darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Şimdi, sivil inisiyatifler zamanı

19.02.2018 12:56

Ülkede bir çok şey tersyüz olmaya başladı. Bugüne kadar Anadoluda toplumsal ve siyasal anlamda doğru olarak bildiğimiz, yaşaması için uğraş verdiğimiz bir çok değer ve algımız ya çürütüldü ya da çürümeye terk edildi.
Bunların içinde çok sayıda yaşaması gereken gelenek ve göreneğimiz de var. Büyüğe, insana saygı, iyi komşuluk ilişkileri, insan ilişkilerinde yaşama biçimi, etnik ya da inanç farklılıklarının korunması ve saygı duyulması, bunlardan bazıları.
Yakın zamana kadar insanlar komşularını, ahbaplarının aidiyet duygularını olduğu gibi kabul edip sorgulamazlardı. Kız alıp- verme gibi konularda dahi ayrımcılık hiç bir zaman bugünkü boyuta gelmemişti.
Bu gün öyle mi? Elde, ne yazık ki, tam tersi yönde veriler var. Neredeyse insanlar birbirleri ile çatışacak ortama doğru gidiliyor.
Bu duruma, bölgeler, iller arasındaki karşıtlıklar oluşturma girişimlerini de eklemek gerekiyor.
Tüm bu ve buna benzer verileri, yayınlanan ve birbirini doğrulayan anketlerin dilinden de görmek mümkün.
Bu noktalara nasıl gelindi. Bunun altyapısını, düşünce sistematiğini ortaya koymadan dogru bir çıkışın ortaya konamayacağını kabul etmek gerekiyor.
Her şeyden önce, bunun Türkiyede onlarca yıldır uygulanan bir politika olduğunu bilmemiz gerekiyor. Türkiyenin çok kültürlü, inançlı ve etnisiteli gerçeğini dikkate alarak emperyalist güçlerin uygulamaya koyduğu bir plan bu. Ülkede kör-buçuk uygulanan demokrasinin ve her zaman dalgalanmaya açık ekonominin krize girdiği dönemlerde gündeme getirilen bir plan.
Tüm demokratik seçeneklerin tüketildiğinin düşünüldüğü dönemde, desteklenerek iktidara getirilen AKP iktidarı döneminde ise, daha önceki dönemlerden çok farklı olarak, bütünsel konsept olarak uygulamada olan, kararlılıkla uygulanan bir plan söz konusu.
Türkiyenin istikrarsızlaştırılması, ekonomik dinamiklerinin kontrol altında tutulması ve nihayet zaman içinde ayrıştırılarak parçalanmasını öngören bir plan.
Bu planda sadece iktidar güçlerinin kontrol altında tutulması öngörülmüyor, aynı zamanda muhalefet partilerinin ve demokratik dinamiklerin de doğrudan denetlenmesini de içeriyor. Maalesef bu noktada bugüne kadar başarılı olmadıkları da söylenemez.
AKP iktidarı, bu planın uygulayıcıları, güçlerinin ana kaynağını, muhalefet güçlerinin zayıflıklarından ve ortaya güçlü bir direnç koyamamalarından alıyor. Bunu, dini kullanarak topluma karşı uyguladığı yoksullukta eşitlik politikasıyla tamamlıyor. Tüm bunları ülkedeki demokratik, özgürlükçü ve diktatörlük karşıtı güçleri baskı ve şiddet yoluyla bastırma politikasıyla paralel yapıyor.
Peki bu gerçek Türkiyenin, Türkiye insanının kaderi mi, bu gidişat tersine çevrilebilir mi?
Elbette bu mümkün. Bunu gerçekleştirecek toplumsal dinamiklerin mevcut olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Diktatörlüklerde sadece hak, hukuk, adalet, demokrasi istemek, özgürlük istemek yeterli mi? Bu durum, bu gününü, geleceğini bu değerlerin ortadan kaldırılması üzerine oturtmuş bir yapı karşısında ricacı olmaktan öte bir anlam ifade etmeyecektir. Elbette bir şeyi istemek önemlidir. Ama sadece istemek asla sonuç getirmez.
Bunun için üç faktörün bir arada olması gerekiyor. İstemek- Ardıcıllık, güçlü bir irade ortaya koymak- toplumu hedefe yönlendirecek liderlik. Bunlar olmadan sonuç alınamayacağı açık.
Bunun için muhalefet partilerinin kendilerini yeniden sorgulamalarında yarar var. Şu anki görüntüleri ile bu önderliği yapacak bir olgunlukta gözükmüyorlar.
Bunda bir dizi etkenin yanında, yukarda ifade edilen partiler içindeki, partilerin dinamik yapıya kavuşmasını engellemeye çalışan Truva atlarının da olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bu tür insanlar kritik anlarda liderlerin önüne, tam da rejimin, yada emperyalist güçlerin istediği gibi, hedef şaşırtma, gündemi saptırma gibi işlevleri gördükleri artık görülmelidir. Burada iki temel örnek vermekle yetineceğim. CHPnin, ülkenin bugünkü ortama gelmesine katkı yaptığı, sonucunu bildiği halde milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda aldığı tutumla, HDPnin son kongre sonrası, eş başkanının diliyle ifade ettiği gibi, Türkiyelilik kavramı yerine, kendisini Kürt halkının temsilcisi alanına hapsetmesi gibi.
Aksi yönde, pozitif anlamda yapılan aktiviteleri de görmek gerekiyor. CHPnin topladığı çalıştaylar ve özellikle sayın Kılıçdaroğlunun inisiyatif alarak 24 gün boyunca yürümesi ve ardından düzenlediği mitingle milyonlarca, çok farklı kesimden insanı bir araya getirmesi.
Bu çizgi devam ettirilmeliydi, fakat ne yazık ki, açıklanmasına rağmen bu çizgi devam ettirilmedi.
Her türlü şiddeti ve şiddet ve ayrıştırmayı reddeden bu anlayışın devamını önleyen anlayış CHP tarafından iyi sorgulanmalıdır.
Başka türlü bir çıkışın olmadığını artık sağduyulu, ülkesini seven her kesin görmesi gerekmiyor mu? Referandumdan aylar sonra hile yapıldığının yeniden gündeme getirilmesi elbette her zaman gereklidir. Fakat daha gerekli ve anlamlı olan, referandum günü gereğinin yapılarak, şiddeti reddeden bir anlayışla ve anayasal haklar kullanılarak, milyonlar alanlara ya da YSKnın önüne davet edilemez miydi? Bu doğrultuda yapılan telkinler neden reddedildi?
Olanlardan sonuç çıkararak şimdi öne bakma zamanı. Siyasal partiler kendilerini bu anlayışlar çerçevesinde sorgulamalıdırlar.
Gelinen bu noktada, demokratik, muhalefet partilerinin sadece kendi iç dinamiklerinin desteği ile bu sorunlara cevap verecek durumda olmadıkları maalesef ortada. Bu ortamda demokratik kamuoyunun desteğine, sivil halk girişimlerinin yaratıcı, etkileyici, dönüştürücü gücüne ihtiyaç var. Toplumsal, siyasal, kültürel her türlü alanda sivil girişimlere ihtiyaç var. Barışçı, birleştirici olmak koşulu ile sivil inisiyatiflerin ortaya çıkmasına şiddetle ihtiyaç var.
Bunlar günlük yaşamda halk arasında zaten konuşulan olgular. Olması gereken, bunların örgütlü, amaçla uygun hale getirilmesi. Var olanlar içinde de güç birlikleri, ortak platformlar oluşturulabilir. Mevcut demokratik kurumlar desteklenebilir ve birlikte davranmaları teşvik edilebilir. En acili, demokratik partilere misyonlarını yerine getirmeleri için baskı yapılabilir.
Aslında birlikte hareket etme deneyimleri örneklerini çok yaşadık. Bunun en iyi örneklerini yerel seçimlerde ve özellikle referandum kampanyasında çok başarılı bir şekilde yaşadık. Birlikte ve amaca kilitlenen bir anlayışla hareket etmenin çok başarılı örneği yaşandı.
Çok önemli olduğunu düşündüğüm bir olgu daha var; Dikkat edilirse AKP iktidarı yaşamın her alanını siyasallaştırıyor. Toplum yaşamındaki küçük- büyük her olguyu keskinleştirerek, yukarda bahsedilen amaçlarına bağlamaya çalışıyor. Köyde, mahallede, beldede vatandaşın kendi arasında basitçe çözebileceği sorunları bile kutuplaşmanın bir aracına dönüştürüyor. Bu yanıyla toplumsal yaşam zehirleniyor.
Bu durumu engellemenin bir yolu siyasetin yerelleşmesini teşvik etmekten geçiyor. Örneğin, siyasal partiler, STKlar, sivil inisiyatifler yerel sorunları mahalle ve köylerde tartışmanın, açıklamaları bu alanlarda yapabilmenin bir yolunu bulmalıdırlar.
Yeterki istensin, kararlı ve birlik içinde olunsun, başarı kaçınılmaz olur.

Eğitim