darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Mustafa Necati Yıldırım

Teflon tava Cumhuriyeti

28.12.2017 16:19

Kişisel maceramın bir parçası olarak vaktimin büyük çoğunluğunu birbirinden tamamen bağımsız, normalde asla bir araya gelmeyecek ve genelde pek de tanımadığım insan profilleriyle geçirme fırsatı bulduğumu söyleyebilirim. Bu çeşitliliği hep akıl açıcı bir zenginlik, olup biteni okumaya çalışırken beni olası önyargılardan azade kılan vazgeçilmez bir özgürlük alanı olarak gördüm. 

Üstelik bunun olayları ekranları dolduran kıymeti kendinden menkul, sözde kanaat önderlerinin kendilerinin bile inandığından şüphelendiğim sözleri ya da sosyal medyanın 7/24 susmak bilmeyen ampirik algısı içinden ayıklamaya çalışmaktan çok daha sarih bir yöntem olduğunu yıllar içinde sayısız deneyimle doğruladım. Kendini hangi mahalleden tanımlarsa tanımlasın memleket üzerine kafa yormaya çalışan herkese şiddetle tavsiye ederim. 

Yıllar önce bir defasında "Türk toplumu teflon tava gibidir, sosyoloji işlemez," diye yazmıştım. Yıllar sonra şimdi baktığımda bu görüşümün hala değişmediğini fark ediyorum. 15 yıldır dayatılan tüm akla zarar gerici toplum mühendisliği çabalarının, riyakar, kendi bekasını ancak ayrıştırmak, ötekileştirmek ve düşmanlaştırmakta gören politikaların toplumun dokusunda hiç de umdukları gibi karşılık bulmadığını, üzerine yapışmadığını görüyorum. Devlet eliyle Korku Cumhuriyetine dönüştürülen Türkiyede bu bile umudu korumak için yeter.

Elbette bu görüşün aksini ispata yönelik yüzlerce olay, uygulama, aymazlık örneği bir çırpıda sıralanabilir ve hepsi de kan dondurucu bir şekilde haklı olur. Ancak atladığımız bir nokta var. Durum her ne kadar dinci gerici topyekün bir mühendislik çabası gibi görünse de Büyük Reis için bunun araçsallıktan öte pek bir anlamı bulunmuyor. Tabii ülkenin bir yarısının bunun farkında olmasının da...

Koca ülke bir kişinin varoluşunu garanti altına almak için elde bulunan işlenmesi en kolay malzeme olan Sünni İslam söylemiyle -kendilerinin bile ne demek olduğunu bilmediği- yeniden kurgulanmaya çalışılıyor ve küçük bir Reisçi fanatik azınlık dışında gönüllü gönülsüz çocuğunu İmam Hatip Lisesine yazdıran, anne babalar da bunun giderek daha çok farkına varıyor. 

Karşı mahallede giderek artan bir şekilde gözlenen sessizlik, atalet, gönülsüzlük halinin alt metninde işte bu giderek gerçeği farketme, dolandırıldığını anlama ve bunu kabullenmekte zorlanma motifleri yatıyor. 

Elbette bunun nedeni muhalefetin çok sağlam argümanları, artık çuvala sığmayan yolsuzluk sarmalı ya da iktidarın saatlik savrulmaları falan değil. Biliriz ki bu ülkede kimse bu işlere bakmaz. Başka bir şey var.

Herhangi bir amaca -cinayet, dünyayı ele geçirmek, banka soymak, muasır medeniyet seviyesine ya da asr-ı saadete- ulaşmak için minimum düzeyde de olsa biraz akla, öngörüye, değişkenleri hesaplama becerisine ve hepsinden önemlisi bir plana ihtiyaç vardır. Kabul edersiniz ki her tür başarı ihtimali olan plan için eleştirel akıl, neden-sonuç ilişkisi kurabilme ve tüm bunları yönetebilme bilgi ve birikimi gerekir. 

Ancak planınızı koca bir ülkeye uygulamaya kalktığınızda bu kez kendinize göre bir "ortak akla" da ihtiyaç duyarsınız. Yani "Arkadaşlar şimdi şahsım ve ailemin esenliği için kafamda şöyle şöyle bir ülke var. Hadi hep birlikte inşaa edelim, hem arada siz de sebeplenirsiniz. Mis gibi oluruz," derseniz elbette kalabalık bir çevreniz olur ama bu koca devlet aparatını işletebilmenize yetmez. Çünkü peşinden sürüklediğiniz kalabalık süper bir öteki dünya istese de arada bir et yemek, arabasına benzin koymak gibi dünyevi şeylere de meyledebilir. Bunu da "Körolasıca bankalar indirin şu faizleri," diyerek yapmaya kalkıştığınızda artık birilerinin size zurnanın zırt dediği yere geldiğinizi hatırlatması gerekir ki bu arkadaşlar da çoktan tası tarağı toplayıp gitmiştir. Ve bir de bakarsınız ancak Sarayın pencerelerinden görülebilen Yeni Türkiyeniz bırakın ortak aklı, herhangi bir aklın uygulayabileceğiniz bir yer olmaktan çıkmıştır.  

Geriye kalansa bir İmam Hatip lisesi felsefe öğretmeninin"Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar," sözü olur. Buna da birkaç müptezel dışında kimse sahip çıkmaz. Eğitimden sağlığa, ekonomiden politikaya tek adamın dudağına bakan devlet aparatının tümden işlevsiz hale geldiğini bugün ilk elden toplumun muhafazakar kesimi de deneyimlemeye başlamış ve tepkisini sessizliği ile göstermeye başlamıştır.

Ben Reisin yerinde olsam anketlere bakıp bakıp karşı mahalle ile uğraşmayı bırakıp arkasından yaklaşan dip dalgayı tsunamiye dönmeden durdurmaya çalışırdım. Çünkü kendisi farkında olmasa bile herkesin birbirinden korktuğu bir ülkede anketler biraz da dostlar alışverişte görsün tadındadır.

Eğitim