darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

'Ekonomide korkulan senaryo gerçekleşmek üzere'

Katar'dan gelecek 15 milyar doların gideceği adres belli oldu

Yanardağ: Erdoğan, bir kararname ile herkesin mülküne el koyabilir!

Ünlü muhabirden Brunson krizine ilişkin önemli iddia

Alman basını: Erdoğan'ın fikrini değiştirmesi için fazla zamanı kalmadı

NURULLAH ATAÇ*-2

Mehmet ASLAN

Ataç’a göre yenilik, konuda, söylenilen sözlerde değildir. Yenilik bulunan biçimlerdedir. (45) Sanatçı, yazar, kendinden önce işlenmiş konuları işleyebilir. Burada önemli olan, bu konulara farklı bir görüş, yeni bir biçim getirebiliyor mu? Konulara farklı bir görüş, farklı bir biçim getirebilmişse, bir yenilik yaratmış sayılır.

Yenilik yaratmanın başka bir koşulu daha var Ataç’a göre. Şöyle der: “Siz yeniliğin kendi kendine, yerden biter gibi yetiştiğini mi sanırsınız? Yeni soluğu duymak, kavrıyabilmek için kişinin bütün dünyaya uzanan telleri olması gerekir. Bütün dünya derken de yalnız bügünü düşünmüyorum. Bütün dünya, yani dünyanın dünü, bugünü, yarını.'(46)

Ataç, “dünyanın dünü, bugünü, yarını' derken, bütünsel bilgiden söz eder. Yenilik, bütünsel bilgiyle olanaklı olur ancak.

Güzele bakışı

Ataç’a göre, güzellik yaratmak doğaya değil, insana vergidir. Ona göre doğa; “kendini işlemesini bilmez. (…) Ama insan o güzellikleri yaratırken bir çok unsurları (…) tabiattan alıyormuş, olsun, güzellik o unsurlarda değil, insan oğlunun onlara verdiği biçimlerdedir.' (47)

Bu sözlerine karşın yine de doğaya hakkını verir Ataç. Şöyle der: “Gençliğimde (…) ben de kimi yerin güzel, kimi yerin çirkin olabileceğine inanırdım. Sonradan anladım, var olan her şey güzeldir, var olanın, yaşamanın, canlılığın güzelliği vardır onda.' (48)

Bütünsel bilgi

Ataç, bütünsel bilgiden yana. Şöyle der bu konuda: “Yüzlerce alana el uzatıp yüzlerce konuyu biraz öğreneceğine bir tek alanda çalış, onun konularını derinleştir, daha iyi!’ diyoruz. Kendimizi de, çevremizi de kandırıyoruz böyle demekle. Biribirinden ayrı değildir o alanlar, biribirine bağlıdır o konular, birini hiç bilmezseniz, birinden hiç anlamazsanız ötekileri de gerektiğince kavrıyamazsınız. Yalnız bir şeyi bilmekle yetinen onu da iyice bilemez. Gerçek bilgi birliktedir, bizim biribirinden ayrı konular saydığımız şeyleri biribirine bağlıyan birliği görmektedir.' (49)

Kapitalizmde iş bölümü, insanın tek bir alanda yoğunlaşmasını, uzmanlaşmasını zorunlu kılar. Kişinin, zamanını tek bir yeteneğine yoğunlaştırıp, geliştirirken, diğer yetenekleri dumura uğrar. Bu tür bir uzmanlaşma, kişinin bütünselliğini, bütünsel bilgilenmesini engeller. 

Samimiyet (içtenlik)

Ataç, “samimiyet' başlıklı bir yazısında şöyle der: “Bir gün bir mektup almıştım, okurlarımdan biri benim yazılarımdaki samimiliği beğendiğini bildiriyordu. Sövülmüşüm gibi betime gitti: 'Acaba başka bir değeri yok mu benim yazılarımın? (…)’ diye içlendim durdum. Samimilik arkasından koşanlardan değilim ben, (…) konuşma diliyle yazmaya çalışmam samimilik için değildir, düşündüklerimizi karşımızdakilere bildirmek için Türkçede en iyi yolun bu olduğuna inanırım da onun için böyle yazarım. (…) Samimiyet bence bir insanın bir iş üzerine iyice düşündükten sonra, canı pahasına da olsa savunmağı göze alarak ortaya çıkardığı kanısıdır. (…) Doğruyu arıyacaksınız, menfaatlerinizi, hatta duygularınızı aşacaksınız, toplumun size aşıladığı önyargılardan silkineceksiniz, şu şöyle dermiş, bu böyle dermiş aldırmıyacaksınız, doğruyu bulduğunuza da içinize bir güven gelecek, o zaman söyliyeceksiniz.' (50)

Ataç’a göre samimilik, kişinin, aklına geleni, içinden doğanı yazmak değildir, uğraşarak, didinerek varılacak bir erektir.

“Şairde, sanat adamında arayacağımız samimilik,' der Ataç; “ hiçbir zaman yapmacığa kalkışmaması değildir, sanatına, sanatının imkanlarına inansın, denemelerinden bir yenilik, bir güzellik çıkabileceğine inansın, bu samimiliği yeter.' (51)

Birey toplum ilişkisi

Ataç’a göre: “Bir kişi hangi toplumda yetişmişse, o toplumun çocuğudur, edindiği bilgiler ne olursa olsun benliği, düşüncesi o toplumun ürünüdür.' (52)

Peki, bu toplumda şaire, sanatçıya düşen görev nedir?

“Şaire, sanat adamına düşen yediği ekmeği, giydiği kundurayı eseriyle ödemek değildir, onun borcu, topluma borcu toplumun-kendi de farkına varmadan-istediği yeniliği bulup yaratmasıdır.' der, Ataç. (53)

Peki, halkın sorunlarına duyarlı kişiler nasıl davranmalı? Bu konuda Ataç söyle der: “Bir halkı uyandırmak, yükseltmek mi istiyorsunuz? gözlerinizi yukarıya dikin, elinizden geleni yapmağa, kendinizi açmağa çalışın. Feda etmeyiniz kendinizi, kendinizi feda etmekle bu toplumun bir kişisini feda etmiş olduğunuzu anlamıyor musunuz? (…) Vermeyin, isteyin, bilin ki size verilecek olan, bütün topluma verilmiş demektir.' (54)

Özgürlüğe bakışı

Ataç, özgürlüğü önemseyen, kişinin özgür olmasını dileyen bir yazar.

Ona göre: “Özgür (hür) kişi, köle olmıyan, tutsak olmıyan kişidir. Kimsenin kölesi, kimsenin tutsağı değildir. Kendi kendisinin, duygularının, tutkularının, çıkarının da kölesi, tutsağı değildir.' (55)

Peki, kişi özgürlüğe nasıl erecek?

 Ataç’a göre; “özgürlüğe ermek kölelikten, tutsaklıktan kaçmakla değil, köleliği, tutsaklığı yıkmakla, ortadan kaldırmakla olur.' (56)

            Ona göre, bir görüşe, bir kanıya saplanıp ondan başkasına kulak tıkayan kişi özgür değildir. “Çıkarlarımıza bağlı olmak, duygularımıza bağlı olmak nite (nasıl) bir kulluk, tutsaklıksa, özümüzün kölesi olmaksa, bizim düşüncemizden başka doğru düşünce olmıyacağını sanmak da gene öyle bir kulluktur.' (57)

            Düşünce özgürlüğü konusunda ise şöyle der Ataç; “bir toplumda düşündüklerini söylemek özgürlüğünü isteyenler, özgürlük için çarpışanlar yoksa o toplumda gerçekten düşünen (…) yoktur demektir. Özgürlük olmamasına ancak düşünmiyenler katlanır, katlanan her kişi de düşünmüyor demektir.' (58)

            Ataç’a göre; “bir düşünce söylenmeden, yazılmadan daha bir düşünce olmuş sayılmaz; biçimini bulmamıştır. Düşündüklerini söylemeden içinde saklıyan kimse de bunun için gerçekten düşünüyor sayılmaz, (…) düşüncenin gerçekten doğru olup olmadığının anlaşılabilmesi için de söylenebilmesi gerekir.' (59)

            Özgürlüğü, düşünceyi söyleme özgürlüğünü savunan, buna karşın engellenen kişiye şöyle seslenir Ataç: “inandığın bir yolda yürürken, anlaşılmamaktan, yadırganmaktan… korkma.' (60) 

Batı uygarlığına bakışı

 “Bizi doğulu eden bir geçmiş, bir gelenek olduğu gibi Batıyı batılı eden bir geçmiş, bir gelenek olduğunu düşünmüyoruz. O geçmişi, geleneği öğrenmeye çalışmıyoruz. Başlangıcı, gelişmeyi bilmeden sonuçları kavramaya özeniyoruz. Bugünkü batı acunu, Batı uygarlığı yüzyılların ürünüdür, birdenbire doğuvermiş, açılıvermiş değildir. Biz o uygarlığa birdenbire konmak istiyoruz.' (61)

            Bu nedenle der Ataç: “Batı uygarlığını, bütün geçmişini incelemek, öğrenmek, kavramak gerekir.' (62)

 Ölüme, ruha bakışı

 Ataç, bu konuda şöyle der:“Tabiatta hiçbir şeyin yitmeyip hiçbir şeyin de tükenmediğini öğrendiğimiz günden beri biliyoruz ki yaşama denilen değişmenin, aramanın sonu yoktur, ölüm yoktur, bizim ölüm dediğimiz, bir varlığı kura zerrelerin biribirlerinden ayrılıp başka zerrelerle birleşerek başka biçimlere girerek yeni varlıklar kurmağa gitmeleridir. Ölüme inanmıyoruz ki dileyelim onu, ben bir gün elbette yok olacağım, ama zerrelerimin hiçbiri yitmeyecek, demek kiben gene onlarda yaşıyacağım. Ancak benliğim geçici, hani şu ruh dedikleri şey geçici… Oysa asıl onun, yalnız onun kalıcı olduğunu sanırlar.' (63)

Kadına bakışı

Ataç, kadını küçümseyen anlayışa karşı çıkar. Şöyle der: “Bir kimse kadınları yermeğe kalktı mı, tepem atar benim. Yok, kadınlar anlayışsızmış, yok kadınlar bir konu üzerinde inceden inceye düşünemezlermiş, bir takım işler varmış, kadınların aklı ermezmiş ona, kadınlar arasından büyük bilgin büyük şair, büyük sanat adamı mı çıkarmış?.. Bu çeşit sözler olsa olsa söyliyenlerin anlayışsızlığını, onların düşüncesizliğini gösterir. Yüzyıllar boyunca erkek kadını ezmiş, ona iki de bir: 'Sen anlamazsın… Senin aklın ermez büyük işlere…’ demiş, kandırmış onu, sonra söylediği doğrunun ta kendisiymiş gibi koltuklarını kabartmış, erkek olduğu için övünmüş… Kadınlar içinden bilgin yetişmiyormuş, şair yetişmiyormuş. Nasıl yetişsin, a Efendim? Yüzyıllar boyunca okutmamışlar kadını, okuyan kadına şaşılacak bir şey diye bakmışlar, okuduğu için, bilgiye, sanata özendiği için, kınamışlar onu, sonra da onun bilgin olmamasını, şair olmamasını yaradılışı gereği sanmışlar. Hani bir sözü vardır Tevfik Fikret’in: 'Beşerin böyle delaletleri var: / Putunu kendi yapar, kendi tapar.’ İnsanlar yalnız putlarını değil, doğru belledikleri şeylerin çoğunu da kendileri uydururlar, sonra da böbürlene böbürlene inanırlar ona.' (64)

İnanmak

“Günümüzde hep inanmak sözü ediliyor. (…) 'Doğru mu değil mi, araştırmadan inanın!’ diyorlar. (…) Oturalım da bir konuşalım, inandığımızın ilerisini gerisini bir düşünelim, bakalım doğru mu? (…) inanacağız, bize öğretilenlere, doğru olup olmadıklarını araştırmadan, bir yerine ses çıkarmadan, bir noktasına dokunmadan inanacağız. Usumuzu bir yana koyacağız, ona aldırmıyacağız.' Oysa der Ataç: “Asıl güç, (…) inanda değil, doğrudadır, doğruya ise (küşüm ile) şüphe ile varılır.'(65)

“inanmak değildir gerekli olan, inanmak değildir güzel olan, gerekli olan, doğruyu bulup, içimize sindirip ona inanmaktır. Güzellik bizi doğruya bağlıyan duyguda değil, doğrunun kendisindedir. (…)

İnanmak, kişioğluna yakışan şu güzel inanmak, korkularımızın doğurduğu, ya bir öden umudumuzun aşıladığı doğrulara değil, düşüncemizin bulduğu, benimsediği, incelemesinden geçirip de gerçekten kandığı doğrulara inanmaktır.' (66)

Olanaksızlıklara inanma

Ataç’a göre; “imkânsızlıklara inanmak, Doğu âleminin en büyük derdi olan 'tevekkül’ zihniyetinden gelir. Silkinmeliyiz ondan, imkânsızlıklar olmadığına inanmalıyız ki imkânsızlıkları yenelim, kaldıralım. Bilmeliyiz ki insanoğlu için hiçbir imkânsızlık yoktur, onları kendisi tembelliğinden, özensizliğinden yaratır.'(67)

Son söz

Ataç’ı okuyun. Düşünüzde yazmak, yazar olmak varsa, onu okumak biz zorunluluk bana göre.

Onu okudukça büyük bir tad aldığınızı göreceksiniz.

Onu okudukça dil bilinciniz gelişecek, Türkçeyi seveceksiniz.

Onu okudukça neyi yazmak istiyorsanız güzel bir biçimde yazmaya özeneceksiniz.

Okuyun Ataç’ı…

 

 

Dipnotlar:

 

45. Nurullah Ataç, Okuruma Mektuplar-Prospero ile Caliban, YKY, İstanbul, 2011, s.147

46. Nurullah Ataç, Diyelim-Söz Arasında, YKY, İstanbul, 2010, s.48

47. Nurullah Ataç, Okuruma Mektuplar-Prospero ile Caliban, YKY, İstanbul, 2011, s.178

48. age. s.116

49. Nurullah Ataç, Karalama Defteri-Ararken, YKY, İstanbul, 2010, s.134

50. age. s.85

51. Nurullah Ataç, Diyelim-Söz Arasında, YKY, İstanbul, 2010, s.65

52. age.s.52

53. age.s.56

54. Nurullah Ataç, Okuruma Mektuplar-Prospero ile Caliban, YKY, İstanbul, 2011, s.194

55. Nurullah Ataç, Diyelim-Söz Arasında, YKY, İstanbul, 2010, s.20

56. age.s.23

57. age. s.178

58. age. s.25

59. age. s.25

60. age. s.105

61. age. s.155

62. age. s.156

63. Nurullah Ataç, Okuruma Mektuplar-Prospero ile Caliban, YKY, İstanbul, 2011, s.99

64. age. s.174

65. Nurullah Ataç, Karalama Defteri-Ararken, YKY, İstanbul, 2010, s.14

66. Nurullah Ataç, Diyelim-Söz Arasında, YKY, İstanbul, 2010, s.142

67. Nurullah Ataç, Okuruma Mektuplar-Prospero ile Caliban, YKY, İstanbul, 2011, s.105

*Bu yazı İnsancıl dergisinin

280. sayısında yayınlandı.

 

İlgili Haberler

ABC Kritik

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Vasatlığın ve cehaletin gemisinde değilim

ABC Kritik

Fikret Başkaya | 'Ezilen halkların aydını': Samir Amin

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof.Dr Coşkun Özdemir | Krizler kıskacındaki Türkiye

ABC Kritik

Nejla Kurul | Kötülük çoğalıyor, İyi'yi büyütmenin zamanı

ABC Kritik

ABC Kritik | İbrahim Utku Nar | CHP için başka bir yol mümkün mü?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Nejla Kurul | Güzellik Direnişte: Flormar İşçilerinin İyilik Hikâyesi

ABC Kritik

Fikret Başkaya | Ne ile cebelleştiğini bilmek!

ABC Kritik

Mustafa İlker Gürkan | CHP ve politikaları üzerine tezler

ABC Kritik

Hürriyet Yaşar | CHP'de önderlik sorunu olmak ve yapmak ayrımı -1

ABC Kritik

Prof. Dr. Nejla Kurul | Her ağaç tek başına ve ayakta mı ölür?

ABC Kritik

ABC Kritik | Prof. Dr. Coşkun Özdemir | CEHALET

ABC Kritik

ABC Kritik | Ali Şimşek | PKD: Uzaydaki Dışlanmışlara Övgü