darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

Sosyalizmin ağırlığının olmadığı dünya, nasıl bir dünyadır?

19.10.2017 01:19

Ekim Devriminin 100. yıldönümünü, bu devrim ile kurulmuş olan Sovyetler Birliğinin ve sonrasında oluşan Sosyalist Blokun yıkıldığı ve sosyalizmin geri çekildiği bir dünyada kutluyoruz.

Bu dünya, nasıl bir dünyadır? Nasıl bir dünya olduğunu belki de en iyi kendi ülkemize ve bölgemize bakarak kavrayabiliriz.

Sosyalizmin geri çekildiği dünya, Türkiye Cumhuriyetinin de tasfiye edildiği dünyadır. Çok doğal, çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Ekim Devriminin gerçekleştiği ve Sovyetler Birliğinin kurulduğu bir dünyanın ürünüdür. Göbeğimiz beraber kesilmiş; biri yıkıldı mı diğerinin de ayakta kalması olanaksızdır.

Genel anlamda sosyalist devrimler ile ulusal kurtuluş savaşları arasındaki ittifakın şu iki büyük ihtiyaçtan (aslında iki temel süreçten) kaynaklandığı söylenebilir: a) Emperyalizme direniş ve kurtuluş, b) Modernite ihtiyacı (ezilen dünyanın kendi ortaçağını aşması).

Sözünü ettiğimiz bu ittifak, en berrak biçimde Ekim Devrimi ile Türkiye Kurtuluş Savaşı, Sovyetler Birliği ile genç Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkide yaşanmıştı.

Hem emperyalist saldırıya bir kurtuluş savaşı ile göğüs germeye ve bir vatan çıkarmaya çalışan, hem de çürümüş Osmanlı saltanatına son vermeye uğraşan Kemalist hareket, Ekim Devrimi ile iktidarı alan Bolşeviklerin şahsında hayati bir ittifak bulmuştu.

Emperyalist müdahaleler ile kışkırtılan iç savaş ile boğuşan Bolşevikler de Anadoludaki başarılı anti-emperyalist hareket sayesinde sağlam bir cephe gerisi elde etmiş oldular.

Aynı düşmana karşı savaşan iki hareket, birbirlerinin varlığıyla, birer düşmandan kurtuldular, düşman eksilttiler. Sadece düşman eksiltmekle kalmadılar, birer dost da kazandılar. İki taraf açısından da düşman dosta çevrilmiş oldu.

Ekim Devrimi başarılamayıp Çarlık Rusyası veya emperyalist Rusya devam etseydi, Türkiye Kurtuluş Savaşı bir cephede daha savaşmak zorunda kalacak, çok büyük olasılıkla ya başarısız olacak ya da Amerikan mandasına mecbur kalacaktı.

Türkiye Kurtuluş Savaşı baştan boğulsaydı, bu kez Sovyet iktidarı emperyalistler tarafından daha da kıstırılmış olacaktı.

Nesnel olarak bu iki hareket, sadece kendi vatanları ve iktidarları için değil, birbirleri için de savaşmış oldular.

Bolşeviklerin, Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşına belirleyici nitelikte silah yardımı yaptığı bilinir. Sadece Kurtuluş Savaşı sırasında değil, bu savaş başarıyla sonuçlandırılıp Kemalist iktidar genç cumhuriyetin inşasına giriştiğinde de en büyük destek Sovyetlerden gelmişti.

Sosyalizmin küpeşteden atıldığı bir dünyada Modernite de ayakta kalamaz. Çünkü emperyalizm Modernitenin tıkanması demektir ve emperyalizmin at oynattığı bir dünyada ister istemez pre-modern eğilimler gelişecektir.

Kapitalist neo-liberal ideologlar tersini iddia etmişlerdi. Sovyetler Birliğinin çökmesi ve Sosyalist Blokun dağılması ile birlikte dünyada yeni bir özgürlükler çağının başladığını ilan etmişlerdi.

Sosyalizmin geri çekilişiyle birlikte, emperyalizmin, ulusal kurtuluş mücadelelerinin, sınıf mücadelesinin, devrimler çağının ve savaşların bittiği müjdelenmiş, tarihin sonunun geldiği ilan edilmişti. Yeni bir küresel burjuva demokratik devrim yaşanmaktaydı.

Bu neo-liberal ütopya çok çabuk iflas etti. Küresel burjuva demokratik devrim, bizzat emperyalist ideologların da itiraf ettiği gibi, fos çıktı. Dünya çok daha güvenliksiz bir yere dönüşmüştü.

Sosyalizmin ağırlığının azaldığı bir dünyada cumhuriyetler tekrardan saltanata, özgür yurttaşlardan oluşan uluslar tekrardan kullardan oluşan ümmetlere dönme eğilimi taşır. Bu gerileme sürecini en keskin biçimde kendi ülkemizde yaşıyoruz.

Kaldı ki bu sadece bizim gibi ülkeler için değil, en ileri kapitalist toplumlar için de geçerlidir. ABDdeki, Avrupadaki gelişmeleri ibretle izliyoruz. Başlı başına bu gelişmeler, hem kapitalizm/emperyalizm ile özgürleşmenin nasıl çeliştiğini, hem de sosyalizm ile Modernite arasında nasıl vazgeçilmez bir bağ bulunduğunu kanıtlar.

***

Sosyalizmin geri çekildiği dünya, halkların birbirini boğazladığı (boğazlattırıldığı) bir dünyadır. Minyatür bir biçimini Irakta ve Suriyede görebilirsiniz.

Ekim Devrimi ve sosyalizm pratikleri, ezilen dünyadaki uluslaşma sorununa İskender kılıcı yöntemiyle farklı bir çözüm yolu sunmuştu: Halkların eşitliği, birbirlerinin haklarına saygı temelinde kardeşliği ve birliği yoluyla ortak yurt ve ortak uluslaşma.

Sosyalizmin, kapitalizme yönelmeyi reddeden, yerli gericiliği tasfiye etmeyi ve emperyalist müdahalelere ortaklaşa göğüs germeyi öne çıkaran ulusal kurtuluş modeli buydu. Bu modelin ne kadar önemli olduğunu günümüzde daha iyi anlıyoruz.

Bu model sahneden çekildiğinde ne oldu/oluyor? Uluslar özgürleşmek bir yana, mikro milliyetçiliğin ve etnikçiliğin dipsiz kuyularına düşüyorlar. Emperyalizmden değil, birbirlerinden kurtulmanın peşine takılıyorlar. Dolayısıyla emperyalizmin oyuncaklarına, terör örgütlerine, birliğin değil parçalanmanın araçlarına dönüşüyorlar.

Emperyalizmden kurtarılmış toprak parçası olarak oluşan vatan, emperyalizmin kopardığı toprak parçası olarak dayatılıyor. Bu sözde vatanlar, sömürgecilik dönemine benzer biçimde, cetvelle çizilmiş emperyalist üslere dönüşüyor.

***

İnsanlık bu çapta bir gerilemeyi kaldıramaz. 100 yıl önce Ekim Devrimini ve anti-emperyalist ulusal kurtuluş mücadelelerini yaratan temel süreçler kendisini ister istemez yeniden dayatacaktır.

Ekim Devriminin 100. yıldönümünü, bu büyük insanlık atılımının geleceğe uzanışın ilk adımı olduğunu vurgulayarak kutluyoruz.

Ekim Devrimi geleceğin devrimidir.

Hani Türkiye özelinde cumhuriyet devriminin tamamlanması deniyor ya, dünya çapındaki süreçlere baktığımızda Ekim Devriminin tamamlanması perspektifinin zorunlu olduğunu görüyoruz.

Cumhuriyet devrimlerinin tamamlanması, ancak sosyalist devrimlerin tamamlanması sürecinde anlam kazanabilirler. Ezilen ulusların kurtuluşları da…

 

 

Eğitim