darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

Modernliği Olmayan Kapitalizm, Ortalamanın Zaferi ve Fatih Terim Olay

21.07.2017 16:54

 Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terimin damadının kebapçı lokantası için yollara düşmesi, başka bir kebapçı lokantası sahibi ile kavga etmesi, Türkiyenin önemli bir gündem maddesi oldu. Olması da gerekiyordu, çünkü söz konusu kişi önemli bir pozisyona sahip ve bu nedenle de yaptıklarının önemsenmesi gerekiyor. Yaşanan ve her iki tarafın da televizyon kameraları önünde açıkladıkları nahoş olayın gerektirdiği sorumlu davranışı göremedik. Taşıdığı ağır sorumluluk gereği Fatih Terimin mevcut görevinden istifa etmesi beklenirdi. Tam aksine, Terim son derece pişkin bir tavırla kameraların önüne geçti; her ne kadar mahcup olduğunu, yaşanılanın doğru olmadığını ifade etmiş olsa da, sorumluluk istifayı gerektirirdi. Toplumun gözü önünde olduğu ve dolayısıyla örnek, model teşkil ettiği için ihtiyatlı davranması, gerektiğinde geri çekilmesi icap eden bir pozisyonda olduğu halde, Terim aksine nasılsa Türkiye Futbol Direktörüyüm bu nedenle sorgulanmam ve hesap vermem mümkün değil anlayışına sahip görünüyor. Peki neden toplumsal tabakalaşma sisteminde önemli pozisyonlara sahip insanların çoğu, özellikle son yıllarda, sorumluluğun gereğini yapmıyor veya yapamıyor? Ortalamaya ait olan ben bilirim tavrına neden önemli pozisyonlara sahip insanlarda da rastlıyoruz? Kestirmeden söyleyelim: çünkü onlar da ortalama olarak tanımlanması gereken grubun üyeleridir veya daha doğru bir tabirle söylersek ortalamanın zafer kazandığı Yeni Türkiyede önemli pozisyonlara sahip olanların çoğunluğu esasında ortalamaya dahildir. Yeni Türkiye olarak tabir edilen günümüz Türkiyesinin esasını oluşturan niteliksizlik, ben bilirim tavrı Fatih Terim Olayını anlamak için anahtardır. Ancak, öncelikle, Yeni Türkiyenin ne olduğuna ilişkin kısa bir değerlendirmeye ihtiyacımız var.

Yeni Türkiye: Modernliği Olmayan Kapitalizm

    Yeni Türkiyenin modernliği olmayan kapitalizm olarak tanımlanabileceğini uzun zamandır analiz ediyorum (özellikle şu kitabıma bkz. Yeni Türkiye-Modernliği Olmayan Kapitalizm, İmge Kitabevi, 2014). Modernlik ve kapitalizm zorunlu biçimde birbirini gerektirmiyor; bazı tarihsel-toplumsal bağlamlarda kapitalizm, modernlik olmadan da pekala işleyebiliyor ve Yeni Türkiye tam da bu konuda çok yerinde bir örnek. Kapitalizm, hem kavramsal hem de tarihsel olarak modernliğin ekonomik sorunsala ilişkin verdiği yanıtlardan birisi ve muhtemelen en başarılı addedilebilecek olan yanıt. Yani insanların temel ihtiyaçlarının hangi yoldan ve nasıl karşılanacağı sorunsalının çözüm modellerinden birine işaret etmektedir kapitalizm ama insanların çözmek zorunda olduğu diğer sorunsallıklar da var ve onlara sunulacak yanıtlar ekonomik sorunsala verilen yanıttan elde edilemez ya da ondan türetilemez. Toplum halinde birlikte nasıl yaşarız sorusuna bütün insanlık tarihi boyunca ama özellikle modern dönemde yanıt bulunması insanlığın en önemli uğraşlarındandır. Bu politik sorunsaldır ve çözümü ekonomik sorunsala bulunan çözümden elde edilemez; kendine özgü bağlamı ve kuralları mevcuttur ve bu nedenle farklı bir çözümü gerektirir. Ayrıca, yaşamlarımıza hangi bilgi türünün ışık tutacağına veya eylemlerimizi hangi bilgiye atıfta bulunarak gerçekleştireceğimize ilişkin olarak bir bilgi-kültür sorunsalı mevcuttur. Bu sorunsala bulunacak çözüm de ekonomik sorunsala veya politik sorunsala bulunmuş çözümden otomatik olarak elde edilemez. Yani her sorunsal kendi bağlamına ve sınırlılıklarına sahiptir ve çözümü belirli bir özerkliği gerektirmektedir. Son iki-üç yüzyıllık tarihsel-toplumsal deneyimi değerlendiren gözlemcilerin önemli bir bölümü bu sorunsalllıkları iç içe geçmiş ve bunlardan birisi, özellikle, ekonomik sorunsal, için üretilen çözümün diğer sorunsalllıklar için de geçerli olduğu sanısına kapılmıştır. Bu nedenle, mesela, ekonomik sorunsal için sunulmuş çözümlerden kapitalizm ile politik sorunsal için sunulmuş çözümlerden demokrasi sanki birbirini zorunlu olarak gerektiren, uyumlu, birbirinden vazgeçemez iki çözümmüş gibi anlaşılmıştır. Halbuki, demokrasi ve kapitalizm en iyi ihtimalle birbirleriyle çelişik dolayısıyla uzlaşmaları pek olanaklı olmayan politik ve ekonomik çözümlerdir. Onların özerklikleri bir tür denge yaratmış ve Batıdaki ekonomik ve politik gelişmeler bu denge bozulmadığı müddetçe sağlıklı sayılabilecek düzeyde işlemiştir. Ancak, 1980lerden itibaren yani Soğuk Savaşın bitişinden buyana deyim yerindeyse meydanı boş bulan kapitalizm, demokrasinin sınırlarını aşındırmış ve özerkliğini ortadan kaldırmıştır. Artık politik saha, ekonomik sahayı, bu nedenle, kontrol edememekte ve kapitalizme karşı demokrasi gerilemektedir. Bu, tüm dünyada bir gerileme yaşandığını göstermektedir, ama bizdeki gerileme çok daha ciddi bir gerilemedir ve bunun nedeni kapitalizmin modernliği tümüyle reddeden, herhangi bir sınır tanımayan bir irrasyonellik boyutuna ulaşmış olmasıdır. Yani modernliği olmayan kapitalizm epeydir ülkeye reva görülmektedir ve demokrasi önemli ölçüde rafa kalkmış durumdadır. Modernliği olmayan kapitalizm birkaç temele dayanmakta ve onlar sayesinde güç kazanmaktadır.

Ortalamanın Zaferi    

    Bu temeller içersinde çok ayrıcalıklı bir konuma sahip olan mesele ortalamanın zaferi olarak tanımlanması gereken kültürel yozlaşmadır ve bu esasında bilgi-kültür sorunsalına Yeni Türkiyede herhangi bir pozitif çözümün bulunmadığına işaret etmektedir. Gündelik yaşamımızı eylemlerde bulunarak ve bu eylemlerimiz üzerinde düşünsel faaliyetler geliştirerek sürdürürüz. Hangi eylemleri, nasıl, nerede, ne zaman  gerçekleştirebiliriz ve gerçekleştirdiğimizde bunlara dair hangi izahatları verebiliriz türü sorular daima birincildir. İşte bu anlamda hayatımızı organize etmek kuşkusuz bir kültür-bilgi anlayışına muhtaç olduğumuzu anlatır. Örneğin, çocuklara şiddet uygulanmaması gerektiği, çünkü onların kendilerini gerçekleştirmeleri için şiddet içeren müdahalelere maruz kalmamaları icap ettiği bilgisi eğer toplumun üyelerinin bir bölümünde anlam içermiyorsa, yani karşılığı yoksa, bu bilginin yerine çocukları gerekirse dövünüz türü bir kaynak bu grup tarafından benimsenmiş ise, bilimsel ve ahlaki olarak normalde kabul edilemeyecek olaylar vuku bulur ve çocukların canı her anlamda yanar. Ortalamanın zaferi dediğim tam da bu kabul edilemeyecek olayların yaygınlık kazanmasını açıklayabilecek bir değerlendirmedir, yani, niteliğin değil ama niceliğin toplumda geçerli söze sahip olması durumudur ortalamanın zaferi. Bir başka ifadeyle; çocukları gerekirse dövünüz anlayışına sahip olanların ülkede geçerli söze sahip olması durumudur. Ortalamanın zaferine içkin olan kaba kuvvet kazanır anlayışının tavan yapması, bu sözünü ettiğim modernliği olmayan kapitalizm ile doğrudan ilişkilidir, çünkü kural tanımama, hukuku reddetme, kuvvet uygulama modern değerleri tanımayan bu kapitalizmin asli özellikleridir. Bu noktada ortalama ya da vasat olan değerli görülürken, nitelikli olan veya olması gereken değersizleştirilmektedir. Kısacası, niteliğin ve liyakatin değil ama ortalamanın ve sadakatin pohpohlandığı bir ülkede niteliğe değer atfedilmesi zor görünüyor.

    Ortalamanın zaferi elbette görgüsüz harcama tavrı veya görgüsüz savurganlık gibi sıradanlıkları ve bayağılıkları kutsamaktadır. Modernliği olmayan kapitalizm, görgüsüz savurganlık gibi kabalıklara muhtaçtır; kuralsız işleyen ekonomik sahada kolay yoldan zahmetsiz servet sahibi olmuş olanlar, güç göstermenin harcamakla ancak mümkün olduğuna kanidirler. Gücünü göstermek isteyenler kim daha çok savurgan yarışından galip ayrılmak zorunda hissederler kendilerini. Bu yarış yıkıcıdır ve bu yıkıcılık asabi, kavgacı, kötücül insanlar yaratır. Böyle savurganlık yarışı elbette daha çok kazanmayı, kazanmak için gerekirse kavgayı ve hatta ölümü, öldürmeyi dikte edebilmektedir. Bilmem kaç yüz bin dolarlık bir otomobilin hiçbir kusuru yokken yenisiyle değiştirilmesi, bu görgüsüz savurganlığın, yani kabalığın, bir hastalık olduğunun kanıtıdır.

    Demek ki modern değerleri reddeden kapitalist Yeni Türkiyede, görgüsüzlük, racon kesme, küfür etme ve kavga çıkarma, olay yaratma vazgeçilmez pratiklerdendir ve bu pratikler günümüzdeki güçlülerin, birçoğunun, olmazsa olmaz temeli durumundadır. Fatih Terimin televizyon kameraları önünde güya verdiği özeleştiri tam da bu sözünü ettiğim ortalamanın zaferi bağlamında okunabilir: ben bu olayı bir babanın ailesine sahip çıkması olarak görüyorum ifadesi bile tek başına büyük bir çoğunluğun kendisini onaylayacağından şüphe etmeyen bir ifadeydi. Buradaki büyük çoğunluk, ortalamanın zaferine işaret etmektedir. Yani kısacası önemli pozisyonlarda bulunan insanların sorumluluklarının gereğini yapmaması veya yapamaması modernliği olmayan kapitalizm ve ortalamanın zaferi olgularını değerlendirmeden anlaşılacak bir durum değildir.           

    

 

Eğitim