Çok Okunanlar

Polis, taksiden indirdiği kadına tecavüz etti!

Korkut Boratav: AKP kemer sıkma politikasını ağırlaştıracak

Küçük Tetikçi'nin saklamaya çalıştığı '17-25 Aralık' sözleri...

FETÖ lideri Gülen bu cesareti nereden buluyor! ‘Cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekbere dönüyoruz'

Rektör Bey binecek, devlet ödeyecek! '3000 motor, 333 beygir olmazsa binmem'

"Okullarda evrim öğretilmezse biz öğretiriz"

Röportaj: Alev Doğan

Türkiye belki de cumhuriyet tarihinin en karanlık döneminden geçiyor. Toplumsal alanın her hücresine nüfus eden gericilik, yurttaşlara nefes aldırmazken, çocuklarımızın geleceği eğitim müfredatının iğdiş edilmesi ile beraber çöpe atılıyor. Bu gerici saldırganlığı, bununla mücadele etme yöntemlerini, bilime yaptıkları katkılar ile bilinen Evrim Ağacı ekibi ile masaya yatırdık. 

Öncelikle gericilerin sıklıkla başvurduğu "Evrim bir teoridir" argümanı ile başlayalım...Neler söyleyeceksiniz?

Evet, halk arasında en yanlış bilinen konulardan birisi bu; bilim düşmanları da bunu sürekli körüklüyorlar ve bu hatalı bilgi üzerinden bol bol prim yapıp, halka yalan söylüyorlar. Burada "Evrim bir teoridir." derken söylemek istedikleri, "Evrim bir kanun bile değil, niye ciddiye alalım ki?" gibi bir zırvadır. Bu, eskiden MEB'in "Hipotezler ispatlanınca teori olur, daha da ispatlanınca kanun olur." gibi tamamen hatalı ve neredeyse skolastik düşünce zamanlarından kalma diyebileceğimiz kadar eski bir anlatımı modern eğitim sistemi içerisinde bulundurmasından kaynaklanıyor. Hipotezlerin ispatlanında teori olduğu, teorilerin de daha çok ispatlanınca kanun olduğu iddiası tamamen, baştan sona hatalı. Aslında konu çok basit; ancak biraz örneklendirmek gerekiyor tam olarak izah etmek için. Tam da denk geldiği için, Liseliler İçin Evrim derslerimizin şu anda yayına hazırladığımız 3. dersinden bir kesidi sizlerle paylaşayım, tam da bu konuda çünkü. Hem derslerin neye benzediğini ve ne içerikte olduğunu da göstermiş oluruz. O kesit şöyle:

"Evrimin tanımı şudur: Evrim, canlı popülasyonları içerisindeki gen ve özellik dağılımlarının nesiller içerisindeki değişimidir. Bu bir tespittir, öyle değil mi? Etrafımızda süregelen olayları, olguları ve süreçleri gözleriz, sonra da bunları tanımlarız. İşte bu tip gözleme dayalı tespitlere bilimde “doğa yasaları', “kanunlar', “ilkeler', veya “prensipler' deriz. Yani o meşhur “doğa yasaları' ve “kanunlar', doğaya yönelik gözlemlerimizin ifadesinden ibarettirler. Peki nedir kanunlar? Kanunlar, Evren’in dokusu ve yapısından ötürü var olan doğal süreçlerdir. Örneğin belli bir kütlenin üzerindeki yıldızların yakıtı bittiğinde, nötron yıldızlarına veya karadeliklere dönüşürler. Bu bir gözlemdir, bir gerçektir. Evren bildiğimiz şekliyle var oldukça, bu süreçler de bu şekilde devam edecektir. Bir diğer yasa örneği, kütleçekimidir. Kütleçekimi, cisimlerin birbirlerine doğru hareket etme eğilimlerine yönelik bir yasadır. Gezegenimiz üzerindeki ve Evren içerisindeki bütün kütleli cisimler, birbirlerine doğru hareket etmeye meyillilerdir. Buna kütleçekimi deriz. Evren’in yapısı ve dokusu değişmediği sürece, kütleçekimi de değişmeyecektir. Lise derslerinden bileceğiniz bir diğer yasa veya ilke örneği, La Chatelier İlkesi’dir. Kimya bilimi dahilindeki bu yasa, derişim, sıcaklık, hacim veya basınç gibi fiziksel parametreler açısından denge halinde bulunan kimyasalların, her zaman bu denge hâlini korumaya meyilli olduklarına dair tespitimizdir. Bu yasa da, kimyasalların yapısı ve onları oluşturan Evren’in dokusu değişmediği müddetçe değişmeyecektir. Benzer şekilde, biyolojide de canlı popülasyonlarına bakarız ve gen dağılımlarının nesiller içerisinde değiştiğini görürüz. Bu, Evren bildiğimiz şekliyle var olduğu sürece devam etmek zorunda olan bir süreçtir. Yani Evren’imizin nasıl çalıştığı değişmediği sürece, bu yasa da değişmezler. İşte canlı nesillerinin değişimi yasasına evrim denir. Bu nedenle evrim, bir yasadır. Evrim yasası veya kısaca evrim dediğimizde kastettiğimiz de, gözlediğimiz ve var olduğunu kesin olarak bildiğimiz bu değişimdir.

Ancak bir doğa yasası veya kanunun tanımına bakarak o yasanın “nasıl' ve “neden' olduğunu anlayamayız. Mesela, “cisimler yere düşer' ya da “Dünya üzerindeki cisimler, Dünya’ya doğru hareket etmeye meyillidir.' diyerek kütleçekimini tanımladığımızda, bu hareketin neden ve nasıl o şekilde olduğunu izah etmiş olmayız. Sadece “ne' olduğunu tanımlarız. Yıldızların karadeliklere dönüştüğünü söylediğimizde, bu dönüşümün mekanizmalarını ileri sürmemiş oluruz. La Chatelier İlkesi dahilinde kimyasalların nasıl veya neden dengede kalmaya meyilli olduklarını izah etmeyiz. Aynı şey, evrimin tanımı için de aynen geçerlidir. Popülasyon içi gen ve özellik dağılımlarının değişimi olarak tanımlanana evrim yasasını, evrimin nasıl çalıştığını söylemez. 

Peki yasaların neden ve nasıl o şekilde çalıştıklarını söyleyen bilimsel bilgi bütünlerine ne denir? Teoriler!

Teoriler, doğa yasalarının neden ve nasıl o şekilde olduğunu açıklayan, bilimsel metodun en üst seviyesinde bulunan bilgi bütünleridir. Teoriler, kanunları kapsarlar ve onları açıklarlar. Teoriler üzerinde çalışan bilim insanları, söz konusu kanunların neden ve nasıl o şekilde olduklarını anlamak için araştırmalar, gözlemler ve kontrollü deneyler yaparlar. Bu süreçte geçici açıklamalar, yani hipotezler geliştirirler. Bu hipotezler son derece dar kapsamlıdır ve sınanmayı beklerler. Araştırmacıların çabaları sayesinde bu hipotezler test edilir ve başarılı olanlar teoriye dahil edilir, hatalı olanlarsa elenir ve yeni hipotezlere yol açarlar. Bilim insanları, yıllar süren araştırmalarının sonucu elde ettikleri bulgularını, güvenilir hakemli dergilerde yayınlamaya çalışırlar. Hakemler, makalenin yayınlanacağı alanda uzman diğer bilim insanlarıdır ve yayınlamaya çalıştığınız akademik makalede söylediklerinizin tutarlı ve güvenilir olduğundan emin olmaya çalışırlar. Şüpheleri varsa, araştırmanızı yetersiz, eksik veya hatalı görürlerse, çalışmanızı reddedebilirler. Siz de başa döner, eksiklerinizi kapatır, deneylerinizi gözden geçirir, tekrar yayınlamaya ve bilim insanlarını bulgularınızın bilimselliğine ikna etmeye çalışırsınız. Bu, aşırı zor bir süreçtir; ancak güvenilir bilim, bu şekilde üretilir. Sonrasında eğer ki bulgularınızı başarıyla yayınlarsanız, yüzlerce ve hatta binlerce bilim insanı o bulgularınızı inceler, kendi laboratuvarlarında tekrar ederek denerler ve testlere tabi tutarlar. Kimi zaman bulgular bu şekilde çürütülür; kimi zamansa ek bulgularla desteklenerek geliştirilir. İşte teoriler, bu şekilde özverili ve son derece güvenilir yöntemlerden geçerek inşa edilirler. Yani bilim dilinde teori, halk arasında kullanılan “asılsız iddia' anlamına gelmez.

Bu süreçten anlayabileceğiniz üzere, teoriler hiçbir zaman kanun da olmazlar. Bu tamamen asılsız bir düşüncedir. Kanunlar ile teoriler arasında bir hiyerarşi yoktur. Kanunlar, Evren’de süregelen olay, olgu ve süreçlerin “ne' olduklarını belirtirler, hepsi bu. Teoriler ise, o kanunların “neden' ve “nasıl' o şekilde olduklarını izah eden, güvenilir ve bilimsel olarak sınanmış bilgi bütünleridir. Kanunlar ile teoriler arasındaki köprüyü hipotezler kurarlar. Hipotezler arasından da sadece sınanmış ve bilimin zorlu testlerine direnebilmiş olanları... Dolayısıyla bu noktada anlaşılması gereken şudur: Teoriler, son derece güvenilir bilgi bütünleridir.

Teoriler, durağan bilgi bütünleri de değildir. Sürekli değişirler, gelişirler, dallanıp budaklanırlar. Her teori aynı güç ve kapsamda değildir. Bazı bilim teorileri kısıtlıdır ve çok dar bir alanı ilgilendirirler. Bazıları ise aşırı kapsamlıdır ve çok fazla bilim dalını aynı anda ilgilendirir, aynı anda etkilerler. İşte Evrim Teorisi’ni bu kadar meşhur ve önemli kılan, insanlık tarihinde geliştirilmiş olan en güçlü ve en kapsamlı teorilerden birisi olmasıdır. Çok fazla açısı vardır, çok fazla bilim dalıyla desteklenir, çok farklı alanlardan bilim insanları tarafından durmaksızın araştırılmaktadır. Ama bu sizi korkutmasın; çünkü Evrim Teorisi’ni öğrenmeyi eğlenceli ve ilgi çekici kılan da budur. Evrimi öğrendikçe, birçok bilim dalına dair eğitimli fikirler edinmeye başlarsınız. Böylece, gelecekte seçeceğiniz meslekleri de şekillendirmeniz mümkün olacaktır."

Yeni gelen kuşak açısından Evrim'in müfredattan çıkartılmasının, ne gibi sonuçları olacak?

Evrimin öğretilmemesinin yarattığı en büyük facia, biyoloji konularının tamamen havada kalmasıdır. Evrim, biyolojinin omurgasıdır. Büyük evrimsel biyolog Theodosius Dobzhansky "Evrimin ışığı olmaksızın biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur." derken, çok doğru bir noktaya parmak basıyor. "Evrim olmaksızın biyoloji öğretemezsiniz." demiyor mesela, dikkatinizi çekerim. Öğretebilirsiniz. Ancak öğrettiğiniz şeylerin hiçbir anlamı olmayacaktır. Karman çorman, birbiriyle ilişkisi olmayan konular gibi gelecektir öğrenciye. Mesela sokaktan bir lise öğrencisini çevirip "Biyoloji dersleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?" diye sorun, hemen hemen hepsi şu cevabı verecektir: "Aşırı ezbere dayalı! Çok zor..." Neden? Çünkü mantığı yok gibi geliyor. Bir yerde nefronlar öğretiliyor, bir yerde anatomi öğretiliyor, bir yerde ekoloji öğretiliyor. Bunlar arasındaki ilişki ne? Yok... Bu öğretilmiyor. İşte o ilişkiyi kuran şey evrimdir. Evrim olmadan, bu bağlantı kurulamaz. Çok basit bir örnek vereyim, bundan da YouTube'da başlattığımız liselere yönelik evrim derslerinin ikinci dersinde sözünü ettik: 

Biyoloji dersi alan herkesin bileceği gibi mutualizm diye bir konu vardır. Canlıların karşılıklı olarak fayda sağladıkları ilişkileri inceler. Mesela çiçekler nektar üretir, arı da bu nektarı yer. Nektarı yerken de çiçeğin polenleri arıya bulaşır, bir başka çiçeğe konduğunda bu polenler o çiçeğe geçer, bu sayede çiçek tozlaşır, ürer. Bunun gibi karşılıklı iki tarafın da fayda gördüğü ilişkiler... Mesela mutualizmi evrim olmaksızın öğretebilirsiniz, öğretildi de bugüne kadar. Ama bu mutualist ilişki nasıl ortaya çıkmıştır? Neden böyle bir avantaj sağlar? Ne gibi bir süreç sonucunda bu ilişkiler ortaya çıkmıştır? Mutualizmin, ekolojik süreçlerle ilişkisi nedir? İşte bunları, evrimi ve mesela evrimin bir alt konusu olan "karşılıklı evrim" konusunu anlatmadan öğretemezsiniz. Bir şeyler hep eksik kalacaktır. Gençlerimiz, kafalarında kavramları bir bütün olarak oturtamayacaktır. Biyolojiyi hep "ezber" sanıyoruz, çünkü evrimi öğretmiyorlar. Bu eksiği gidermek zorundayız.

Türkiye'de bilimsel eğitimin iğdiş edilmesi ile nasıl mücadele edilir?

Dayanışma ile. Bilim ile. Yersiz polemik ve çatışma kültüründen kaçınarak. Ve hepsinden önemlisi, inisiyatif alarak. 

Dayanışma ile dedim, çünkü aydınlanma ve ilerleme isteyen insanlar Türkiye'de aşırı bölük pörçük. İkinci, üçüncü, hatta dördüncü derece öneme ve ivediliğe sahip olan meselelerdeki kavgalara boğulmuş haldeler. Büyük resmi, Türkiye'nin ilerleme ve aydınlanma ihtiyacını göremez hale gelmişelr. Bu ayrılıkları bir kenara bırakıp, ortak bir hedef çerçevesinde, Türkiye'de bilimsel aydınlanma devrimini yaşatma gayesi etrafında buluşmak gerekiyor.

Bilim ile dedim, çünkü bilim hakikaten yegâne yol gösterici bu hayatta. Onun sikletinde, onun klasmanında olan tek bir bilgi türü bile yok, bize gerçeği göstermek konusunda. Bilim bütün sorunlarımızın çözümüdür demiyorum; ancak sorunlarımızın ezici bir çoğunluğunun çözümüdür. Geri kalanında da, bugüne kadar aldığımız yoldan kat kat fazlasını almamızı sağlayacak bir araçtır. Dayanışma işini halledip, bilim gibi nesnel bir ortak paydada buluştuktan sonra, öznel farklılıklarımızı çok daha rahat aşacağız. Bunu görmemiz gerekiyor.

Yersiz polemik ve çatışma kültüründen kaçınarak dedim, çünkü Türkiye'de bilim kültürü olmadığı gibi, münazara kültürü de yok. Bilim karşıtı gericiler, sizi polemiğe çekmeye çalışıyorlar. İşleri bu. Kazanma yöntemleri bu. Bir bilim düşmanının, bilim yaparak kazanma şansı, gerçek bir bilimsel kimliğe sahip olma ihtimali var mıdır? Elbette hayır! E o zaman ne yapacak? Polemik yaratacak, saçma sapan tartışmalarla zamanınızı çalacak, konuyu dağıtarak asıl meselelerden uzaklaşmanızı sağlayacak. Sizi bu şekilde alt edecek. Bunları bir kenara bırakıp, bilimsel münazara kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor. Bu da, bilim eğitimini doğru düzgün vererek olur.

Hepsinden önemlisi olaraksa inisiyatif almayı saydım. Çünkü Türkiye aydını ve bilim insanında aşırı bir atalet var. Hareket edemiyorlar. Girişimlerde bulunamıyorlar. Bu zorlu şartlarda bile yapabileceklerinin %100'ünü veremiyorlar, bunun aşırı uzağında kalıyorlar. Birazcık teşvik ile yapılabileceklerin haddi hesabı yok. Türkiye'deki bilim odaklı insanların sayısının haddi hesabı yok. Ancak dayanışmıyorlar. Ancak bilim etrafında birleşmiyorlar. Ancak polemikler içerisinde kaybolup gidiyorlar. Ve inisiyatif almıyorlar. Bizim aydınlarımız, bilim insanlarımız, bilimseverlerimiz, Dünya'nın neresinde olurlarsa olsunlar, uzmanlıkları ne olursa olsun, halkı aydınlatma mücadelesine girmek zorundalar. Artık "Köy Enstitüleri" falan gibi harika projelerin de ötesine geçmemiz gerekiyor. Her bir bilimsever ve bilim insanı bir enstitü gibi davranmak, etrafına bilim ve bilgi saçmak zorunda. Yarışın öylesine gerisindeyiz ki, arayı ancak böyle kapatabiliriz. Bu süreçte hepimize iş düşüyor. Buradan "bilen"lere sesleniyorum: Ne olur inisiyatif alın ve bildiklerinizi bir şekilde etrafınıza aktarın, Türkiye'ye kazanım olarak döndürün. Modern teknoloji bunu fazlasıyla mümkün kılıyor. Gününüzün bir kısmını mutlaka buna ayırın. Milletçe ihtiyacımız var.

Gelelim MüfredatBiziz kampanyanıza...Biraz açabilir miyiz?

#MüfredatBiziz kampanyası, oldukça spontane olarak gelişen bir kampanya aslında. Türkiye'de Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Derneği diye bir dernek var. Son derece güzel işler yapan, müthiş akademisyenleri bünyesinde barıştıran bir ekoloji ve evrimsel biyoloji derneği. Bu dernek, karardan sonra kamuoyuna bir basın açıklaması yayınladı. Ben de zaten bir Evrim Ağacı ailesi için bir açıklama üzerinde çalışıyordum. Çok benzer olduğunu fark ettim sitemlerimizin. Hatta onlarınkinin altına imzamızı atacak kadar aynıydı yakınmalarımız... Bunun üzerine, aklıma geldi: "Yakınmaktan öte ne yapılabilir?" diye sordum kendime. E ben evrimsel biyoloji üzerinde akademik düzeyde çalışıyorum. Bugüne kadar da 10 yıla yakın bir bilim anlatıcılığı deneyimim ve Evrim Ağacı gibi devasa bir platformum var. Neden bunları birleştirip, konuyu ben dilim döndüğünce gençlere anlatmayayım ki diye düşündüm. "Onlar öğretmiyorsa, biz öğretiriz." dedim. "Çünkü müfredat, biziz!" İşte inisiyatif derken dediğim biraz da bu.

Elbette okul eğitiminin yerini tutmaz; ama hiç yoktan iyidir. Birkaç yabancı üniversitenin liseler için geliştirdiği evrim müfredatlarını inceledim. Sonra da ülkemizdeki evrime yönelik eksikleri bildiğim için, bunlara öncelik vererek kendime bir ders listesi hazırladım. Sonra da slaytlar hazırlayarak, "İdeal bir evrim eğitimi nasıl olurdu?" sorusuna yanıt arayan şekilde bir video dizisi çekmeye başladım. Sağ olsun, insanlarımız da çok büyük ilgi ve destek gösterdiler. Olay bu şekilde gelişti diyebilirim. 

Bu sadece "evrim" özelinde olan bir konu da değil! Her alanda bu tip girişimlere ihtiyacımız var. Bizim yapabileceklerimizin başında evrim geliyor, e güncel de bir konu, o nedenle böyle bir ürün çıktı. Ancak Twitter'da 3. sıraya kadar yükselen #MüfredatBiziz kampanyasının açıklamasına göz atarsanız, çağrımızın çok daha genel olduğunu görebilirsiniz:

"Bugün saat 21'de, #MüfredatBiziz etiketiyle sesimizi tüm Türkiye'ye duyuruyoruz. "Okullarda #evrim öğretilmezse, biz öğretiriz!" diyoruz. 

Modern zamanlarda eğitim için okullara muhtaç değiliz. Modern bilimi, birbirimize öğretebiliriz. Bilenler, bilmeyenlere anlatacak, hepsi bu! Bunun için tek ihtiyacımız olan alanında uzman isimler ve öğrenmeye aç nesiller. İkisi de ülkemizde yığınla var! E, ne bekliyoruz?

Bakın burada olan #evrim meselesinden ibaret değildir! Bu dediğim, her alanı kapsar, her konuyu kapsar: matematik, fizik, kimya, ne olursa! #Türkiye'de sosyal bilimler eksik diye mi düşünüyorsunuz? Şikayet etmeyin, çözüm olun! Eğer bu alanda uzmansanız, öğretin, aydınlatın.

Bizim #MüfredatBiziz çağrımız, sadece devlet kademesinde #evrim konusunda yapılan bir hatanın eleştirisinden ibaret değildir! Bizim #MüfredatBiziz çağrımız, bir özeleştiridir! Yakınmaya, şikayete, mızmızlanmaya karşı bir özeleştiri. Biz, daha iyisini yapabiliriz!

Eğitim, dört duvar arasında tahta sıralarda verilen okuma ödevlerinden çok ama çok daha fazlasıdır. Bunu anlamadan, #aydınlanma olmaz!

Dolayısıyla, ülkemizin tüm aydınlarına, tüm eğitmenlerine, tüm öğretmenlerine, tüm bilimseverlerine, tüm uzmanlarına sesleniyorum: Birleşin! Eğer aydınlanma ışığını bu ülkede yakmak istiyorsak, bizim birbirimizden, öğretme sevdamızdan ve bilimden başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok!

#Okul, bilenden bilmeyene bilim akışının olduğu her yer, her andır! Bunun içeriğine karar verecek olan da biziz. Yani... #MüfredatBiziz!"

Evrim Ağacı nasıl bir ihtiyacın ürünü olarak doğdu?

Evrim Ağacı'nın kuruluşu 7 sene kadar önceye gidiyor. 5 Kasım 2010'da, ben ve ODTÜ Biyoloji'den 2 arkadaşım tarafından kurulmuş bir oluşum. Kuruluşunun ardında yatan ihtiyaç da çok benzer: Biz evrimsel biyolojiye ilgi duyuyoruz, neden etrafımızı da bu konuda eğitmeyelim? Evrim, günümüzde artık sadece biyolojiyi ilgilendiren bir mesele değil. Kimyadan psikolojiye, mühendislikten tıbba, jeolojiden genetiğe kadar aşırı geniş bir alanı kapsıyor, hepsini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla evrimi öğrenmek, bilimi zevkli ve eğlenceli bir şekilde öğrenmenin, kendinizi çok yönlü olacak biçimde geliştirmenin de harika bir yolu.

Yola çıktığınız dönem ile şimdi arasında bir fark var mı?

Eh, birçok şey değişti elbette. İlk başta biz değiştik. Yeniyetme lisans öğrencileriydik, şimdi akademisyen olmak üzere olan, akademik makaleler yayınlayan bilim insanları olduk. 

Evrim Ağacı değişti. Şu anda Evrim Ağacı, ODTÜ'nün çok ötesine geçmiş, Boğaziçi Üniversitesi'nde bir şube açmış, giderek büyümekte olan bir bilim organizasyonu. Bünyesinde onlarca yazar, bilim insanı, bilimsever, araştırmacı, bilim anlatıcısı bulunuyor. Bugüne kadar evrim üzerine 2 kitap yayınladık, binlerce popüler bilim içeriği yayınladık, yüzlerce popüler bilim makalesi yazdık. Yeni yakınlarda hız vermeye başladığımız YouTube kanalımızdansa onlarca video yayınladık. Ülkemizden çıkan bilim insanlarıyla bilimsel araştırmaları ve modern bilim hakkındaki düşünceleriyle ilgili sohbetler düzenledik. 

Ve tabii ülke değişti. Hem iyi, hem kötü yönde... Genel olarak daha baskıcı, daha öznel değerlerle yönetilen bir Türkiye var artık. Nesnellikten uzaklaşıldı. Bunlar bilinen şeyler. Ben "iyi" değişimlere odaklanmayı seviyorum. Türkiye'deki gençlik artık sessiz değil. Bilime çok büyük ilgi ve saygı gösteren, önemli bir genç kitlesi var. Kültürümüze bilim yavaş yavaş işliyor. Bunun bazı şeylere tepki olarak doğması birazcık üzücü. Keşke sadece bilimin önemini kavrayarak hayatlarımıza dokusaydık bilimi... Ancak tarihteki bütün bilimsel aydınlanma devrimleri, elbette tepkisel olarak doğmuştur. Dolayısıyla bizde de belki böyle bir zeminin hazırlanması gerekiyordu. Şartlar olgunlaştıkça, gençlerimiz bilimsel algı düzeylerini arttırdıkça, ülkemizin çok daha güzel günlere gideceğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin hakikaten müthiş bir ilerleme potansiyeli var. Küresel dünyada çok büyük bir bilimsel ve teknolojik aktör olma potansiyeli var. Ancak bunu mümkün kılacak bilimsel devrimden yoksunuz. Dolaylı yollarla iş yapmaya çalışıyoruz. Bu böyle olmaz. Hele Türkiye bir silkinsin, bilimi yol gösterici ve ortak payda edinsin de, siz o zaman görün Türkiye'yi! 

Şimdilik sorularım bu kadar...Sizlerin eklemek istediği bir şey var mı?

Çok teşekkürler bize ve bilime zaman ayırdığınız için.

İlgili Haberler

Güncel

Belediye başkanının evi kurşunlandı!

Güncel

İlçe Emniyet Müdürü'ne 'tarihi eser kaçakçılığı' gözaltısı

Güncel

'Ders çalışmıyor' diye babası tarafından öldürülmüştü; karnesi ortaya çıktı

Güncel

İmza sonrası Müjdat Gezen'den açıklama: Suçumun ne olduğu söylenmiyor!

Güncel

Barbaros Şansal ‘Yetti gari!' dedi

Güncel

FETÖ lideri Gülen bu cesareti nereden buluyor! ‘Cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekbere dönüyoruz'

Güncel

Sami Boydak gözaltına alındı

Güncel

Doktora sitem ilanı: Söz verdiğin halde yapmadın

Güncel

Hukuksuz bir şekilde görevinden alınan Cemil Kılıç hakkında soruşturma başlatıldı!

Güncel

Rasim Öztekin'den cinsiyetçi açıklama: Erkeğin sarhoşluğu komik, kadınınki iticidir

Güncel

Küçük Tetikçi'nin saklamaya çalıştığı '17-25 Aralık' sözleri...

Güncel

Erkek şiddeti: Yüzüne asit atıldı, gözünü kaybedebilir