YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

Kürt masası

14.06.2018 13:48

Türkiye Cumhuriyetinin temelinde anti-emperyalist bir Kürt masasının başarıyla kuruluşu vardır. Temel niteliklerden, olmazsa olmazlardan biriydi bu. Türk+Kürt, Misak-ı Milli ve Türkiye Cumhuriyeti demekti. Kürtsüz Türk, Sevre boyun eğmek zorunda kalırdı. Türksüz Kürt ise Kuveyt gibi, Suudi Arabistan gibi bir emperyalist üs olurdu. Mustafa Kemal ve arkadaşları Kurtuluş döneminde bu gerçeği kavramışlar ve buna uygun politikaları hayata geçirmişlerdir.

Bu konuları çok yazdığımız için tekrarlamayalım. Sadece Mustafa Kemalin 19 Mayıs 1919da Samsuna çıkışının üzerinden henüz bir ay daha geçmeden Kürt ileri gelenlerinden Cemil Paşazade Kasım Beye yazdığı mektuptan söz edelim. Mustafa Kemal mektubunda Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmaları teorisini tasvip etmem diye yazdıktan sonra kendi yaklaşımını şöyle özetler:

Kürtlerle Türkler birbirinden koparılmayı kabul etmez öz kardeşler; bugün için vicdanî borcumuz, Kürtler, Türkler, bütün İslamî unsurlar tek vücut ve tek yürek olarak bağımsızlığımızı savunmak ve vatanın parçalanmasını önlemektir. Türk ve Kürt milletinin bu yüce maksadı elde etmeye azmetmeleri sayesinde neticeden tamamen emin olunabilir. Bende bu kanaat sarsılmazdır. (…) Kürt kardeşlerimin hürriyeti ve refah ve ilerlemesinin vasıtalarını sağlamak için sahip olmaları gereken hukuk ve imtiyazların verilmesine tamamen taraftarım. (Aktaran: D. Perinçek, Kemalist Devrim-4 Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası, Kaynak Yayınları, 2. basım, Aralık 1999, s.115.)

İşte vatan savaşına başlayacak olan kişinin tutumu budur. Bu politika karşılık da buldu ve sağlam bir Kürt masası kuruldu. Elbette böyle masalar, masa başında kurulmuyor. O masa, anti-emperyalist bir kurtuluş savaşı verilmesi, işgalcilerin kovulması, saltanatın yıkılması ve bir cumhuriyetin kurulması için ortak mücadeledir.

Sonrasında o masaya ne oldu, nasıl yıprandı ve giderek yıkıldı… bunlar önemli dersler içermekle birlikte bir köşe yazısında ayrıntılarıyla ele alamayız. Sadece 12 Eylül 1980 faşist darbesi ile birlikte, ülkenin harcında bulunan bu masanın tamamen parçalandığını ve gündeme -ABDnin boysları marifetiyle- yeni bir masanın, emperyalizmin masasının sokulmaya başlandığını saptayalım.

 

***

 

12 Eylülden çıkış sürecinde ikinci bir Türkiyeli masa kurma girişimi oldu. Bu girişimin sloganı Zonguldak-Botan el ele idi. 1985-1993 tarihleri arasında yaşanan pratiğin tarafları da Kürt hareketi (PKK de denebilir) ile SP/İPti.

(25-30 yıl sonra söz konusu iki taraf da bambaşka yerlere savrulduklarından ve bu pratiği unutturmaya çalıştıklarından dolayı nesnel bir değerlendirme yapamazlar, yapmak da istemezler. Ama bu pratiği sorumlu konumlarda yaşayan ve bugün iki tarafa da mesafeli duran bir kişi olarak böyle bir değerlendirmeyi -tabii SP/İP açısından- yapabilirim, en azından bazı gerçekleri aktarabilirim. Bu, genç devrimcilere deneyim aktarımı da olur. )

O dönemde Kürt hareketiyle yakınlaşma, tartışılmış ve kararlaştırılmış temel bir politikanın uygulamasıydı. 12 Eylülden çıkış sürecinde, Türkiye işçi hareketi ile Kürt hareketi devrimin güncel iki gücü olarak tespit edilmişti ve bu iki hareketin ittifakının yolları aranıyordu. İşçi Partisi, ayrı mücadeleden değil, bu iki dinamiğin 12 Eylül faşizmine ve ABD emperyalizmine karşı ortak devrimci mücadelesinden yanaydı. Hatta örgütsel birliğin de yolları aranmalıydı.

Bu politika başlarda iki taraftan da prensip olarak kabul gördü ve pratik bazı adımlar da atıldı. İPin ciddi kalabalıkların toplandığı Doğu mitingleri, İPin -Kürt hareketinin desteğiyle- Doğu illerinde hızla örgütlenmesi, 2000e Doğru dergisinin o dönemdeki yayınları, yapılan görüşmeler, Kürt hareketinin yasal partisinden milletvekilliği adaylığının gündeme gelmesi (uzun tartışmalar sonucunda İP MKda bağımsız politik çizgiye vurgu yapılarak benimsenmemişti) bu adımlara örnektir.

Partinin ve derginin kapatılmasına ve daha sonra İP lideri Perinçekin cezaevine konulmasına yol açan federasyon politikası da emekçi cumhuriyeti altında Türklerin ve Kürtlerin birliğinin sağlanması ve Kürt sorununa çözüm yolu olarak önerilmişti. Bu politika da MKda uzun tartışmalar sonucu kabul edilmişti.

O günkü tartışmanın tarafları da, federasyon savunucuları ile bugünkü VP çizgisine yakın bir çizginin savunucuları değil, ayrılma hakkının vurgulanmasını düşünenler ile birlik için federasyonu önerenler idi. Yani federasyon, birliğin ve ortaklaşmanın formülü olarak gündeme getirilmişti.

Doğu Perinçek başkanlığındaki heyet, bu politikanın bir uygulaması olarak Öcalan ile görüştü. Yani PKK liderliğini silah bırakıp Türk devletine teslim olmaya davet için değil, 12 Eylül-Özal rejimine ve emperyalizme karşı ortak devrimci mücadelenin yolunu döşemek için (benim bildiğim bu, daha doğrusu MKda alınan karar bu)…

Perinçekin o dönemde yazdığı makaleler ve kitaplar da değerlidir. Örneğin Kemalist Devrim-4: Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası ve Aydın ve Kültür. Sözünü ettiğim Türk+Kürt politikasının gerekçeleridir o kitaplar. (Bugün nerede saklıyorlar, bilmiyorum… Çünkü o kitaplarda savunulan tezlerle -sosyolojik tespitlerden söz ediyorum, günlük politikalardan değil- bugünkü VP çizgisi taban tabana zıttır. Ya bunların özeleştirisini yapacaksın, ya da bugünkü politikalarını bırakacaksın; yoksa güven sağlayamazsın.)

Bence o dönemde izlenen politikalar -aşırılıklar bir yana- genel hatlarıyla doğruydu. Türkiye devriminin -farklı düzlemde olsa da bugün de geçerli olan- yolu döşenmeye çalışılmıştı. Peki, gerçekçi miydi? Ayaklar bir masa oluşturmak için gerekli uyuma sahip miydiler? Tartışılır. Ama 1989 İşçi Baharı ve 1990 başında madencilerin Ankara yürüyüşü bu politikanın hayata geçebilmesi için bir fırsat (maddi güç) sunmuştu; risk almak ve denemek gerekirdi.

Elbette karşı taraf da boş durmadı. İktidar madencinin önüne greyderleri ve binlerce emniyet kuvvetini dikti, işçilerin Ankara yoluna çıkmasını engelledi. İşçiler Akbulut Hükümetinin istifasını sağladılar ama bir seçenek oluşturacak politik önderlikten yoksundular. Daha önemlisi, ABD Iraka saldırdı ve PKKnın üslendiği Kuzey Irakı bloke etti. Bu aynı zamanda ABDnin zor yoluyla kendi Kürt masasını kurma girişimiydi. PKK bu masayı tercih etti (nedenleri tartışılır, ama bu yazı için bir ayrıntı).

Kısacası, bizim masa henüz tam anlamıyla kurulamadan dağıldı.

 

***

 

Üçüncü bir masa girişimi, kendiliğinden de olsa, 2013 Haziran Ayaklanmasıdır. Politik bilinç ve örgütlülük yoktu (elbette bu ayağa kalkan halkın zaafı değildi) ama bu hareket böyle masaların toplumsal doğallığı içinde nasıl kurulabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Haziran Ayaklanmasını iktidar yürüyüşüne dönüştürecek bir politik odak olsaydı yeni bir masa kurmanın da yolu döşenebilirdi. Hareket bu potansiyeli taşıyordu. Fakat ne Türkiye solunun bunu değerlendirme anlayışı ve mecali vardı ne de Kürt hareketinin niyeti. Çünkü Kürt hareketi başka bir masadaydı: AKPnin ve ABDnin masasında.

Son 15 yıl içinde, önce Cumhuriyet Mitingleri sonra Haziran Ayaklanması ile ortaya çıkan ve daha da genişleme eğilimi taşıyan toplumsal güç, bugün de Kürt sorununun Türkiyeli çözümü için kurulacak masanın temel dayanağıdır.

 

***

 

Kürt sorunu bağlamında bugün durum nedir ve neler yapılabilir? Ayrıntıya girmeden genel yaklaşımlar konusunda fikirlerimizi yazalım.

Bugün ortada tek bir masa görülüyor: Emperyalistlerin (özellikle ABDnin) masası. Bu masa sadece Türkiyeyi değil, Irak, Suriye, İranı da kapsıyor. Dolayısıyla bu ülkelerin yönetimleri ile Rusya, İsrail, hatta ÇHC bile bu masanın -farklı politikalarla- muhatapları. Ayrıca Kürt sorunu bu geniş masanın tek konusu değil, önemli konularından biri. Yani uluslararası ve oldukça girift bir sorundur artık Kürt sorunu.

PKK, ABDnin bir gücü olarak bu masada oturuyor. O kadar göbekten bağımlı hale geldi ki, artık ne Türkiyelilik, ne Türkiye halkı, hatta ne de Türkiyedeki Kürt halkı diye bir meselesi kaldı. Türkiyenin göbeğinde kör terör eylemleri yapmanın, sonu belli hendek savaşlarında ısrar edip Kürt gençlerini ve HDPyi harcamanın başka bir anlamı yok. (Kimse 30 yıldır dağda olan savaş baronlarının, terör yönteminin ve hendek siyasetinin neye yol açacağını hesap edemediklerini söylemesin; bunu herkesten daha iyi bilecek birikime sahipler. Örneğin Afrinde ve belli ki Kandilde çok gerçekçi davranabiliyorlar.)

AKP hangi masadadır? Üç yıl önceye kadar hangi masada olduğuna dair bir tartışma yok. Peki, bugün vatan masasında mıdır? Son gelişmelerle daha da netleştiği gibi AKP hâlâ emperyalist masada oturmakta, ama o masada PKKnın bulunmasına itiraz etmektedir. Tartışma, ABDnin bölgedeki asıl taşeronunun kim olacağıyla ilgili. AKPnin ABDye serzenişleri ve Rusya ile cilveleşmesinin nedeni de budur. Neyse, konumuz bu değil.

 

TÜRKİYELİ BİR MASA KURMANIN YOLU NEDİR?
Kürt diye bir ulus (devleti olmayan halklara ulus denebilir mi, bu ayrı bir tartışma konusu; bence -somut değerlendirmek lazım- denebilir, tüm toplumlar uluslaşmanın Avrupa yolunu izlemek zorunda değil) ve Kürt sorunu diye bir sorun vardır; bu bir. Türkiyedeki Kürtlerin öne çıkan siyasal temsilcisi -beğenelim beğenmeyelim- HDPdir; bu da iki. Önceki yazımızda belirttiğimiz gibi bunlar sosyolojik olgular.

Bazı sosyalistler, çözümün HDP ile ittifak yapmaktan geçtiğini söylüyorlar. Bugün için bu önerinin ne Kürt sorununun çözümüne (Türkiyeli bir masa kurulmasına), ne de HDPnin Türkiyelileşmesine bir yararı var (sosyalizme bir yararının olmadığı zaten açık). Neden?

Bu kocaman sorunun bizim tarafa yönelen kısmı şöyle: Bazı sosyalistler HDPnin kuyruğundadır, HDP PKKnın kuyruğundadır, PKK de ABDnin kuyruğundadır. Emperyalist masanın bizim tarafa yönelen kısmındaki tablo bu (yani bazı sosyalistler bu zincir ile emperyalist masaya bağlanıyorlar). Türkiyeli bir masa kurmak istiyorsak bu zincir bir yerinden kırılmalıdır.

Aslında bu zincir üç noktasından da incelmektedir bugün. PKK ile ABD arasındaki ilişki zayıflamaktadır. ABDnin Türk devletini tercih edeceği (ve PKKnın biraz geri çekileceği) yönündeki belirtiler yoğunlaşıyor. Bu gelişmeler sonucunda PKK Türkiyeli bir çözüme yönelebilir mi; sanmıyorum, o tren kaçtı.

HDP ile PKK/ABD arasındaki ilişki de zayıflamaktadır. Bu noktada bir şans var. Sonuç itibarıyla HDP Türkiyeli bir güç, Türkiyeli Kürtlerin partisi. Türkiyeli Kürtlerin de Türkiyeden kopmak gibi bir eğilimlerinin olmadığı çok net. Güneydoğuda barınamayan Kürdistana kaçmıyor; İstanbula, Ankaraya, İzmire, Mersine kaçıyor. İyidir bu eğilim…

HDP bu eğilimi (olguyu) göz ardı edemez; ederse kendini bitirir. Fakat HDPnin (ve Kürt kökenli vatandaşların) hemen PKK ile ilişkisini kesmesi beklenemez. Kolay değildir bu, zaman gerekir. HDP bu gerilimi yaşayacaktır ve belki bölünecektir de… Ama bu zamanı HDPye tanımak gerekir. Bu nedenle HDPnin kapatılması, yöneticilerinin içeri tıkılması gibi öneriler yanlıştır. Yanlışlıktan öte, sonuç itibarıyla emperyalist masaya hizmet eder.

Mesele Kürt vatandaşlara (bu arada HDPye) Türkiyeli bir muhatap oluşturmak. Türkiyeli, anti-emperyalist, demokratik ve eşitlikten yana yeni bir masa kurmak. Bunun yolu ne HDPyi kapatmaktan geçiyor ne de HDPnin kuyruğuna takılmaktan.

Türkiyeli sosyalistler, Kürt sorununun çözümü için, Haziran Ayaklanmasında yüzeye çıkan toplumsal güce dayanarak Türkiyeli bir masa yaratmaya çalışmalılar. Tek şansımız bu. Bu politikanın ciddi bir potansiyeli de var.

Bu seçimlerde bir kesim solcu ve cumhuriyetçi, AKPnin parlamentoda çoğunluğu sağlamaması için HDPnin barajı aşması gerektiğini düşünerek HDPye oy verecek. Sakın ola HDPliler bu eğilimi HDPnin mevcut konumunun desteklendiği biçiminde yorumlamasınlar, çok yanılırlar. Bu aslında -sosyalist bir örgüt ve adayın bulunmadığı koşullarda- Türkiyeli çözümün HDPye el uzatması, ona bir şans tanımasıdır. Umarım bu şans değerlendirilir.

Sonuç olarak Türkiyeli sosyalistlerin görevi, emperyalist masaya karşı Türkiyeli bir masanın oluşturulmasına çalışmaktır. HDPyi Türkiyeli çözüme çekebilmenin tek yolu da budur. Bu yol benimsenmez ise, belki birkaç kişi vekil olabilir (daha önce olduğu gibi), ama bunun emperyalist masaya destek vermekten öte bir anlamı olmayacaktır. 

Uzattım biliyorum. Ama koca bir makale, hatta bir kitap konusu olacak meseleyi bir köşe yazısına sığdırmaya çalıştık. Umarım okurlar buraya kadar gelmişlerdir ve tartışacaklardır. Kaldı ki daha tartışılacak, detaylandırılacak çok nokta var; zaman zaman değiniriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğitim