Çok Okunanlar

'Hanımefendi danışmanı'ndan Atatürk düşmanına: 'Yanındayız kardeşim'

Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye boykot çağrısı

'İstanbul'un AKP adayı artık belli'

Mansur Yavaş, adaylığına ilişkin 'doğru haberi' paylaştı

Fatih Erbakan'dan Saadet Partisi'ne 'darbe'

Şerefli muhalefet aranıyor: İmralı Tutanaklarının getirdiği sessizlik

İmralı tutanaklarına ilişkin yayınlanan 'İmralı Notları' kitabı geçtiğimiz aylarda hem sosyal medyada yayınlanmış hem de Türkiye’de dağıtıma çıkmıştı. İçeriğine göre Türkiye’de fırtınalar koparması gayet olağan olan bu kitap, aksine büyük bir sessizlikle umursanılmamaya devam ediliyor. Daha önce tutanaklara ilişkin bazı yazılar kaleme almış ve bu yazıların sonunda bu kitabı ve tutanakları eleştirel biçimde ele alacak onurlu gazeteci veya yazarlar aradığımı söylemiştim. Ne yazık ki çağrım yanıtsız kaldı ve sosyal medyada 2-3 gün tartışılan bu kitap hakkında uzun zamandır derin bir sessizlik söz konusu.

Dün, Başbakan Davutoğlu’nun 'PKK Mayıs 2013 öncesine dönerse, çözüm süreci meselesi yeniden konuşabilir’ açıklaması ister istemez çözüm sürecinin özeti olan bu kitabı hatırlattı. Hatırlattı hatırlatmasına ama, şu ana kadar fazlaca değinmediğim bir hususu yazmak istedim bu sefer. Öcalan’ın veya İmralı heyetlerinin çözüm sürecini ısrar ve inatla tek merci olarak AKP ile çözme isteği ve bu süreçte bu ülkedeki %40’lık seçmen iradesinin temsili olan CHP ve MHP’ye karşı hakaretamiz ifadeleri kitabın önemli bir kısmını oluşturuyor. Daha da vahim olanı ise bu ifadelere ve aynı zamanda bu kitaba karşı bahse konu muhalefet partisinin sessizliğe bürünmesi.

Millet İradesi Nerede?

Milli irade kavramını siyasi bir obje olarak fetişist bir biçimde kullanan AKP iktidarının çözüm süreci boyunca bu iradeyi aklına hiç getirmediğini söylemek yanlış olmaz. Çözüm sürecinin o pespaye tutanaklarını incelediğimizde benzer bir tavrın Kürt siyasi hareketi ve Abdullah Öcalan tarafından da sergilendiği oldukça açık gözüküyor.

Kitabın derinliklerine indiğimizde, Öcalan’ın çözüm için tek muhatap olarak AKP iktidarını gördüğü ve CHP-MHP’nin tutumlarının Kürt sorunu için bir tehdit oluşturduğunu defalarca söylüyor. Eylül 2013’de gerçekleşen toplantıda Öcalan; '… AKP ile görüşme yapın; ateşkes sürmeli, yeni moda geçebilmeliyiz. Ortadoğu işte ateş içinde, bir çözüm bulmalıyız. Sonucunda anayasayı da uzlaşarak yazacağız. Sol, Kürt ve İslam ittifakı Türkiye’de yeni anayasanın sosyolojisidir. CHP’nin ırkçılığı ile olmaz’ (sf.148) ifadeleriyle sürecin matematiğini çiziyor. Soldan kastı HDP bileşenlerinin etrafındaki sol örgütler, Kürt’ten kastı kendi çizgisine bağlı bir Kürt siyasi hareketi ve İslam bağlamında AKP ve onun yönlendireceği gruplar olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Mart yerel seçimleri ve Haziran 2015 genel seçimleri öncesi bahse konu sol örgütler için 'imkanlarımızdan faydalansınlar, istedikleri yerlerden milletvekili göstersinler’ diyerek açık çek veren Öcalan, ve bu ahlaksız pazarlığa sevinerek girişen sol örgütlerin macerasını belki başka bir yazıya konu edebiliriz. Ama şimdi ana ve yavru muhalefetin dışarıda kapı mandalı olarak nasıl görüldüğüne devam edelim.

CHP’nin tutumunu her ne kadar göz ardı etse de Öcalan’ın CHP’yi AKP ile kurulan masaya itiraz etmeme noktasına getirme çabası göz ardı edilemeyecek bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor kitapta. Görüşmelerin ilk kısmında CHP ve MHP ırkçı bir parti olarak nitelendirilip, çözüm süreci görüşmelerini baltalama ihtimalleri üzerinde duruluyor. 7 Haziran 2013’deki görüşmede Öcalan; '… Bu CHP klasik darbeci partisidir… Ortaya çıkan fırsatı birilerinin doldurmasına fırsat vermeyin. Ulusalcılara, CHP ve MHP’ye fırsat vermemek gerekir’ (sf.80) diyerek tutumunu net bir şekilde çizmiş gözüküyor. Peki bu tutum fiiliyata nasıl yansımış? Yine 2013 yılındaki bir görüşmeye gidelim, HDP heyetinden Sırrı Süreyya Önder ile MİT arasında CHP’yi zora sokma amaçlı o çirkin pazarlığı okuyalım;

“Sayın Başkan, Meclis’te komisyon kurulması sürecini izlemişsinizdir. Hükümet tıkanmıştı. Ulusalcıların ve içlerindeki tepkilerin ağırlığıyla içine fenni gübre gibi her yere ‚ 'terör’ kelimesini serpiştirdiği bir ucube komisyon önerisi yaptı. Gerek Adalet Bakanı’yla, gerekse Hakan Fidan’la (MİT Müsteşarı) yaptığımız görüşmede, CHP’nin geçmişte verip unuttuğu böyle bir araştırma komisyonu önerisi olduğunu, eğer bunu güncellersek CHP’nin bir yol ayrımına geleceğini, önergesine sahip çıkması durumunda beş paralık duruma düşeceğini önerdik. AKP başlangıçta bunun önemi kavrayamadı, sıkıştıklarında bunu hatırladılar ve alelacele uyguladı. Gelinen noktada AKP’nin önerisinden daha sağlıklı bir dil ve içeriğe sahip komisyon kurulması aşamasına gelindi.' (sf.68)

Görüldüğü gibi Sırrı Bey ile MİT arasında CHP’yi zor duruma sokma çabasına dair pazarlıklar ayyuka çıkmış. Peki bu hususa CHP’nin tepkisi ne oldu? Sıfır tepki. CHP’nin bu konudaki etkisizliği Öcalan’a daha da cesaret vermiş olacak ki, ilerleyen süreçte 2015’de yapılan bir görüşmede CHP’ye şu şekilde tehdit yollu talimat göndermiş;

“Heyet çalışmalarıyla ilgili önemli oranda sorunları aşacağız. Bu konuları CHP ile de görüşün. Kılıçdaroğlu’na da anlatın. 'Devlet bir dönüşüm geçiriyor, bunun dışında kalırsanız başarma şansınız yoktur’ deyin, izah edin. Ona deyin ki, bu sizin için şon şanstır, bunu şansı iyi kullanın… Ona deyin ki, MHP’yi de bir kenara bırakın, pozisyonunuzu tekrar gözden geçirin, AKP’yi de başımıza bela eden sizsiniz’ deyin' (sf.323).

Öcalan’ın ve İmralı heyetinin süreci Meclis iradesinden çıkarıp AKP ile baş başa pazarlık noktasına getirme hususundaki ısrarı sürecin her iki tarafı için de anlaşılır olsa gerek. Öcalan’ın defalarca söylediği gibi; sürecin yürütülmesi tamamıyla hukuka aykırı bir şekilde ilerlemekte ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarının çizmiş olduğu 'vatana ihanet’ suçunun kapsamına girmekteydi. Bu durumun farkında olan Öcalan ise ısrarla kendi konumunun parlemento tarafından korunma altına alınmasını istiyor bu durumda ise süreci tamamen Meclis’e taşımaktan ziyade AKP’nin sayısal çoğunluğundan yararlanmayı istemişti.

MHP’nin siyasi tutumunun etkisizliği zaten bilindik bir vaka. Hele ki MHP kongresinin mahkemeye gitme sürecinde Devlet Bahçeli ve ekibinin mahkeme sürecinde kolaylık sağlaması amacıyla AKP iktidarına yanlaması da kaçınılmaz bir son olarak gözümüze çarpıyor. CHP ise bu tutanaklar boyunca kendilerine ve partilerine edilen tonla hakaret ve suçlamaya karşı, bu tutanakların gündeme gelmesi hususunda yeterli çabayı göstermemektedir. Elbette muhalefetin bu yetersizliği AKP iktidarına Kürt meselesine yeni bir çözüm sürecinin Meclis iradesi dışında oluşturulması fırsatını sağlamaya devam edecektir.

Çağlar Ezikoğlu
Aberystwyth Üniversitesi
Uluslararası Siyaset Departmanı
Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

İlgili Haberler

ABC Forum

ABC Forum | Mustafa İlker Gürkan | Andımız ve ulus sorunu

ABC Forum

ABC Forum | Şafak Yüca | Gelenekçi-Liberal Kalkınma Modeli: İnşaat

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri

ABC Forum

'Hesap vereceksin tetikçi Küçük'

ABC Forum

Şuraya Bir 'Afrin' Çizelim - “Bordo Bereliler 2 Afrin'

ABC Forum

Zübükler…