kurumu TÜİK’e göre ülke nüfusunun beşte biri, yani 16,7 milyon insan yoksullukla pençeleşiyor. Üstelik yoksulun eline geçen para da, para demeye bin şahit isteyen cinsten. Şöyle ki bu 16,7 milyon insanın eline aylık en çok 624 en az da 520 lira geçiyor. Sahi “köle' olmak başka nasıl tarif edilir ki?

Bakın “millet' dediğimiz kitle böyle “ölüyor'. “Millet bu halde ise vekillerin durumunu ne siz sorun ne biz cevaplayalım kabilinden'  konuşmamız gerekirdi normal şartlarda? Lakin bugün “vekil' kim, “asıl' kim birbirine karışmış vaziyette. Zira 2017 yılında, emeklilik maaşı birlikte bir milletvekili 26 bin 620 lira maaş demeye yine bin şahit lazım “aylık kar' alıyor “milletin' toplam gelirinden. Üstelik vekilin emeklisi bile aylık 6 bin 620 lira maaş alıyor. Buna karşın 8,5 milyon emeklinin maaşı 1000-2000 tl arasında. 2 milyon 250 bin emekli ise 1000 tl’nin altında bir “nafaka' ile ayakta durmaya çalışıyor. 

Sonra ne oluyor; iktidar partisi bir anda “milleti' keşfediyor ve “millet ne derse, ne isterse o olur' hamasetinden kasıp kavuruyor ortalığı. Yani bu rakamlara göre millet yokluk, perişanlık, sefalet istiyor; tereddütsüz açlığı, evsizliği, fakirliği kabul ediyor.  Yok, öyle değil, millet itiraz edip, muktedirler kabul etmiyorsa, o zaman da “millet dostunu düşmanını bilmiyor' ne diyelim.

Onun için “millet isterse başkanlık da gelir' sözü bütün her şeyi bir kenara bırakalım, büyük bir çürümüşlüğün, büyük bir kokuşmanın dili olabilir ancak. O dil “kazanabilir', “zafer' çığlıkları ile gırtlağını da parçalayabilir lakin “milletin' bu dilden kazanacağı bir şey yoktur. Tarih bu gerçekliğin acı ve bir o kadar da korkunç örnekleri ile doludur. Hele hele İslam tarihi, bu örneklerin uçsuz bucaksız vadileri gibidir adeta.

İktidarını mutlaklaştırmak isteyen her otorite ya yanına milleti ya da ümmeti almıştır çünkü. İktidar katlarının en üst bloklarında yer alanlar ya da almak isteyenler ise yanlarına “yaratıcıyı' almışlar ve bizatihi yaratıcının iktidar koltuğunu kendilerine tahsis ettiğini söylemişlerdir. Muaviye şu sözü ile bu despot gerçekliği, tabiri caizse, gökdelenlerden boca eder üzerimize. “Ben yeryüzünde Allah’ın halifesiyim. Yeryüzündeki hazinenin sahibi de Allah’tır. Ben de Allah’ın adına hareket ediyorum. Bu sebeple yeryüzündeki hazineyi istediğim gibi dağıtırım.'

Gelin de şimdi Muaviye’nin iktidarına karşı çıkın..

Millet bahsi açılınca Hitler ya da Mussoloni örneği verilir çokça. Doğrudur da, insanlık bu noktada, tarihin gösterdiği “bataklıklara' yeniden düşmemeli. Zira demokrasiyi gerileten, tek adamlığı büyüten “oyun' kimseye bir hayrı yoktur; hayrı olmayan tercihin de dünyamızda yeri yoktur, olmamalıdır. Fakat ben şimdi, Hitler'i de içinde barındıran başka bir örnek aktarmak istiyorum.

İkinci dünya savaşı yıllarında, İsviçre savaşa katılmaz. Çünkü yapılacak daha “karlı' bir iş vardır; o da savaşın ticareti. Eduardo Galeona bu ticaretin muhteviyatını şöyle anlatır: “İsviçre bankaları Hitler'in işgal ettiği ülkelerden ve ele geçirilen Yahudilerden, toplama kamplarında ve gaz odalarında ölenlerin altın dişleri de dahil, çaldığı altınları alıyor ve uluslar arası dövize çeviriyordu. Nazilerin zulmüne uğrayan insanlar sınırda geri çevrilirken, altın hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadan İsviçre’ye giriyordu.'

Gaz odalarından, toplu kıyımlardan kanlı ellerle gasp edilen “altınlar' İsviçre bankalarında “milletçe' oldukça karlı bir “iş' olarak karşılanıyor ve milletin hanesi bu zift karası altınlarla zenginleşiyordu diyeceğimiz. Tıpkı gemilerle taşınan binlerce köle gibi, tıpkı kilisenin engizisyonunda can veren binlerce insan gibi. Ve “millet' her durumda sözü dinlenecek hakikati “oyla' belirleyecek bir kitle değildi elbette.

Nihayetinde, Al Copane 1931’de Liberry Dergisine şöyle konuşur: “Günümüzde insanlar hiçbir şeye saygı göstermiyor. Eskiden erdem, onur, gerçek ve yasalardan oluşan bir dayanağımız vardı. Günümüz Amerikan yaşamında çürüme günden güne yayılıyor. Başka yasalara itaat edilmeyen yerde, çürüme tek yasa olur. Çürüme bu ülkenin altını oyuyor. Erdem, onur ve hukuk hayatımızdan buharlaşıp uçtu..'

Ne dersiniz Al Copane’nin sözlerinde bugün ve hatta ülkemizin hüzünlü yüzü okunmuyor mu?

 

İlgili Haberler

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri

ABC Forum

'Hesap vereceksin tetikçi Küçük'

ABC Forum

Şuraya Bir 'Afrin' Çizelim - “Bordo Bereliler 2 Afrin'

ABC Forum

Zübükler…

ABC Forum

Kadınlar Günü...

ABC Forum

Bir Toplumsal Fenomen Olarak; Müslüm Gürses